Geçtiğimiz Pazartesi günü sevgili Hülya ve Metin Aşık'ın üzerlerine titredikleri biricik kızları Eda'nın düğünündeydik. İstanbul Conrad Oteli'nin balo salonunda yapılan düğün, inanılmaz renkli ve güzeldi. Sosyete camiasından tutun da, siyaset ve iş adamlarının bir araya geldiği düğünde inanılmaz renkli görüntüler oluştu. Bir kere son yıllarda gittiğim en şık düğünlerden biriydi. Balo salonu olduğu gibi beyaz renge bürünmüştü, en küçük detay bile beyazdı. Saflığın, evliliğe atılacak ilk adımın en güzel göstergesiydi.
Kokteyl sırasında birçok tanıdık sima vardı.
Ahu Tuğbay, Feryal - Kemal Gülman, Semra Özal, eski Vali Nevzat Ayaz ve eşi, Fatih Terim ve eşi, Sadri Şener ve eşi, Metin Şen ve eşi, Emre Ergani ve nişanlısı, Mehmet Tuna ve eşi sevgili can arkadaşım Şehnaz Tuna, Sevgi - Gündüz Gedikoğlu, Eda Aşık'ın abisi Murat Aşık'ın sevgilisi manken Esra Eron ve Esra'nın babası davetliler arasındaydı.
Aslında daha çok yazacak isim var ama sığdıramam vallahi.
Gelelim peri kızı gibi olan gelinimiz Eda Aşık Keleş'e... Balo salonuna sevgili eşi Serkan Keleş'le el ele çok romantik bir müzikle girdiler. İnanın gözlerim doldu. Eda o kadar güzel bir gelin olmuş ki, anlatamam... Bir de inanılmaz kilo vermiş. Gelinliğine ise bayıldım. Tek kelimeyle muhteşemdi. Tabii gelinliği hazırlayan Canan Yaka olursa nasıl muhteşem olmasın.
Canan Yaka ve eşi Ergin Tanca'nın yanına gittim bir ara. Canancığımı öptüm, öptüm ve tebrik ettim. Tek kelimeyle bu camiada tanıdığım en başarılı modacı ve en iyi yürekli insan olduğu için...
Metin Hülya ve Murat Aşık ise o gecce hem mutlu hem hüzünlüydüler. E, kolay değil Eda onların her şeyi. Hayatları evlerinin neşesiydi. Allah, inşallah Eda ve Serkan'a ömür boyu mutluluk ve sevgi versin bir de güzel güzel bebeler. Eee bir de gelelim, geccenin sanatçısı İmparator İbrahim Tatlıses'e... Zaten Metin Aşık ile çok eskilere dayanan dostluklarından dolayı bir neşeli, bir neşeliydi anlatamam. Sahneden saatlerce inmedi ve gelen konukları mest etti. Sen gerçekten imparatorsun sevgili İbrahim Tatlıses gerçekten...
KEDİ MİSİN KÖPEK Mİ? YOKSA DÜNYAYA RENKLİ BAKAN CANSU MU?
Gelelim son yıllarda oyunculukta yıldızı parlayan Cansu Dere kızımıza. Geçen hafta Vatan Gazetesinde röportajını okudum vallahi şaşırdım. Bu kadar bilmeden de konuşulmaz dedim. Demiş ki, "Oyunculuk okumadım diye camdan mı atayım kendimi?..'' Elbette atma, sana at diyen var mı ki, kendi kendine bunları söylüyorsun. Belki içinde okuma isteği var ve oyunculukta kariyer yapmak istiyorsun, zamanı gelince okursun. Nasıl bir zamanlar bir mayo firmasında çalışırken birden manken oluverdin. İleride de çok iyi bir oyuncu olursun. Bir de Cem Yılmaz ile EV – LEN -Mİ - YOR - UM demişsin, aynen üstüne basa basa demişsin hem de. E, doğru söylemişsin pek istikrarlı gitmeyen ve bir dargın bir barışık arada uzun ayrılıklar yaşanınca, o ilişki için üstüne basa basa evlenmiyorum diyebilirsin. Ama hayat bu, kimin kimi alacağı da hiç belli olmuyor. Gelelim yine yaptığı büyük gafa... Cansu Hanım şöyle demiş. "Ben hayatı siyah ve beyaz yaşıyorum, başka renk tonlarını hayatıma sokmam kimsenin de yadırgamaya hakkı yok."
Vallahi içimden ağlamak geldi...
Neden mi? Düşünsenize bir insanın hayatını yalnızca siyah ve beyaz yaşadığını. Ne karamsarlık, ne tuhaflık. Bende hayatı yalnızca siyah-beyaz yaşayan kediler ve köpekler sanırdım ve onlar için hep üzülürdüm. Mesela köpeğim Şeker, o güzel zeytin gözleriyle bana baktıkça içim parçalanırdı, beni siyah-beyaz eski televizyonlarının ekranları gibi gördüğü için. Bahçedeki o güzelim yeşil çimin rengini göremediğini, gökyüzünün mavisini siyah-beyaz gördüğü ve hayatını siyah ve beyaz yaşadığı için. Aslında Cansu Dere orada başka bir şey anlatmak istemiş. Hani oyunculuk okumadım diye kendimi camdan mı atayım diyor ya. Aslında dünyada Hollywood sanat öğreticilerinin starlara eğitim bazında verdiği öğreti; "Başarının yolu ya siyahtır ya da beyaz'' şeklindedir. Starlar ara renklere asla takılmazlarmış. Fakat bu öğreti yaptıkları sanat için geçerlidir. Özel yaşamları için değil herhalde. Bizim Cansu kızımız da bundan haberdar ki bu kelimeyi zannederim bu manada kullandı...
DELİRMİŞ BUNLAR...
