Vallahi Sakıp Sabancı’nın ölümünden sonra Sabancı Ailesi’ndeki herkes birer birer holdingten ayrılıp kendi holdinglerini kurdular, fakat dikkatimi çeken şu oldu: Sabancı Aileleri’nde hep kadınlar ön plana çıkmaya başladı. Ne kadar hırslı ne kadar azimliymişler vallahi hayretler içerisindeyim.
En çok hayret ettiğimse Sabancı kadınlarının birbirlerine karşı gösterdikleri hırsı yarışa dönüştürmeleri. Ama hepsi de bir o kadar başarılı. Tabiî ki başı Güler Sabancı çekiyor. El atmadığı bir sektör kalmadı en son duyduğum Ayvalık civarında satın almadığı zeytinlik ve köy kalmamış. Eh o almayacak da ben mi alacağım. En son duyduğum Suzan Sabancı Dinçer de Ayvalık’ta bir arazi ve eski bir Rum kilisesi almış. Kiliseyi restore ettirip butik otel olarak hizmete açacakmış, bakalım Ayvalık’ta arazi ve köy alma birinciliğini Suzan Hanım, Güler Hanım’ın elinden alabilecek mi?
Gelelim moda ve televizyona el atan diğer iş kadını Demet Sabancı’ya.. Vallahi o da maşallah çok çalışkan ve hırslı bir bayan. Demsa adlı şirketine her geçen gün yeni firmalar katıyor. Geçen yıl Kanyon’da açılan Harvey Nichols grubuna katmıştı, ardından Fashion TV için ülkemize gelen ünlü modacı Roberto Cavalli ve eşi için yalısında verdiği davet ile duyurmuştu Demet Sabancı. Vallahi gönüllü turizm elçimiz gibi oldu Demet Sabancı. Ülkemize popüler kim gelse yalısına davet ediyor yani bayramlarda çocuklara alınan cicilerin başka çocuklara gösterilmesi gibi kim gelse yurtdışından doğruca yalısına davet ediyor Demet Hanım ve ardından gazetelere boy boy röportajlar veriyor. ‘Cavalli yalımıza bayıldı ona bir kravat hediye ettim gibi vs vs..’ şeklinde.. ve yalısında kimleri ağırladığını sıralamakla da bitiremiyor. Bu isimlerden bazıları şöyle talk show’cu Oprah Winfrey, Nilüfer Sultan, ABD eski Dışişleri Bakanı Colin Powell.. İşte bu simleri ağırlayıp onlara hediyeler vermekle şu aralar gündemde Demet Sabancı.
Bir diğer Sabacı kadını ise Arzu Sabancı. O da tekstil işinde ünlü giyim markası Patrizia Pepe’yi geçtiğimiz yıllarda İstanbul’a getirip Nişantaşı’na bir mağaza açmıştı son olarak da Pinko adlı markayı getirdi ülkemize, Emine Sabancı ise kuruyemiş işine el attı ve Peyman adlı bir marka yarattı. Tüm bu Sabancı kadınları birbirleriyle o kadar rekabet içindelerki bakalım bu rekabetin galibi kim olacak.
Onu bunu bilmem tüm Sabancı kadınları akıllı çıktı ama bir tek akıllı çıkmayan Emine ve Ali Sabancı’nın kardeşleri Sıdıka Sabancı oldu. Yaptığı evlilikleri ve ilişkileriyle genelde gündeme gelen Sıdıka Sabancı en son evliliğin eşiğinden döndüğü şarkıcı Cenk Eren’le olaylı bir ayrılık yaşamıştı hatta etrafta dolaşan dedikodular ve iddialar hiç hoş değildi. Bir çok insandan borç para alıp geri vermeyen Sıdıka Sabancı bu kadar başarılı ve hırslı Sabacı kadınlarının arasında en akılsızı çıktı diyenler az değil doğrusu. Her neyse bakalım önümüzdeki günlerde hangi Sabancı bayanını manşetlerde göreceğiz. Bakalım nereleri alacaklar, batmakta ve borç içinde yüzen firmalara nasıl ortak olacaklar? Biraz da Sıdıka Sabancı’ya bir işler düşse bu rekabette fena olmaz diyorum. Komşuda pişer bize de düşer misali….
[b]İŞTE SONUNDA BEN DE HALA OLDUM[/b]
[resim=20091111resim-183917D7][/resim]
Geçtiğimiz yirmi gündür memleketim İzmir’deydim, çünkü tek kardeşimin bir oğlu oldu tabiî ki bende hala oldum. Kızımın doğumundan beri yani yirmi yıldır çok yakınımda akraba bağı olduğum bir bebek doğumu yaşamamıştım gerçekten çok özlemini duyduğum bir duyguymuş, Allah herkese nasip etsin derim. Küçük yeğenim Özer Batur o kadar tatlı ki sizlere anlatmam vallahi güzel İzmir’imi ve de minik yeğenimi orada bırakıp İstanbul’a geldiğim için hayli üzgünüm.
Çünkü İstanbul güzel olduğu kadar artık bir o kadar da sıkıcı gelmeye başladı bana. Her şey aynı; emme basma tulumba misali keşmekeşlik, kıskançlık, hasetlik diz boyu! Hele ki insan az da olsa uzaklaştığı zaman bunu daha da çok anlıyor. Bu uzaklaşma bir de dünya tatlısı bir bebek için olunca hele ki bu bebek yeğeninizse o zaman tadına doyum olmuyor.. Minik yeğenimi çok öpüyorum ve ömür boyu mutlu olmasını diliyorum.
