Geçtiğimiz hafta yapılan Miss Turkey yarışması bitti ama yankıları maşallah hala bitmedi.
Doğuş Yayın Grubu’nun sponsor olduğu ve geçen hafta Kral Tv’den canlı olarak verilen Türkiye’nin en güzel kızının seçildiği yarışma bittikten sonra bütün köşe yazarları köşelerinden yarışma için kan kustular. Hıncal Uluç’tan tutunda Ahmet Hakan’a Ayşe Özyılmazel’e kadar herkes yarışmanın fiyasko ile biten finalini yazdılar. Ehhh bencede pek haksız sayılmazlar yazdıklarında doğrusu.
Yarışmayı izlerken ben de neredeyse küçük dilimi yutacaktım doğrusu. Bu kadar sönük bu kadar sıradan bir yarışma uzun yıllardır izlemiyordum yani. Laf olsun diye yapılan bir yarışma olmuş ya da yılların hatırı var hadi yarışmayı düzenleyen kişileri bu seferde kırmayalım yarışması olmuş resmen. Bence bundan sonra Doğuş Grubu bu yarışmaya biraz zor sponsor olur.
Yarışmacı kızlar ise tam anlamıyla fiyasko nerede o eski güzellik yarışmaları. Hem bu Türkiye güzellik yarışması mı yoksa Türkiye Best Model yarışması mı anlayamadım gitti. Türkiye eski güzellerinin boylarına, fiziklerine Türk görgü ve kurallarına bir bakın bir de şimdi tercih edilenlere bir kere. İlla da boyu uzun olacak diye yarışmaya almışlar 1.75 cm uzunluğunda kızları ama ne zarafet var kızlarda ne görgü ne de Türk geleneklerini bilen.
Eskiden öylemiydi Türkiye güzeli olacak kızlarda öncelikle zarafet, yüz güzelliği, aile geçmişleri, sahnede duruşları ve asaleti aranırdı. Şimdi ise sanki international defilelere çıkacak kız arıyorlar. Adları da Türkiye’nin en güzel model kızları ve erkekleri diye geçiyor ama siz Türkiye güzelini seçeceksiniz diye yalnızca boyu 1.75 üzeri kızları doldurmuşsunuz yarışmaya. Ne zarafet var kızlarda ne görgü ne de güzellik lütfen eskilere gidelim eskilere..
Nazlı Kuruoğlu, Aydan Şener, Günseli Başar,Nebahat Çehre, Filiz Vural, Jülide Ateş, Hülya Avşar, Azra Akın gibi vs. vs. Türkiye güzeli seçilen bu güzeller boylarıyla değil yüzlerinin güzelliği zarif ve ölçülü vücut ölçüleriyle ön plana çıkıp birinci olan isimlerdi. Bunlar ve daha sonraki yıllarda da hep bu ölçülü vücut ölçüleri ve yüz güzellikleri sayesinde yıllarca sinema ve televizyonda tercih edilen isimler arasında yer aldılar.
Eskilerin bir lafı vardır bilmem ne de de boy var ama falanca çeker diye. İşte bizim şimdiki güzellik yarışması ve Türkiye güzeli olma anlayışımız boydan geçiyor gerisi yalan.
[b]HAFTA SONU İZMİR URLA’DAYDIM…[/b]
Geçtiğimiz hafta sonu memleketim İzmir’deydim. Havada bir güzeldi bir güzeldi of yani tam bahar mevsimi yaşadım anlayacağınız. İlk gün İzmir Kordon boyundaki meşhur Deniz Restaurant’taydık. Zaten bizim için İzmir’e gidilen ilk gün önce Deniz Restaurant’a gidilir daha sonra programa sırasıyla gidilecek yerler yazılır. Deniz Restaurant’ta güzel ve hoş sohbetli bir akşam geçirdik ama Deniz Restaurant’ın eski servisi ve mezelerinin eski tatları kalmamış benden söylemesi.
Ertesi gün aylardır tadı damağımda kalan Rum usulu ahtapot yemek için Urla İskele’sinde geçen kış başı açılan Mythos’a gittik. İzmir ve İstanbul sosyetesinin yeni balıkçı adresi Urla Mythos. Aman Allah’ım ya Urla’nın İskele semtinde balıkçılar limanında açılan Mythos gerek dekorasyonu gerek çalan Greek müzikleri ve Yunan-Türk karışık mezeleriyle enfes bir yer..
Doğrusu kışın gittiğimizde içeride oturmamıza rağmen dışarıdaki fırtına ve yağmur eşliğinde yanan şömine çıtırtısında yemiştik enfes meze ve balıklarımızı.
Bu kez bahar havasının verdiği güzellik, martılar, kediler ve önümüze sıra sıra dizilmiş küçük balıkçı teknelerine karşı yedik enfes mezeleri, dinledik o güzel greek müziklerini.
Mythos’un sahibi sevgili Cem Bişkin ve dünya güzeli karısı Çiğdem karşıladı bizleri ve masamıza kadar eşlik ettikler.. Bayılıyorum karı koca dayanışmalı iş yapan çiftlere.. Vallahi buradan bir kez daha tebrik ediyorum kendilerini; gelen konukları ile öyle bir ilgileniyorlar ki size anlatamam. Bizim gittiğimiz akşam maşallah hem dışarısı hem de içerisi doluydu, hatta kapıdan o kadar çok dönen olduki ben ve arkadaşlarım şaşırıp kaldık.