Kimler mi? Sezen Aksu'ya son günlerde sataşanlar, dil uzatanlar, şarkı sözlerinin çalıntı olduğunu iddia edenler. Vah vah, delinin biri kuyuya taş atmış 40 akıllı çıkaramamış. Bizim de bu kırk akıllı ünlüsü, ünsüzü, gazetecisi, köşe yazarı Sezen Aksu yorumlarını akıllarınca yapıyorlar da yapıyorlar.
Size ne ya... Sezen Aksu ben bildim bileli yaşam tarzını belirlemiş, ne etliye, ne tuzluya bulaşan bir sanatçıdır. Yani aslında sizlere verdiği mesajı sizler hala alamadıysanız mesleklerinizi bırakın. Sezen, "Ben üretirim, şarkı üretirim, sesi iyi olan sanaçıya şarkımı veririm. Kendimde çok istediğim anlarda albüm çıkartırım. Böyle kabul edin" dedi, ettiniz. Eee şimdi ne oldu da jüri üyesi Oray Eğin fırsat kollayıp, "Sezeeenn hanım sizin gazeteniz var diyorlar, medya patronları yalınızdan çıkmıyormuş'' diyor. Belki doğru olan şeyleri, yanlış zamanda ve yanlış üslupla söyledi, orası da tartışılır ya . Her neyse Oray Eğin bir anda, sanatçılar ve magazin gazetecilerinden, "Oooo helal olsun çocuğa bizim yapamadığımızı, diyemediğimizi sordu" övgüsü alarak, alkış topladı.
Sabah programlarında Oray Eğin'in Sezen Aksu'ya sorduğu sorular tartışılıp, konuşulup durdu. Magazinciler de, "Vallahi bravo Oray'a aklımızı başımıza getirdi" dedi.
Pardon 20 yıllık gazetecilerin aklı şimdi başlarına geliyorsa, yazık onların 20 yıllarına... Artık çalışmayıp, köşelerine çekilsinler. Çünkü 20 yıl insanlara magazin sunamamışlar demek ki. Sanatçılar ise magazincilere ateş püskürüyor. "Sezen Aksu'nun haberini yapamıyorsunuz ama bizi duvardan duvara vurup her gün bir magazin pogramında paparazzileri peşimizden koşturuyorsunuz" diye sitem ediyorlar.
Pardon. Sizler show sanatçılarısınız. Besteleri başkalarından alıp kasetinizde okur, sonra kasetiniz piyasa çıkarken promosyon üstüne promosyon yaparsınız. Restaurantlarda başka sanatçılarla kakki di kakki di görüntüler veririsiniz. Diğer meslaktaşlarınıza durup dururken sataşırsınız. Sevgililerinizle bir ayrılıp, bir barışırsınız. Açılışlarda kameralar önünde birbirlerinize kebaplar yedirirsiniz. Sonra da, "Sezen Aksu haberleri yapılmıyor benimkini niye yapıyorsunuz?" diye sitem edersiniz. Sizi haber yapmazlarsa siz unutulursunuz. Ama Sezen Aksu unutulmaz, çünkü o evinde oturup Ü – R E – T İ – Y OR... Şarkı yapıyor ve söylüyor. Bir de üstüne üstlük çalıntı şarkıları var diyorlar. Şimdi çalıntı diyorsunuz... Diyelim, bir tarafı bunun eyvallah. Fakat bir gerçek var yaşadığımız dünyada... O kadar güzel, o kadar farklı, değişik ayrıcalıklı güzel güzel şeyler duyup, görüp izliyoruz ki... Hepimiz birden bütün bunları izlerken, Sezen Aksu bütün bu izlediklerimizden, gördüklerimizin arasından öyle şeyler toparlayıp alıyor ki... Bir de onları öyle bir yoğuruyor ki, bir güzeli, çok daha güzel olarak bizlere sunuyor. Bu da çok önemli bir meziyettir. Ve zaten Sezen Aksu'yu Sezen Aksu yapmıştır. Yani anlayacağınız, hayatın kendisinden derleyip, toparlayıp bizlere gönderiyor. Oturup, bugün acaba kime ne desem de, magazin sayfalarında ya da ekranlarda olsam diye düşünmüyor. Zaten bu çalıntı olayını zaman zaman dünya starları da yaptı. Dönem dönem hep oldu, her zaman da olacak. Bunun adı, bir anlamda da esinlenmedir...
Bir de hoşlanmadığım şu oldu. Koskoca yıllarını bu camiaya vermiş bir gazeteci, "Neden Sezen Aksu'nun oğlu Mithat Can hiç yazılmıyor da, diğer ünlülerin çocukları sürekli yazılıyor" demez mi!
Pes vallahi, bundan 6 yıl evvele gidin... Mithat Can'ın en deli dolu olduğu döneme... Evinde her gün parti verip, yüksek seste müzik çalındı diye şikayet ediliyor, evini polis basıyor ve gazetelerin baş sayfalarında bu olaylar çıkıyordu. Bebek'te alkollu araç kullanırken bir arabaya çarpıyor, yine sürmanşet gazetelerde yer alıyordu. Kulüplerden aşırı alkollü çıkarken gazeteciler resimliyor, yine gazetelere basılıyordu. Üstüne Tuğçe Kazaz ile büyük aşk yaşadılar, her gün basına malzemeyi bol bol verdiler. Mithat Can demek ki, artık yaşam biçimini değiştirdi, onu göremiyorlar ve de basamıyorlar. Bu kadar basit işte! Neden böyle bakmıyorsunuz da, Sezen Aksu'nun dokunulmazlığından işi oğlunun dokunulmazlığına getiriyorsunuz. Bu resmen belden aşağı vurmak oluyor arkadaşlar...