Hadi bakalım inim inim inleteceğim 'Bodrum 1' yazıma başlıyorum. Vallahi gerçi şu Bodrum tatil beldesini gidip de yazmayan magazincisi, köşe yazarı kalmadı. Ama ben onların yazdıklarından farklı şeyler yazacağım sizlere. Yok nerenin dondurması güzel, yok nerede çiğ börek yenir, yok hangi pazarına gidilir falan falan bütün bir yaz maşallah köşe yazarlarımız döşedi de döşedi.
Önce şunla başlamak istiyorum. Bodrum'un içi dahil Türkbükü, Yalıkavak, Gümüşlük gibi şirin ilçelerinin cafe, restoran, beach, yerlerinin bir çoğunun mutfakları pislik içinde. Garsonların hiçbirinde hayır yok. Ünlü mekanlar bile göstermelik İstanbul'dan iki şef getiriyor koyuyor mekanının başına...
Gerisi boş. Garsonlar ise deneyimsiz mi deneyimsiz. Pis mi pis, oradan buradan üç aylığına tutulmuş gariban çocuklar. Keyifle yemek yemeğe gidiyorsun maşallah ter kokusundan miden kalkıyor. Şimdi burada bu mekanları tek tek saymayacağım. Fakat bunların çoğu sözde sosyetiklerin akın ettiği mekanlarda oluyor. Bir ikisinin mutfağına çaktırmadan baktım. Aman Allah pislik içinde. Tabii bir daha o mekanlara adımımı dahi atmadım. Bütün etrafımdaki kişileri de uyardım.
Tabii hakkını yememek gereken mekanlarda yok değil. Kalitesiyle, servisiyle, garsonlarının temizliğiyle... Bu mekanlarında zaten sözde sosyetiklerle ve kuru kalabalıkla işleri olmayan yerler.
Türkbükü'nde bulunan Havana Beach bu yıl herhalde en kötü yazını geçirdi. Hafta arası genelde boştu. Hafta sonları ise Happy Hour ayağına tüm 15, 16'lık gençleri mekana doldurup kuru gürültü yapıyordu. Bir de her parti sonunda gençler kıran kırana kavgaya tutuşuyordu. Hem ne kavga; kafalar gözler bile patlıyor. Arkadaş arkadaşa yumruk yumruğa giriyorlar. Aslında benim tahminim bu çıkan kavgalar sırasında birbirine kini olan arkadaşlar kim vurduya gitti hesabına patlatıveriyor arkadaşına yumruğu.
Ohh içimde kalmadı bari diyor. Neden mi? Kimin eli kimin cebinde belli değil. Havana'da yapılan şu meşhur hafta sonu partilerinden birine bir hafta sonu merak edip gideyim dedim. Aman aman yeni yetme sosyetiklerin hepsi orada. Bir ara bir gruba takıldı gözüm. Sevgili Türkan Şoray'ın kızı Yağmur Ünal yanında sevgilisi Barış Yaman onun yanında Öykü Erdem, Melissa Eliyeşil.
Aman Melissa Eliyeşil'in ayağındaki yeşilli mavili onyedi punt Galliano ayakkabıları görmeniz lazımdı. Deniz kenarına böyle süslü bir ayakkabı ile gitmek çok moda!!! Melissa ayakkabılarını, silikonlu göğüslerini sergilemek için Havana'yı dört döndü. Ee kız ne yapsın geceleri ayakkabıları belli olmaz kimse göremez diye gündüzleri giyiyor. Esas en şaşırtıcı olan ise Yağmur Ünal'ın her tuvalete gidişinde Melissa İle Barış Yaman'ın birbirlerine sıcak yakınlaşmaları oluyordu. Birbirlerine sarılmalar. Yanaklardan öpüşmeler oh oh. Tabii Yağmur tuvaletten gelince yine Barış İle Melissa ayrılarak oldukları yerde müziğin ritmi ile içkilerini hiçbir şey olmamış gibi yudumluyorlardı. Aman Yağmur dikkat et bu tip yerlerde tuvalete fazla sık gidip gelme.
Öykü Erdem ise ayağı kırık tavuk gibi, bir o locada bir bu locada. Bir ara bir baktım, Mine Taşkent'in kocası Sezai Taşkent İle kucak kucağa oturmuş içkileri yuvarlayıp duruyordu. Yine aynı grupta Tuba Ünsal ile nişanlısı Cem Cantaş kucak kucağa, sarmaş dolaş eğleniyorlardı. Hiç olmazsa onlar nişan yüzüklerini takmışlardı. Bir ara beni gören Tuğba Nişanlısı Cem ile tanıştırdı. O gürültüde az bir sohbet edip gülüştük. 'Offf Gül' dedi bana Tuğba 'Neydi o eski hayatım. İşte şimdi kendimi buldum çok mutluyum hayat bu' deyip içkisini içmeğe ve eğlencenin tadını çıkarmaya devam etti. Aman Tuğba dikkat et girdiğin grup eğlenceli olabilir ama pek tekin değildir. Adamı bir anda oradan alıp oraya atı verirler. Bu gün bu kadar yeter. Arkası yarın görüşürüz...