Ülkemizi seçim sonrası dilerim ki refah ve huzurlu günler bekliyordur. Öyle olacağına ben gönülden inanıyorum. Her şeyin hayırlısı ve aydınlık bir ülke, pırıl pırıl insanlık olsun.
Her yıl aşure ayını ve günlerini dört gözle bekliyorum. Komşulardan gelen aşureleri, evimde ve ofiste kaynattığım aşure tenceresini, etrafa dağıttığım tabak tabak aşureyi, mideye indirdiklerimi, bereket için edilen duaları Allah kabul etsin. Hepimize, herkese nice aşure ayları diliyorum.
[resim=20151105resimHD-140941GO][/resim]
Geçen hafta bir de cadılar bayramını kutladık. Aslında bizim bayramımız değil ama işte renk olsun, iki gülelim, heyecan olsun diye kutluyoruz. Aslında bunu en çok büyükler küçük çocukları eğlensin, onların hayatında bir atraksiyon olsun, kapı kapı şekerler dağıtılsın, evlerde oyulmuş bal kabaklarının içine mumlar yakılsın, cadılar kovulsun, kötü ruhlar yıl boyu bizlerden uzak dursun, çocuklar kostümler giyip birbiriyle eğlensin, arkadaşlıklar pekişsin, korku anında sığınacak arkadaş bulunsun diye yapılıyor.
Ben de bu yıl Cadılar Bayramı’nı arkadaşımın çocuklarıyla birlikte kutladım. İstanbul Levent’te Party Kids’de sevgili Sitare Akdilek’in 17 yıl önce kurduğu Party Kids artık yalnızca çocukların mekanı olmaktan çıktı, biz büyükleri de çok mutlu ediyor.
[resim=20151105resimHD-141002FG][/resim]
Cadılar Bayramı günü Party Kids oldukça hareketliydi. Mekanın her yeri siyah ve portakal rengine bürünmüştü. Tam bir Halloween Party konsepti yaratılmıştı anlayacağınız; balonlar, uçan süpürgeler, balkabakları, mini balkabağı şeklinde cupcake’ler, koskocaman balkabağından yapılmış içi çeşitli şekerlerle doldurulmuş şeker arabası, çocukların sevdiği yiyeceklerle donatılmış açık büfe ve etrafta kılıktan kılığa kostümden kostüme girmiş bir dolu çocukla çok eğlendim çok.
Çocuklar kendilerini Halloween partisinin çılgınlığına kaptırmış gidiyorken biz de büyükler için arkada hazırlanan kış bahçesinde vakit geçirdik. Bizler için hazırlanan hepsi ev yapımı kısırdan böreklere, kinoa salatasına yağsız unsuz pastalara kadar Sitare Akdilek’in ikramları on numaraydı. Kadının bir de sohbeti var ki doyum olmuyor. Sitare Akdilek’i bir kez daha Party Kids’i kurup çocuklara ve ailelerine böyle bir dünya sunduğu için tebrik ediyorum. Gerçekten yaptığı iş büyük başarı ve özveri, titizlik istiyor. Çünkü işin içinde çocuk var.
[resim=20151105resim-141023CP][/resim]
Bizler o gün çok eğlendik, küçükleri hiç söylemiyorum en son party bitti gidecekler hepsi ağlıyor gitmek istemiyordu. Yakında haftasonu konaklamalı çocuk oteli açması gerekecek Sitare Akdilek’in. Neden olmasın Party Kids Hotel. Bu arada mekan o kadar güzel, ikramlar ve yarattığın konsept o kadar iyi ki bende doğumgünümü Party Kids’te yapabilirim bu yıl :)
[resim=20151105resimHD-141043OY][/resim]
Gündüz Party Kids’te dolu dolu kutladığım Cadılar Bayramı’na akşam da devam ettim. İstanbul kazan ben kepçe durumlarıydı yine anlayacağınız. İlk Nişantaşı Cento Per Cento’ya gittik. Amman tanrım, mekanın cadde kısmı ayrı dolu, içeriye aşağıya inince aşağısı ayrı dolu herkeste maskeler şapkalar müthiş bir müzik ve kalabalık. Ordan hızımızı alamadık Akaretler’deki Limoncello’ya gittik. Orda da durum aynı tıklım tıklım bir kalabalık. Sahnede Mert Davran çılgınlar gibi şarkı söyleyip milleti coşturuyor; arada bir kardeşi Memo Davran çıkıyor sahneye vur patlasın çal oynasın ben böyle bir eğlence uzun zamandır yaşamamıştım. Şiddetle tavsiye ediyorum sabahın ilk ışıklarına kadar tepin tepin yerimizde duramadık. Haydi Limoncello’ya…
[b]YEŞİLKÖY YÜKSEL BALIK…[/b]
Bu hafta benim ayaklar iki kez Yeşilköy’e gitti. Yeşilköy’e gidince en sevdiğim adreslerden biri Yüksel Balık. Yıllardır mezelerini, balığını atmosferini çok severim. Kendimi orada çok rahat hissediyorum. Tabii sahibi Yüksel Karakış’ın da yeri ayrıdır bende.İşine aşık bir balık duayenidir kendisi. Her daim işinin başındadır. Her sabah saat 04:00’da balık haline gidip müşterilerine ikram edeceği balığı kendi seçer. Müşteriye ikram ettiği lakerdayı, balık pastırmasını kendi yapar.
[resim=20151105resimHD-141105IJ][/resim]
Ve en önemlisi hergün iki yerinde de müşterisini kendi kapıda karşılar. Benim için bu vasıflarda olan bir mekan sahibi, bir işletmeci işinin ustasıdır. İşinin aşğıdır. Benim gittiğim iki akşam da her zamanki gibi kapıda karşıladı bizleri.
Tabii ben bu sefer dedim ki bugün balıkları ben yapacağım siz yiyeceksiniz. Taktım Gül Chef şapkasını, aldım Yüksel Balığın sahibini karşıma, geçtim balık tezgahına… Seçtim pişireceğim balıkları ve doğru mutfağa ellerimle Yüksel beye ve misafirlerime Lüfer ve Kalkan tava yaptım. Ben bu Chef işini epey bir sevdim bundan sonra mutfaktan pek çıkmaya niyetim de yok. İstanbul’umda böyle güzel restoranlar ve restoranların iç açan mutfakları oldukça ben zaten zor çıkarım mutfaktan.