Şu paralı bayan ve bay sosyetiklere hayret ediyorum doğrusu. İçinde bol sıfırı bulunan etiketli ürünleri almak sadece onlara mahsus!
Modanın ciddi ciddi ağırlığını hissettiğimiz bir yıl. "Neden?" demeden, "ne zaman?" dediğimiz geccelerde veya günlerde dostlarla buluşurken elimiz dolabımızdaki en pahalı giysi, çanta, ayakkabıya gider. Çünkü amaç en yakın arkadaşına, marka olan ve üzerine giydiği ürünün sonsuz havasını atmaktır! Bu arada Akmerkez Beymen ve Nişantaşı Beymen'de biliyorsunuz ki sonsuz müşteri memnuniyeti var. Fakat bazı gözde sosyetiklerimiz, hatta her dakika magazin sayfalarını süsleyenler, Beymen'den aldıkları pahalı giysileri ve çantaları bir kaç kez kullanıp, "Ay bu çantamın astarı sarktı, vs. vs." uydurma yalanlarla aldıkları çantayı veya giysiyi bir-iki kez değiştirip, değiştirip kullanıyorlar!
Bunların kim olduğunu ben çok iyi biliyorum. Çünkü haberler çok çabuk yayılıyor. Hadi biraz ip ucu vereyim. Ş.Ç., Ç.K., Ş.O., S.A., B.Ş., E.M... Oooooh, daha kimler, kimler? Bu ara davetlerin ve kışlık mekanların açılışları ardı ardına olduğu için sosyetemiz ne yapsın işi, böyle tek kalem hesap ödeyip, bir ürüne para ödeyip geri verip verip, birkaç giysi ve çanta ile havalanıp çözmüş!.
Vallahi iyi ki var şu Beymen. Bayanları, en az, sezonda 10 milyar kurtarıyor. Benim en anlamadığım ise gündüz ve gecce nasıl her daim şıkır şıkır dolanırlar? Takılar, çantalar... En dikkatimi çeken isimler ise, Derin Mermerci, Aslı Üstünkaya, Elif Germiyanlıgil, Begüm Şen, Sitare Akdilek, Şebnem Çapa, Çiğdem Kayalı, Ender Mermerci ve tüm ailesi. İşte daha bir sürü bayan. Hiç sıkılmazlar mı? Yorulmazlar mı? Biraz rahat olun hayat sırf giyinmek ve eğlenmek değildir. Gerçi arada birkaç yardım kampanyalarına katılıp sosyal hizmetlere faydanız dokunuyormuş gibi magazin basınını da çağırıp boy gösteriyorsunuz. Ama yine de olmuyor. Arada ben de çıkıp şöyle öğle ve akşam popüler yerlere gidip bir göz atayım diyorum ama olmuyor. Artık yapamıyorum bu sahte ortamlara, şıkır şıkır kıyafetlere ve boş sohbetler içinde kendimi rahatsız hissediyorum. Ve beni davet eden her arkadaşımın davetini geri çevirerek onları da kırmış oluyorum.
Bunları neden yazıyorum? Belki bundan sonra yetişen yeni nesile faydası olur da, medya maymunu olmazlar. Gerçi onlardan çoğu bu ortamları görüp büyüdükleri için pek bir şey fark edeceğini zannetmiyorum ya neyse...
Daha önce Bodrum yazılarımda sosyetenin çocuklarının ne hallerde olduğunu bol bol yazmıştım. Kış geldi yine aynı tas aynı hamam. Bodrum yazılarımdan birinde bahsi geçen Lara Kamhi bana mail atmış. "Beni tanımıyorsunuz, benimle ilgili yazacaklarınızı bana sormanız lazımdı" diye!!! Eee ben gözlerimin önünde gördüğüm yaşadığım şeyleri niye sorayım?
Eski işletmeci Celal Çapa'nın oğlu ile ilgili yazdığım bir yazım için Emre Çapa bana mail atıp, "bana sorsaydınız ben doğruları söylerdim" diyor.
Aynı şekilde Melissa Eliyeşil ve babası Necmettin Eliyeşil'de dahil bana mail atmışlar. Babalı, kız hemde ikisi de ayrı ayrı mail'ler atıp sözde yazdıklarımın hesabını sormuşlar!
Çocuklarının gecce yaşamlarına çeki-düzen vereceklerine böyle mail atmasınlar. Yazdıklarımın hepsi doğrudur. Abartısız ve yalın. Bu yazdığım gençlerin hepsi de, Havana, Tapma, Maki gibi yerlerde gecce ve gündüz neler yaptıklarını unutmasınlar. Kış geldi aynı hız devam ediyorlar. Bize de yazmak düşüyor.