VALLAHİ SANATÇI ARKADAŞLARIMIZ GEÇEN HAFTAYI BİRBİRLERİNE TAŞ ATARAK GEÇİRDİ...
Birinci taş, Okan Bayülgen'in geçen hafta konuşmacı olarak katıldığı marka konferansları gününde yaşandı. Katıldığı panelde yüzlerce dinleyici önünde, sahneden Hülya Avşar'a, "kendini marka sanan bir salaktır. Sanatçılar yaşlandıkça yılların verdiği birikimden dolayı kendini marka zannetmeye başlar." dedi.. Duyduğum anda, Ohaaa falan oldum.. Tabii sırf bununla kalmayıp daha verdi veriştirdi Hülya Avşar'a. Tamam dedim, şimdi bir aylık malzeme çıktı gazetelere. Ama olmadı bir satır dahi yazılmadı!!!
Neden yazılmadı anlayamadım. Hülya Avşar'ın basın camiasının en tepelerinde duran kişilerle ilişkilerinin çok çok iyi olduğunu yine aynı camia da bulunanlar çok iyi bilir. Acaba ondan mı? Aman banane... Okan Bayülgen'i medeni cesareti, deliliği ve de içinden geçeni böylesine bir panelde kendisini dinleyenlere söylemesi büyük özgüven. Hatta karşısında kameralar olmasına rağmen. Fakat Okan'a, ne olumlu, ne de olumsuz bir tepki gelmedi. Basın camiasından, aslanlar gibi laflar söyledi kale bile alınmadı. Bu suskunluk da pek hayra alamet gibi gelmedi bana ama bakalım!. Avşar kızının mutlaka yüksek okul mezunu bir kriz danışmanı vardır?. O yüzden bu tip olayları kendisine nasıl artıya çevireceğini iyi bilir.
Kriz danışmanı demişken son yıllarda çok trend kriz danışmanı tutmak. Eskiden büyük holdinglerde olurdu yalnızca kriz danışmanları ve şirketler mali krize girmek üzereyken danışmanlar fikirleri ve yönlendirmeleriyle şirketleri birden toparlayıverirlerdi. Fakat şimdi sadece kendiniz için bile tutabiliyorsunuz kriz danışamanını. Size gelen saldırıları, ister sözlü, yazılı, maddi veya manevi olsun kriz danışmanları devreye girerek, oluşan krizden kurtarıp artıya geçmenizi sağlıyor. Hem maddi, hem manevi anlamda sizi hem yükseltip olmadık bir durumunuzda prestij ve para kazanmanızı sağlıyorlar. Gülben Ergen geçtiğimiz zamanlarda yaşadığı üzücü olayları nasıl artıya çevirip daha da hayatına prestij kattıysa, bu yalnızca kriz danışmanının sayesinde oldu. Benden söylemesi menajer yerine birer yüksek okul mezunu kriz danışmanı edinmeli her sanatçı.
Gelelim mevzumuza. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar ama zaten biz dokuzuncu köy değil biliyorsunuz ki onuncu köyde yaşayan bir halkız. Çünkü hep doğrular söylendi halkımız tarafından.. Gel zaman, git zaman o yüzden dokuzuncu köyün yerinde yeller estiği için onuncu köy kuruldu bizim memlekette. "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar'' deyimi için Onuncu köy kurulmuş oldu. Çoğu doğrucu kişiler artık dokuzuncu köyde değil onuncu köyde yaşamaya başladı. Tabii istisnalar hariç!!! Okan Bayülgen bu yolun doğru yol... Benim fikrimce senin gibi yalaka olmayıp onuncu köyde yaşamak isteyen çok sanatçı, manken, artizzz var ama onlar kendileri olmayıp farklı farklı karakterlere büründükleri, arkasından konuşup yüzüne güldüğü sanatçı dostları yüzünden, onuncu köye geçmeleri bir hayli zaman alacak. Allah senin gibi seyircinin kendi dilinden söylemek istediğini sana söylettiği için seni başımızdan eksik etmesin.