Sevgili Cem Bişkin’e ‘hafta sonları mı böyle yoksa hafta arası da aynı şekilde doluyor mu’ diye sorduğumda, evet ‘sevgili Gül aynen böyle hatta İstanbul’dan arıyorlar bize bir gecce de konaklama ayarlayın lütfen yalnızca sizde meze balık yiyip bir gecce kalıp döneceğiz demeye başlayan o kadar müşterimiz var ki anlatamam’ diyor.
Hatta bana cemiyet hayatının önde gelen üç dört ismini söylüyor müdavimleri arasında olan şaşırıp kalıyorum. Ee ama mutfak şefi Sinana Usta’nın öyle marifetli ve lezzetli eli varki gerçekten bir günlüğüne o lezzetleri mezeleri yemeğe ve atmosferi yaşamaya gelinir Urla Mythos’a.
Doğrusu sizlere eğer giderseniz tavsiye edeceğim mezelerin başında Rum usulu ızgara Ahtapot ve ALİ RIZA USTA’NIN KALAMAR TAVASINI MUTLAKA DENEYİN.
Uzun zamandır böyle lezzetli bir kalamar tava yememiştim. Özel olarak hazırlanan bir sosta marine ediliyormuş. Diğer yerlerden çok farklı ve bir o kadar hafif bir lezzet. Ben bir ara meze dolabının önünde buldum kendimi..
Baharın taze ürünleri ile yenilenmiş onlarca meze içinden kendimize meze seçerken gözüm yarı açık olan mutfağa takıldı.
İstanbul dan gelen Sinan Usta ve Ali Rıza Usta mekanın diğer kısımları gibi tertemiz bir mutfakta çalışıyorlardı. İçime iyice sinmişti; MYTHOS temizlik ve hijyenden geçtiler benim gözümde. İşte ben de o meşhur meze dolabından seçtim de seçtim işte seçtiklerim.
Narlı Maş Fasulye, Girit ezmesi, özel hardal sosunda rezene mutlaka bu mevsim yiyin derim. Of of iki tabak bitirdim. Ada usulu peynir ezme ve isli patlıcan ezme tavsiye ettiklerim arasında. Tabiî ki bunların üstüne balık olarak gerçek deniz çipurası ya da kaya barbunu tavsiyemdir sevgili okurlarım.
Ha bu arada fiyatlara gelince hiç korkmayın gidin enfes derecede uygun fiyatlar sizi bekliyor benim gittiğim gün bir masada çok çok sevdiğim vefakar mesleğinin ustası sevgili Şenay Düdek ve arkadaşları vardı. Diğer bir masada Armağan ve Cemal Özgörkey kardeşler vardı. Girit adasından gelen 10 kişilik arkadaş grubuyla ortamın keyfini çıkarıyorlardı. Bir diğer masada ise İzmir Diva dergisinin İstanbul sorumlusu sevgili Mukaddes Kaya Güney ve f&f ajansın sahibi arkadaşım Feza Fırat kızı Başak ve eşi Bülent vardı. Anlayacağınız Urla Mythos hem İzmir hem de İstanbul sosyetesinin gözde adresi olmuş bile…
[b]ALAÇATI ALAÇATI…[/b]
İzmir Urla’ya gitmişken Çeşme Alaçatı’ya gitmeden olmaz dedim ve yalnızca on beş dakika arası olan Urla Alaçatı’nın ertesi gün yolunu tuttuk.
Alaçatı’ya vardığımızda henüz kahvaltımızı yapmamıştık ve kendimizi meydandaki kahveye attık. Sıcak sıcak boyuz ve simitlerimizi çay eşliğinde midemize indirdik, tabi yol üstünde gelen geçen tanıdık isimlerle de konuşmayı ihmal etmedik.
Geçtiğimiz hafta sanırım havanın güzel olmasından dolayı bir çok isim İstanbul’dan Alaçatı’ya gelmiş iki günlüğüne, kendilerini Alaçatı taş ev pansiyonlarına atmışlardı. Biz kahvaltımızı yaptıktan sonra Alaçatı’nın meydanında olan Sade Cafe’de aldık soluğu. Sade Cafe’nin Türk kahvesini ve Badem likörünü tek geçiyorum buradan duyurulur. Sade Cafe’den sonra şöyle Alaçatı sokakalarını arşınladım ve yaz sezonunda neler olacak hangi mekan tadilatta bir göreyim dedim.
Tuval Restaurant’ta bir değişiklik olmayacakmış. Anlayacağınız Tuval artık bir klasik oldu Alaçatı’da. Elbeso da ona keza ama bence bu yaz Elbeso patlayacak gibi. Çünkü çok güzel projeleri varmış yaz ayları için haydi bakalım.
Yaya Hotiç ise aynı tarzında devam edecekmiş ve tabi aralarda el değiştiren dükkanlar var onlarda yeni isimlerle kapılarını Alaçatı secerlere açacaklarmış.
Benim meşhur butiğim AGU bu sezon gümbür gümbür geliyormuş. AGU’nun sahipleri iki kız kardeş Ayşegül ve Gülşah Uyar kardeşler kendi tasarladıkları, kıyafet ve aksesuraları bu güzel mağazalarında modaseverlerle her yaz buluşturuyorlar. Sevgili Gülşah’a şöyle bir kapıdan uğradım ayak üstü sohbet ettik. ‘Gül Hanım bu yaz iyice uçtuk ve inanılmaz tasarımlar yaptık bayılacaksınız’ dedi.
Hatta yeni sezon birkaç parça daha görücüye çıkmadan edindim. 23 Nisan’da onlar da kapılarını açacaklar. Şu anda Alaçatı’da 23 Nisan dolayısıyla tüm otel ve pansiyonların rezervelerinin tamamı dolmuş durumda benden söylemesi gidecekseniz acele edin son kalan yerleri ayırtın derim.