KADIN YAZARLAR ERKEK YAZARLARI EZDİ GEÇTİ

Yayın Tarihi : 06-03-2003 00:00
Geçen hafta Akmerkez Remzi Kitabevi' ne uğrayıp, en çok satanlar bölümüne şöyle bir göz atayım dedim. İnanır mısınız en çok satanlar arasında maşallah hep kadın yazarlarımız raflarda yarışır gibi duruyorlar. Birden kitaplardan sesler yükselmeye başladı. 'beni al, beni oku, bak beni okursan çok mutlu olacaksın, benim anılarım daha güzel, bak erkekleri nasıl anlatıyorum, kocamın tüm çapkınlıklarını anlattım.' Off kitaplardan sesler yükseldikçe yükseldi, baktım işin içinden çıkamayacağım. Kitabevi'nin içindeki cafe'de bir kahve içeyim o arada alacağım kitaba karar veririm dedim. En sonunda karar verip İnci Aral'ın 'Mor' adlı kitabını aldım. Daha önce okumuş olduğum kitaplar şöyle birer birer şekillenmeye başladı kafamın içinden. Ne kadar birikimli kadınlara sahipmişiz meğerse.. Onların birikimleri bizim yaşam felsefemize renk katmaya başladı. Ayşe Arman'ın renkli kişiliğinin yansıdığı 'Kimse Okumazsa Ben Okurum' kitabı tam 11 milyon satmış. Pakize Suda'nın anıları, Ayşe Kulin'in muhteşem ve yazmakla bitiremediği hayatı ve anıları.. Gülriz Sururi'nin kocasının kendisini nasıl aldattığını anlattığı kitabı. Sururi'nin gözlem gücü, bir de anımsama gücü, onun kitaplarını bir sanat yapıtı durumuna yükseltti. Ülkemizde son yıllarda epeyce anı yazıldı, Gülriz Sururi gibi hiç kimse anılarını bir sanat yapıtı durumuna getiremedi. İnci Aral'ın değişken erkek ruhunun özelliklerini anlattığı kitabı. Derin gözlenmiş roman kişileri yoluyla, bireylerin bir noktada kesişen, iç içe geçen hayatlarını ve savrulma süreçlerini; ülkedeki insan, ilişki ve değerlerin çözülme koşulları içerisinde, herkesin kendinden çok şey bulacağı bir biçimde anlatıyor. Tijen Kino'nun kendi iç hesaplaşmalarını anlattığı gerçek yaşamını. İclal Aydın'ın çok satan ve büyük bir beğeni kazanan kitabı Hayat Güzeldir'den sonra, ikinci kitabı Bitmiş Aşklar Emanetçisi'nde bu kez öyküleriyle sesleniyor okurlarına. Bu yukarıda saydığım tüm yazarların kitaplarını okudum. Kimisi iz bıraktı, kimisi eğlendirdi. Fakat düşündüm de yaklaşık altı aydır erkek yazarlardan hiç birinin kitabını okumamışım. 'Neden acaba?' diye düşünmeye başladım ve normal buldum. Yazanlar da kadın, okuyanlar da kadın olduğu için. Çünkü yukarıda ki yazarların bir kısmı erkekleri öylesine ezmişler, küçümsemişler ve hatalarını yüzlerine vurmuşlar ki, erkeklerde okuyacak yüz kalmadığından kesin alıp okuma cesaretini gösterememişlerdir. Geçtiğimiz haftalarda Gülriz Sururi'nin bir gazete röportajında eşi Engin Cezzar'ı, evliyken hayatına giren kadınlardan dolayı affetmediğini okudum. ''Bir An Gelir'' adlı romanı okuduktan sonra affetmemesi normal dedim. Geçtiğimiz hafta ise Engin Cezzar'ın başka bir gazetede röportajı ilişti gözüme. Manşet aynen şöyleydi; Bence Gülriz Beni Affetti.. Hoppala.. Bu kadar kültürlü, bu kadar birikimli iki insanın kendi hesaplaşmalarının bu şekilde halka mal olması, özellikle okuyucuya yansıması acaba ne kadar doğru? Hepsi bir tarafa Engin Cezzar'ın ''Hayatıma giren kadınlar arızalarım oldu'' demesi ne demek? Beraber olduğu kadınlar bu kadar mı önemsizdi ki bu sözleri sarfetmiş! Ben kitabı okumuş ve beğenmiştim, fakat şimdi bir kitap, iki röportaj. Kafam çelişkilerle doldu. Yinede okumaktan asla vazgeçmem. Tüm kadın yazarlarımızı yazdıkları ve okuttukları kitaplar için tebrik ediyorum. PRİMADONNA!!! Cemiyet hayatında popüleritesini ve şıklığını yıllardır elinden bırakmayanlardan birisi de Şebnem Çapa'dır. Para karşılığı gerçekten giyinmesini çok iyi biliyor. Ama yinede iki-üç aydır giyiminde inanılmaz bir düşüş görüyorum. Herhalde bunun sebebi yeni başladığı kendi restoranındaki işletmeciliğin verdiği yorgunluk ve stres olsa gerek! Kış günü giydiği açık ayakkabıları, fazla damarlı olan ayaklarında hiç iyi durmamış. Bir de üstelik geçen sezonun modeli olan volanlı ve fırfırlı elbisesinin diz ortasında biten boyu, Şebnem Çapa'yı olduğundan daha kısa göstermiş. Yıllardır solaryumlu yanık teninize alıştık, fakat solaryumun cildinize verdiği zararı en aza indiren ve ışıltısını korumasında emeği olan, Fransa'da ki doktorunuz Dray'ın da katkısı olduğu kesin. Sizi üzülerek bu haftanın priMADONNA'sı (!) seçiyoruz. OKUNMAZSA OLMAZ ·İzzet Çapa'nın, şifreli partilerinin şifresi karaborsada satılır olmuş. ·Şamdan gecce kulübüne yalnız giden sosyetik bayanlar geccenin sonuna doğru iyice dağıtıyorlarmış. (İsimleri bende) ·Mustafa Sandal, geçtiğimiz gecce bir gecce kulübünde sarışın bir sözde sosyetiğin tacizine uğramış. Sarışının yanında sevgilisi olmasına rağmen! ·Solaryuma girip girip, kayak yaparken 'bronzlaştım' demenin çok komik olduğunu. ·Kendilerinin bile sosyetik olmadıklarını bildikleri halde, ortalık 'sosyetiğim diye geçinenlerle doldu!' muhabbetinin avam olduğunu. ·Trend değişti. Diesel Jean'ı garsonlarda giyiyor. Şimdi özel tasarım Jean'ler gözde. ·Akıllı, genç, dinamik bayanlar, İstanbul'lu bildik ünlü tasarımcılara kıyafet diktirmek yerine, daha entellektüel tasarımcılara diktirerek tarzlarını ortaya koyuyorlar. ·Mankenler düşüşte. Yazar'lar çıkışta. (ne yapın, edin bir yazar arkadaş edinin) ·Sosyetenin çocuklarıyla dergilere verdikleri poz poz resimlerin gereksizliğini.