ŞÖHRETİN DAYANILMAZ CAZİBESİ, ÜNLÜ ÇOCUKLARIN YAKASINDA

Yayın Tarihi : 09-03-2003 00:00
Şimdi nedir bu başlık? Anlatayım efendim uzun zamandır aslında kafama takılıyordu. Dergilerde, gazetelerde ve cemiyet sayfalarında izlediğim kadarıyla ünlülerimiz ve sözde sosyete mensubu ailelerin çocuklarını medyanın gözü önünde bulundurmaktan artık zevk aldıklarına kanaat getirdim. Çünkü ileride vereceği zararları hiç düşünmeden abidik- gubidik resimler çektirmeler. Yok doğum günlerine basın mensuplarını çağırmalar ve bunun gibi daha neler neler. İleride çocuk büyüyüp olgunlaşmaya başlayınca da basından yaka silkmeler. Ama çocuk bir kez alışmış kameralara, okulunda ve arkadaş çevresinde popüler olmanın şımarıklığını doyasıya yaşıyor. Uzmanlar şöhret olma arzusunun insan psikolojisinde doğuştan varolan bir zaaf olmadığı konusunda birleşiyorlar. Ünlü olma duygusu insanların içindeki bazı boşluklardan ve eksikliklerden kaynaklanıyor. Yalnız üretimleriyle ve yaratımlarıyla toplum içinde tanınmış bir isim haline gelen insanlardaki şöhret duygusunun dozu tabii çok daha farklı. Sevgi üretebilen, kendisiyle ve çocuklarıyla barışık ailelerin genellikle ürünleriyle yeterince tatmin olabildikleri için şöhret duygusunun dozu çok daha farklı oluyor. Bu duygu kendi hayatında boşlukları olan, gerçek ilişkiler kuramayan, kendi içine ve kendi yalnızlığına kilitlenmiş kişilerde ve çocuklarında çok daha abartılarak yaşanıyor. Aslında kendisi ve çocuğu şöhret sahibi olmak isteyenle birlikte onları ünlü yapan kesime daha dikkatle bakmak gerekiyor. Toplumda belirli bir yere gelen, her an göz önünde yaşayan ün sahibi insanların çocuklarına bakıldığında kameralardan ve kendisini alkışlayan insanlardan uzakken çaresizlik, hiçlik, boşluk, yalnızlık ve anlamsızlık duygularına kapıldıkları, örneğin özel yaşamlarında sık sık bocalayıp sürekli sevgili değiştirme ya da kendinden yaşça çok daha büyük kişilerle ilişkiye girerek sansasyonlar yarattıkları görülüyor. Aslında tüm suç anne ve babanın. Aslında çocukların gerçekten istedikleri bu olmadığı halde bir kez varoluş yolunun bu olduğunu düşünüp, o yola girdikleri ve bütün enerjilerini, emeklerini sevmek üzerine değil, sevilmek, fark edilmek üzerine kurdukları için tek başlarına kaldıklarında herkesten daha fazla kendilerini yalnız hissediyorlar. Lütfen çocuklarınızı bu ''Maskeli Balo'dan'' uzak tutun. Bu hafta'da sevgi ile kalın. PriMADONNA!!! Ay inanmıyorum! İçimden Mine Taşkent'in şu halini görünce çığlık atmak geldi. Margoux Restaurant'ta ''Dom Perignon'' davetine de böyle gidilmez ki! Etek ve bluzunun siyah rengi bibirini hiç tutmuyor. Üzerine giydiği tiftik tüyden ceket nedir öyle? Baktım baktım anlayamadım. Çizmeler ve file çorap asla! Çanta ise ne renk olarak, ne de boyut olarak hiç olmamış. Off, daha fazla yazamayacağım. Mine Taşkent'i şık görmeye alıştık ama! Hiç üzülmeden sizi bu haftanın priMADONNA'sı seçiyorum. OKUNMAZSA OLMAZ ·Okan Bayülgen sonunda paparazzilerle milyonların önünde barıştı. Anşlaşılması ne zor adamsın sen Okan! ·İlhan Şeşen ve Pakize Suda bir televizyon programında şov programı sunacaklarmış. Pakize Suda keyiflidir de bakalım amca ne yapacak? ·Seray Sever ile popçu İzel'in şu aralar ayrılmaz ikili olduğunu. Çok muhabbet tez ayrılık getirir derler! ·Yeni Assolistimiz Umut Akyürek'in yıllarca parasızlıktan süründüğünü sağır sultana bile duyurduğunu. ·Ender Mermerci'nin geçtiğimiz günlerde Reina gecce kulübünde yaptığı Shakira şovunun hala dillerde olduğunu. Böyle enerjik bir annem olamadı! ·Hande Ataizi ile Verda Penso'nun şaşırtan dostluğunu. Şu İstanbul daha nelere kadir olacak! ·Sezon açıldı! Mutlaka buz pembesi bir kıyafet edinin. Teşvikiye'de Murat Yiğit Couture'de buz pembesi koleksiyon görülmeğe değer.