Gelelim ikinci vakaya.. O da yine sözünün eriyle tanınan Seda Sayan. Bir televizyon programı röportajda Seda Sayan'a soruyor; "Sizi acı gününüzde yalnız bırakıp. Başsağlığı dahi dilemeyen sanatçı dostlarınız var mı?".
Seda Sayan'da kimler var ise sıraladı ardı arkasına. Fakat sıraladığı bir sanatçı vardı ki, şaka gibi vallahi. Seda Sayan'ın bahsettiği sanatçı, Ebru Gündeş idi. Vallahi demediği espriyi bırakmadı, Gündeş için. Bakın neler dedi röportaj yaptığı muhabire;
"Aaa Ebru Gündeş mi? Yaşıyor mu o? Vallahi hiç kimse kızcağızdan haber alamıyor. Herhalde gazete falan da okumuyor. Kapamış o kendini kapamış. Nerede olduğu, ne yediği, ne içtiği bile belli değil. Vallahi arkadaşlar bir sorun soruşturun, Ebru Gündeş öldü mü, kaldı mı, nerede bu kadın? Yazıktır gencecik kız."
Seda Sayan bir de üstüne "kızcağızı bulursanız, bana da haber verin vallahi merak ediyorum" diyerek, Ebru Gündeş'in kayıplığı ile üzüntüsünü ekranlardan haykırdı. Geçen hafta televizyonda yayınlanan Seda Sayan'ın bu röportajı sayesinde ve "bulun Ebru Gündeşi" yakarışları işe yaramış olacak ki, bu Pazar Ebru Gündeş nihayet ortaya çıktı ve de, Pazar Keyfi programını sundu. Yani "yaşıyorum işte karşınızdayım" demek için. Demek ortalardaymış, gazetede okuyor, yemeğini de yiyormuş. Zamanında çok yakın dost olduğu. Çiğköfteleri, dolmaları, lahmacunları hem de her gün Seda Sayan'ın Bebek yokuşunda olan villasında yediğini ne çabuk unuttu Ebru?. Sayan'ın vefat eden babası için bir taziyeyi çok görürsen adamı böyle lafla çarparlar işte. Ebru Gündeş, sende el mahkum sevenlerini, hayranlarını merak da bırakmamak için bir anda ortaya çıkıverirsin işte böyle. 'İşte geldim buradayım, ben bu işte ustayım'der gibi. Seda Sayan yok olmaya yüz tutan Ebru Gündeş'e ekrandan "kayboldu, bulun" yakarışları işe yaradı. Bak kız nasıl bir haftada ortaya çıkıp üstüne bir de program sundu. Allah senide, Okan Bayülgen gibi başımızdan eksik etmesin Seda Sayan...
EEE bir laf vardır. Tanrı parmağını gök yüzünden uzatıp insanın gözüne sokmaz. Tanrı kendi yerine vekiller bulup bu tip vefasız, saygısız, şımarık geldiği yeri unutan insanların gözlerini bu seçtiği vekillere parmaklarını sokturup derslerini biraz da olsa verdirir...
Ahh ahh yaşam uzun gibi görünse de ufacık avucumuzun içinden bile kısa. Geçtiğimiz günlerde çok genç yaşta bir arkadaşımızı toprağa verdik. Sevgisinden büyük unutamadığı sevgisi yüzünden bir yılda kanser oldu. Avucunun içinden sevgiyi kaçırdığı için.. Bir daha başka bir adamı sevemeyeceği için. Kırklı yaşlarında hayatının en güzel zamanlarında hem de!!! Daha delikanlı dahi olmayan oğullarını, kardeşlerini, hayatı, yaşamını, evini, dostlarını, onu sevmeyen fakat onun çok sevdiği çocuklarının babası adamını geride bırakarak yaşama gözlerini yumdu...ruhun şad olsun sevgili ŞAFAK...