Geçen haftasonu eşim Kenan Erçetingöz babasını kaybetti. Tabii benim de babamdı...
8 yıllık evliliğim boyunca eşimin annesi ve babasıyla oldukça vakit geçirdim. İzmir'de yaşamalarına rağmen kah biz gidiyorduk kah onlar geliyordu yanımıza. Eşim kadar olmasa da benim de gerçekten içim yandı. Çok üzüldüm.. Hala üzülüyorum. Ölüm kadar tuhaf gelen hiçbir şey yok şu hayatta benim için.. Tuhaf diyorum ama hepimiz için bir gerçek: 'Ölüm...'
Eşim geçen gün bana döndü dedi ki: "Gül, anne-babanın kıymetini bil. Onları sık sık ara ve elinden geldiği kadar yanlarında ol." Bir kez daha içim yandı. Bir insanın özelini kaybetmenin ne demek olduğunu, kaybettikten sonra başkalarına büyükleriyle ilgili nasihat vermesi, büyüklerinin yanlarında olmamız gerektiğini söylemesi insanı kendine getiriyor. Çoğu zaman ölümü düşünmeden yaşıyoruz. Yakınlarımızı, dostlarımızı, hatta hiç tanımadığımız insanları kırıyoruz. Değer mi? Asla değmez ama, acılar geçiyor ve aynı tas aynı hamam yola da devam ediyoruz...
Zaman zaman düşünüyorum.. Çok alakasız insanlardan zarar görüyorum. Ya da ben çok alakasız insanlara zarar vermişim. Nedenini neden böyle olduğunu anlayamıyorum. Yazdığım köşe "Gülün Dikeni'' yani Gül dikenini batırır. Bazen eleştiriliyorum, bazen övgü dolu sözler alıyorum, bazen de yerden yere vuruluyorum. Ama bunun benim işim olduğunu kimse düşünmüyor. Ben yazılarımı yazdıktan ve yayınladıktan sonra şöyle bir okuyorum. Bunları ben mi yazdım diye. Ama ben yazıyorum işte zaman geliyor diken gerçekten batıyor ve o dikeni ben batırıyorum...
Geçenlerde şöyle bir yazı kaleme almıştım: "Lütfen kimse birbirini üzmesin herkes birbirini sevsin.." Okuyucularımdan gelen bir mailde: "Kimse birbirini üzmesin diyorsun ama bir sürü insanı üzüyorsun. Allah senin gibilerin şerrinden bizleri korusun" ifadeleri kullanılmıştı. Defalarca okudum okudum. Sonuçta vardığım nokta ise: "Kimse kimseye hak etmediği bir şerlikte bulunmaz." İt ürür kervan yürürmüş bu dünya da...
Geçenlerde yazdığım gibi tekrar yineliyorum... Kimseyi kırmaya üzmeye değmez bu hayatta.. Sonuçta herkesin kendi yaşamı, doğruları, bildikleri var. Bırakalım herkes bildiği doğrularda yaşasın. Ama mesleğimiz bazı konuları görmezden gelmeyi engellemiyor, yazmak zorunda bıraktırıyor...