ADIM ADIM ANADOLU-2

Yayın Tarihi : 07-04-2008 16:35
Geçen hafta yazdığım 'Adım Adım Anadolu' yazısıyla ilgili göndermiş olduğunuz övgü dolu mailleriniz için siz okurlarıma teşekkür ederim. Hepinize tavsiye ederim bir süreliğine de olsa bulunduğunuz ortamdan uzaklaşmış ve kendinizi çok daha fazla 'kendiniz' hissetmiş olacaksınız. Geçen haftaki yazımda çinileriyle ünlü şehrimiz Kütahya'ya gittiğim halde yazımda atlamışım hemen akabinde fark ettim ama bir sonraki yazımda Kütahya'dan bahsedeceğim için rahatlamıştım. Ama Kütahya'da tanıştığım sevgili Kütahyalı dostlarım yazımı okuyup da Kütahya'dan bahsetmediğimi görünce beni mail yağmuruna tuttular. Üzülmeyin sevgili Kütahyalılar sizleri hiç unutur muyum? [resim=2008040799DSC_2004jpg][/resim] [resim=2008040799DSC_2017jpg][/resim] [resim=2008040799DSC_2028jpg][/resim] Efendim Kütahya öncelikle çini sanatı ve porseleniyle meşhur bir şehrimiz bir de dünyada en büyük ticari anlaşmanın ilk imzasının atıldığı şehir. Yıllardır görmek istediğim şehirlerden biriydi kısacası Kütahya ve sonunda muradıma erdim. Gerçekten çok sıcak ve düzenli bir şehir, halkı ise inanılmaz sevecen. Kütahya'nın her yeri tarih kokuyor ve meydanları çini desenleriyle bezenmiş, vazo ve tabak objeleriyle süslenmiş. Ben en çok sevgi yolunu sevdim. Sevgi yolu çeşitli el sanatçılarının tezgahlarıyla sıralanmış aşıkların, gençlerin büyüğün küçüğün bir aşağı bir yukarı yürüdüğü harika bir cadde. Sıra sıra dizilmiş tezgahlar, tezgahların başlarında ise el emeği ile sanatını tezgahında sergileyen amatör ve usta sanatçılar var.. Kütahya çıkışı mola verdiğimiz Güral Porselen'in dinlenme tesislerine ise bayıldım. Harika bir dinlence yeri içeride ve dışarıda bulunan restoranı ve aksesuar ve yemek takımlarının envai çeşidinin satıldığı devasa mağazası ile görülmeğe değer. Yolunuz düşerse mutlaka Güral Tesisleri'ne uğrayıp harika kebaplarından yemenizi ve porselen ağırlıklı ürünlerin satıldığı mağazasından bütçenize uygun birkaç parça almanızı tavsiye ediyorum... Kütahya'dan sonra sıra sırasıyla Uşak, Kula yolu üzerinden güzel İzmir'e vardım. Ahh benim güzel memleketim, ne kadar sıcak ve ne kadar naif! Sezen Aksu'nun da dediği gibi 'Kalbim Ege'de' kaldı. İzmir'e ne zaman gelsem sevgili Sezen Aksu'nun bu güzel şarkı sözü gelir aklıma ve düşer dudaklarımın arasına. İzmir'de Alsancak'ta Kordon sefası yaptım. Dönerciler sokağında bulunan Meşhur söğüşçü Murat Usta'nın hazırladığı o güzel söğüşünden yedim. Narlıdere'den Güzelbahçe'ye uzanan sahil şeridinde yürüyüş yaptım. Oradan Urla ilçesine yani doğduğum yere gittim. Ünlü gurme Artun Ünsal Ağabeyim ve Hıncal Uluç'un vazgeçilmez lokantası olan Urla Merkez Lokantası'nda harika bir Enginar yemeği yedim. Urla iskelede bulunan Katmerci'de demli çayımı içtim. Kısaca yaşamım boyunca hem gözüme hem damağıma keyif aldıracak bir gezi yaşadım. Ama daha bitmedi gezip görmeye devam edeceğim. Ben bu güzellikleri sizlerle paylaşırken tabii İstanbul'da sosyete, sanatçı kazanı kaynıyor da kaynıyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Ahlaksızlık diz boyu; en son duyduğum olay beni hayretlere düşürdü: Sosyetenin tanınmış simalarından olan ve davetlilerin gediklileri sayılan iki hanım ve beyimizin rezillikleri ayyuka çıkmış. Bu muhteşem dörtlünün yedikleri içtikleri ve yatak odaları artık bir olmuş anlayacağınız sosyete hayatında herkes birbiriyle akraba olmuş çıkmış. Gerçekten duyduklarımı yazsam sayfalar yetmez alla hepimize akıl fikir versin derim. Bahar aylarına girdiğimiz şu günlerde dikkat edin ki bahar sizi çarpmasın. Kapalı mekanlar yerine yeşilliği bol olan mekanları tercih edin. Size şimdi Anadolu yakası Sahrayıcedid Caddesi üzerinde yeni açılan London Cafe'den bahsedeceğim. Tatlı ve pastaya düşkün hanım ve beylerimize kilo aldırmayan bu cafenin eminim