Gerek var mı acaba o beden tutkusu ile yaşamaya?
Yok hem de asla yok!
Geçtiğimiz gün birçoğumuzu şoke eden bir ölüm haberi aldık.
Ölen kişi Tefken Holding'in kurucularından Necati Akçağlılar'ın biricik kızları Leyla Akçağlılar'dı.
Ölüm nedeni aşırı zayıflık tutkusu oldu.
Oldu mu şimdi oldu mu ya?
İnsan kendini bile bile ölüme teslim eder mi?
Ömrünün yarısını yani 21 yılını yalnızca salata yiyerek geçirdi ve de vücudundaki bütün organlarını bitirdi. Önce iki böbreğini kaybetti tabii bu arada rahmetli Leyla 21 yıl boyunca hayatımızın yaşam kaynağı olan suyu bile ağzına koymadı. Ah Leyla ah! Böyle bir ölümü hak etmedin; inşallah öbür dünyada huzur içinde olursun.
Evet sevgili sosyetemize, dal gibi görünüp sıfır beden olacağım diye sadece salatayla beslenenlere bu bir ders olsun. Gencecik kadınlarımız genç yaşta vücutlarındaki organlarını çökertmesinler. İşte o zaman ne paranın önemi kalıyor, ne de hayatın.
Leyla Akçağlılar şimdi onu sevenleri gözü yaşlı ve de keder içinde bıraktı. Hayatı bırakıp gitti. Yaşamı boyunca güzel leziz yemekleri yiyemedi, dünyayı gezdi. Gittiği ülkelerin restoranların mönülerinde bulunan yöresel tatları tadamadı. Düşünsenize Etiler'de beş yıl önce Butterfly adlı patisserie açtı pasta ve özel yapım çikolataların yer aldığı kendi mekanında dahi bir tane ama bir tanecik minik çikolata dahi yemedi.
Aslında hayat çok ama çok kısa hiçbir şeye değmez. Şöyle bir bakıyorum ki bazı kadınlar ne için yaşıyorlar acaba? Yalnızca zayıf kalmak, iyi giyinmek, çevresinde bulunan arkadaşlarından ilk önce en iyi çanta ve ayakkabının kendinde olmasını istemekten başka bir şey yapmıyorlar.
Ben çok tanıdım öğlenleri İstanbul'un en şık restoranlarında buluşup yalnızca ve de yalnızca salata yiyenleri ya da 4 arkadaş ortaya bir İtalyan pizzası söyleyip yanında da yeşil çay içenleri. Gitmeyin yahu o zaman İstanbul'un en iyi restoranlarına neden gidiyorsunuz yalnızca orada masa işgal ediyorsunuz.
Zaten işimden dolayı İstanbul'un en iyi mekan sahipleri ve işletmecileriyle dost olduğumdan zaman zaman onlardan duyarım, "bunlar yer işgal etmekten başka bir şey yapmıyorlar" diye...
Bir de bizim gerçekten mutfağımız ve de mönümüzü seven müşterilerimize karşı bu tip hanımlar yüzünden zor durumda kalıyoruz diyorlar.
Eee tabi bu hanımların kocaları iş adamı ve cemiyet hayatında olduklarından karılarına masa vermeseler o da olmaz.
Ama en çok Papermoon'a dadanmıştır bu hanımlar hemen hemen haftanın üç günü oradadırlar. Salatalarını yer yeşil çaylarını içerler. Bir de piyasa yaparlar. Arada Sunset'e takılırlar bazen aşağı sahile Mia Mensa'ya giderler. Tabii bu gibi yerlere öğlen giderler akşamüzeri ise ver elini Nişantaşı.
Beymen turlarının ardından Beymen Bresserie'de kafeinsiz kahve ya da yeşil çay içip internet alışverişi yaptıkları siteleri anlatıp en son trend neyse internet yoluyla sipariş ettiklerini konuşurlar.
Hanımlar hanımlar Allaha şükür kocalarınız para kazanıyor; tabii kiminin kocası da babadan kalma iş ile uğraşıyor olsa da paranızın keyfini bunlarla çıkarmayın, yemek yiyin gerçek yemek ama tabii abartmadan.
Dünyayı gezin dünyayı! Ama marka çantalarla değil sırt çantalarıyla.. Tabii kaliteli ayakkabı, çanta almayın giymeyin demiyorum. Ama kendiniz için alın, tadına varın; sırf arkadaşlarınıza gösteriş için almayın.
Amaaan işte ben de yine ne yazıyorum ki bunları, bana ne! Ne halleri varsa görsünler!
Ama işte bazen bunun faturası ölüm ile ödenince elimde olmadan yazıyorum.. Çünkü geride üzüntüden ve sızıdan başka bir şey kalmıyor..