[b]ARTIK MYTHOS VAR…[/b]
Çok eski arkadaşlarım olan İstanbullu Cem ve Çiğdem Bişkin işte İstanbul’un keşmekeşliğinden bıkıp İzmir’in şirin ilçesi benimde doğduğum ve büyüdüğüm yer olan Urla’ya yaklaşık iki yıl önce yerleştiler şimdilerse ise Urla İskele de Mythos adlı çok şirin bir balıkçı restoranı açtılar.
Cem ve Çiğdem Bişkin’i mutlaka hatırlarsınız. Levent Çalıkuşu sokakta Sherlock Holmes Pub vardı bir zamanlar herkesin müdavimi olduğu daha sonra adını Woo Club olarak değiştirip yıllarca bu isimle eğlence ve yemek severlere hizmet etmişti. İşte bu kulüplerin sahipleri karı koca arkadaşım bakıyorlar ki çocuklar büyüyor İstanbul gecce hayatı iyice zıvanadan çıkmış tası tarağı toplayıp üç yıl önce memleketleri İzmir’e yerleşme kararı alıyorlar ve İzmir’in ilçesi Urla’da karar kılıyorlar. Aslında Urla birçok ünlüye ev sahipliği yapan güzel mi güzel bir sahil kasabasıdır sevgili Ertuğrul Özkök, Hıncal Uluç, Gönül Yazar, Şenay Düdek, Rahmetli Tanju Okan gibi şu an aklıma gelmeyen birçok ünlü isim Urla doğumludur. Eee ne varsa İzmir’de var; gazetecisi, yazarı, mankeni güzeli hep İzmir’den çıkar. Fabrika gibidir İzmir doğumlu insanlar, havalarında sularında bir başkalık vardır; gerçek birer Avrupalıyız’dır anlayacağınız.
Gelelim Mythos’un yaratıcısı Cem Bişkin ve eşi Çiğdem’in Mythos’u açma hikayesine. İzmir’ e yerleştikleri üç yıl boyunca gittikleri her yerde gençliklerinde Ege Lezzetlerini aramışlar. Fakat nereye gitseler her yerde aynı soğuk mezeler, sıcak mezeler olması üstelik ucuz fiyat olsun diye tatları bozuk yemeklerle karşılaşmışlar. Bizim ikili de gerçek Ege mutfağını tekrar yaratmak için kolları sıvamışlar ve Urla’nın iskelesinde Liman içinde eski liman binası bulup restore ettirmişler ve ortaya otantik çok şirin ve de Ege lezzetlerinin bir araya toplandığı Mythos’u geçtiğimiz ay hizmete açmışlar.
Geçtiğimiz Cumartesi akşamı kalabalık bir grup ile Mythos’a gittik ve gerçekten büyülendik. O kadar şirin ve o kadar güzel bir mekan yaratmışlar ki İzmir’de yaşayanları işte o zaman çok kıskandım, o gecce yediğimiz tüm mezeler orijinal olarak sunuldu; lezzetleri hala damağımda doğrusu. Hele ki zeytinyağına bayıldım, kimyasal işlemden geçmemiş saf zeytinyağı kullanılıyormuş tüm mezeler ve yemeklerde; salça dahi köylerden toplanan domateslerle yapılıyormuş. Tatlı lor Manyas’tan geliyormuş, süzme yoğurt Tire’den. Ay ben yaklaşık iki ay önce Selçuk Şirince köyü ziyaretimde bir de Tire Pazarına gitmiştim size anlatamam köy pazarında olan ürünlerin lezizliğini. Tire’de her Salı sabah saat 06.00’da kurulan pazara yalnızca köylüler Pazar kuruyor ve tamamıyla evde hazırladıkları ürünleri satıyorlar. Yolunuz düşerse mutlaka bir Salı sabahı uğrayım derim hatta özellikle Pazartesi akşamında Selçuk Şirince köyüne gidin bir gecce konaklayın ve sabah kendinizi Tire pazarına atın. Şimdi tam mevsimi ben on gün sonra oradayım. Söylemesi ayıp, hafif nemli bir hava toprak kokulu Şirince köyünün evlerde yapılan şaraplarından şömine başında tatmaya gideceğim.
Yine konudan konuya atladım. Ee yoğurtun Mythos’a Tire’den geldiğini duyunca dayanamayıp sizinle paylaşayım istedim. O gecce yediğimiz Greek salata içine konulan kalamata zeytin enfesti, o da Aydın yöresinden geliyormuş. Hele yediğimiz ahtapot ızgara enfesti. Geçen yıl gittiğim Girit’te bile bu kadar güzelini yiyememiştim doğrusu.
Rum ara sıcaklarında ise sınır yok ama söyleyeyim o kadar enfes mezeler var ki balığa yer kalmıyor o yüzden her şeyden azar azar yemenizi tavsiye ediyorum. Yani kısacası İzmir çok özel bir balıkçı kazanmış. Sıradan bir İzmir balıkçısı değil de gerçek bir gourmet köşesi olmuş. Tebrikler sevgili Cem ve Çiğdem Bişkin; lezzet severlere böylesine şık ve leziz mezelerin sunulduğu bir mekan kazandırdığınız için…
[b]GÜL’ÜN GÖRÜLESİLERİ[/b]
Karun Kıraç’ın yeni mücevher koleksiyonu
Şişli de Cumartesi günleri kurulan organik pazar
Vakko’nun 2010 yeni yıl hediye seçenekleri..
Bebek Lulu’s’ta cam kenarı masada oturup etrafı seyretmek