müdavimi olacaksınız. London Cafe'nin ortakları aslında benim çok yakın arkadaşım olan Duygu Kataş hani dünyanın sayılı mimarlarından olan canım ağabeyim Erol Kataş'ın dünya güzeli olan eşi Duygu ve Duygu'nun Londra Starbucks'larda yıllarca eğitim alan ve çalışan karı koca yeğenleri Müzeyyen ve Tevfik Can'ın sahibi oldukları harika bir mekan... Gelelim London Cafe de sunulan harika kahvelere, pastalara, çöreklere ve de tabi muhteşem kahvaltısına. Geçtiğimiz günlerde seyahatime ara verdiğim bir sırada sevgili Duygu ile Cafe London'da buluştuk. Harika bir bahçesi olan Cafe London'un inanılmaz güzel iç dekorasyonu ile kendimi bir an Londra'nın harika kafelerinden birinde hissettim kısaca buram buram Londra kokuyor Cafe London.. Tabi mekan harika, mimarı da başarılı olunca ortaya şık bir ambiyans çıkmış.. Erol ve Duygu Kataş'ın birlikte harmanladıkları zevkleriyle yarattıkları mekan gerçekten çok samimi olmuş. Güne önce harika bir kahvaltı tabağı ile ve Cafe London'da pişen çöreklerle başladım. İnanılmaz bir kahvaltı tabağı hazırlıyorlar bir kahvaltı düşkünü olarak şiddetle tavsiye ederim. Cafe London'un mönüsü de çok güzel; mönüde kruvasanlar, poğaçalar, ev yapımı ekmekler, çeşitli sandviç ve paniniler (ki mutlaka paninisini yerin derim) Güney Amerika'dan gelen 30'a yakın kahve çeşidi ve bitkisel çayları ile siz lezzet severlere harika bir lezzet şöleni yaşatıyorlar.. Mekanın en büyük özelliği çok düşük kalorili yağ ve un kullanılması ve bir de katkı maddelerinin sıfır olması.. Krem şantisiz, gerçek meyvelerle günlük yapılan pastalarından mutlaka tadın ya da evde çay saatinize mutlaka alın. Tatlı ve pasta sevenlere buradan duyurulur. Üstelik fiyatları görünce şaşıracaksınız. Cafe London'un şubelerini İstanbul'un tüm semtlerinde yakında sıkça görürseniz sakın şaşırmayın. Canım arkadaşım Duygu'ya buradan yolunuz açık olsun derim ve yağsız, unsuz pastaların devamını dilerim. Geçtiğimiz gecce Star tv ekranlarında cumartesi geceleri Armağan Çağlayan'ın yine kendi adını taşıdığı ve her hafta ünlü konukları davet ettiği programını seyrediyordum. Buradan Armağan Çağlayan'ı başarısı ve güzel showları için kutlarım. Programın izleri biraz da olsa Okan Bayülgen'in programını hatırlatsa da sevgili Okan Bayülgen'i ekran ve seyirciler çok özledi. Onun boşluğu zor doldurulur. Gelelim Armağan Çağlayan'a.. İki haftadır Armağan'ın yüzüne inanılmaz derecede fondoten ve kapatıcı sürülüyor bu da Armağan'ın yüzündeki ifadeyi tamamıyla değiştiriyor ve abartılı duruyor.. Daha hafif ve şeffaf kapatıcılar kullanmasını tavsiye ediyorum. Bir de biraz kilo almış Armağan; daha bol, kilosunu kapatan gömlekler giymesini tavsiye ediyorum. En son ki programında konuk olan Seren Serengil de oldukça kilo almıştı. Bir de üstelik Eşi Musa bey ile evlilik yıldönümleriymiş konuk olduğu gecce, bir de konuk olarak yanında Müslüm Gürses vardı. Müslüm Baba tam anlamıyla konuktu o gecce.. Program Seren Serengil'in hazırladığı tabak çanaktan ve kocam kocam dediği Musa beyden ibaret değildi. Seren Serengil sanki ilk kez evlenmiş biri gibi program boyunca Armağan Çağlayan'a saat geç oldu programdan gitmem lazım, ben evliyim, kocam bekliyor, kocam kızar, hadi kalkıyorum gibi sözler söyledi. Herkes biliyor evli olduğunuzu Seren Hanım bu kadar dilinize dolamanıza gerek yok. Allah mesut bahtiyar etsin. Bir de evlilik yıldönümü diye Armağan Çağlayan kocaman bir pasta getirtti stüdyoya.. Bir pasta da Seren Hanım getirtmez mi oldu çifte pasta, hayde alkışlar arasında evlilik yıldönümü pastası kesildi tebrikler yapıldı. Ne gereksiz; artık sanatçıların özeli filan kalmadı. Televizyon programlarında evleniliyor, boşanılıyor, nişanlanılıyor, doğum günü kutlanıyordu bir de şimdi evlilik yıldönümleri kutlanmaya başladı. Gözlere şenlik denir buna haydeeee hayırlısı.