Bence bu yardım derneklerinin hepsi tek bir çatı altında toplanmalı ya da devlet kontrolüne geçmeli. Çünkü bu durumdayken her dernek kafasına göre hareket ediyor ve ortaya da karmakarışık bir durum çıkıyor. Ne balo bitiyor, ne de öğlen yemekleri! Bizler de hangi birine gidip destek olacağımızı şaşırıyoruz. Zaten gerçekleştirilen balolara katılan isimler hep aynı. Her şey aynı camianın içinde dönüyor. O nedenle tüm derneklerin tek bir çatı altında toplanmaları gerçekten büyük önem arz ediyor. Bir başkanları olmalı ve hangi derneğin yılda kaç tane balo, kaç tane etkinlik ve kaç tane öğlen yemeği düzenlemesine karar vermeli. Toplanan yardımlar da denetimden geçirilerek hangi dernek düzenlediyse o etkinliği onun hesabına geçirilmeli ve halka duyurulmalı. Biz sürekli bu etkinliklere katılıp destek oluyoruz ancak hiçbir zaman ne kadar yardım toplandığını ve o paraların nereye gittiğini bilmiyoruz.
Bir de işin acı yönü var ki o da şu; bu yardım geccelerine katılan o çok havalı ünlü sosyetik isimlerin asıl amacı ne yazık ki yardım değil. Herkes birbirine hava atmak ve egolarını tatmin etmek için geliyor. Bildiğiniz bir ego savaşı yaşanıyor bu tarz geccelerde. Hatta o gecce bağış yapıp da ertesi gün telefonlara çıkmayan çok ünlü isimler de var!
Başta Mika-der olmak üzere, Türk Kalp Vakfı, Erdoder, Epos 7, TEMA, ÇABA, Alzheimer ve Başarım Sensin gibi derneklerin işleyişlerinin ne kadar ciddi olduğunu, çok içinde olmasam da biliyorum. Bu dernekleri de, başkanlarını da takdir ediyorum. Ama yine de işin bir tarafı ciddiyetini kaybetmiş durumda.
[b]Mika-Der farkı![/b]
En son katıldığım yardım balosu Mika-der’di. Gerçekten çok başarılıydı. Yapmış olmak için değil gerçekten önem verildiği için yılda bir kez yapıyorlar. Ne öğle yemeği düzenliyorlar ne de başka bir şey. 2008 yılında kurulan Mika-Der, bugüne kadar sadece 5 balo düzenlemiş. Yıl boyunca yapılan tüm seyahatler, konaklamalar, harcamalar, çocuklara alınan hediyelerin hepsi dernek kasasından değil, bizzat üyelerin kendi cebinden çıkıyormuş. Bağış yapacaklarla önceden konuşulup okeyleri alınıyormuş. Düşünün Mika-Der Başkanı Nesrin Ercan bile baloya katılımını kendi parasını ödeyerek gerçekleştirmiş. İşte ciddiyet budur! Bu ne demek? İş Mika-Der’de kesinlikle şova dönüştürülmüyor demek! İnsanlar da bu balodan çıktıktan sonra kendini bu nedenle soyulmuş, kullanılmış hissetmiyor!
[resim=20150422resim-134254RP][/resim]
Geçtiğimiz hafta Ruffles Hotel’de düzenlenen Mika-Der geccesinde sahne alan Kenan Doğulu bile, içtenliğiyle herkesi mest etmeyi başardı. Orada görev icabı değil de, gerçekten olmak istediği için bulunduğunu tüm davetlilere hissettirdi. Bu o kadar önemli bir şey ki! Biz neler neler gördük! Ruhsuz konserler mi arasınız, ezbere konuşmalar mı dersiniz? Ama bunların hiçbirini yapmadı sevgili Kenan Doğulu. İşte bu yüzden candan tavrıyla bir kez daha gönüllerimizi fethetmeyi başardı.
[resim=20150422resim-134307IT][/resim]
Yani demem odur ki, bu iş istenirse çok ciddi bir şekilde ve sulandırılmadan yapılabiliyor. Mika-Der bunun en güzel örneği. Herkes Mika-Der’i örnek alsa keşke! Elbette işini layıkıyla yapanlar (yukarıda saydıklarım gibi) vardır ama dediğim gibi işi amacından uzaklaştırıp şova dönüştürenler de var. Bu yüzden en kısa sürede derlenip toparlanmaları gerekiyor. Çünkü bunlar çoğaldıkça, işini ciddiyetle yapanlar gözden kaçıp, genelleştiriliyor. Bu durum da gerçekten işini yapanlara haksızlık oluyor.
[resim=20150422resim-134400HM][/resim]
Gelelim geccenin şık ve rüküşlerine…
[resim=20150422resim-134428LO][/resim]
Geccenin en şık kadınları arasında Mika-Der’in Başkan Yardımcısı Arzu Sabancı, Neslişah Alkoçlar, Beyza Arslan, Yasemin Masis, İlkem Öztürk ve Zeynep Tarman bulunuyordu. Aslına bakarsanız herkes çok şık ve özenliydi.
[resim=20150422resim-134411JK][/resim]
Ama tabii ki burada isim verip de kırmak istemeyeceğim bir çok ünlü de rüküştü. Bunların başında da dünyaca ünlü moda markasının Türkiye temsilcisi geliyordu. Bir de eski belediye başkanın gelini olarak ünlenen bir isim vardı ki, ‘Ya Rabia’ kıyafetiyle evlere şenlikti.
[b]YENİ GÖZDEM: MORİNİ[/b]
Bu sıralar İstanbul’da gitmekten en çok keyif aldığım mekanların başını Morini çekiyor. Neden derseniz; mekan çok mutlu bir mekan. Burada kendinizi acayip huzurlu ve keyifli hissediyorsunuz. Ekip çok güler yüzlü. Morini’nin başında da üç başarılı kadın var. Başak Soykan, Yaprak Baltacı ve Aslı Sayar. Benim de arkadaşım olan bu üç kadın, İstanbul’a uzun soluklu bir mekan kazandırdı. Göreceksiniz Morini; Paper Moon, Sunset gibi klasik bir mekan olacak. Açılalı henüz 1.5 yıl olmasına rağmen ben de bile algısı sanki 5 yıldır varmış gibi. Öğle ve akşam yemeklerinde kesinlikle burayı tercih edebilirsiniz. Hatta Morini, Zorlu’ya gitme sebebiniz bile olabilir. Üstelik burada açık havada teras kısmında caz keyfi yapma imkanınız da var. Her Çarşamba yemekten sonra Allen Hulsey alıyor gitarı eline ve enfes bir caz performansı gerçekleştiriyor.
[resim=20150422resim-134440KX][/resim]
Peki burada ne yemeli derseniz; hemen söyleyeyim. Mekanın menüsü yenilendi. Yaza dair enfes lezzetler sizi bekliyor. Benim tercihim, deniz mahsullü risotto ve Chef Michail White’ın imza makarnası olarak bilinen makarnası, Garganelli. Bu iki lezzeti de yemeğe doyamadım. Sizin de bayılacağınıza eminim.
[resim=20150422resim-134449KD][/resim]