SOSYETENİN SON YAĞMASI!

Yayın Tarihi : 27-05-2009 16:06
Geçtiğimiz hafta 19 Mayıs'ı fırsat bilip 4 günlük Bodrum turu yaptık. Aman ne turdu ne tuır, vallahi özlemişim Bodrum Türkbükü'nü, Yalıkavak'ı, Balıkçı Sait'i, Ship A Hoy'u, Divan Palmira'yı. Doya doya tadını çıkardım bu mekanların. Tam kalabalık olmadan Bodrum Türkbükü'nün en güzel mevsiminde, gerçek Bodrum severlerle tadını çıkardık. Ha bir de geçen yıl kapılarını misafirlerine açan fakat benim ilk kez bu yıl gittiğim, Sevgili İrfan Kuriş'in sahibi olduğu Kuum Beach'e bayıldım. Geçen yıl eşimin oradan çıkmamasına hak verdim, doğrusu harika bir ortam; manzara, müzik, servis, çalışan personel, kısacası mükemmel. Benim de bu yaz favori mekânlarımdan birisi Kuum Beach olacağı kesin. 4 günlük tatilimde yanıma iki tane kitap aldım. Birisi sevgili Hande Altaylı'nın ikinci kitabı Maraz, diğeri sevgili Zülfü Livanelli'nin Son Ada'sı. İki kitabı da bitirmeden dönmedim açıkçası. Hatta son gün sevgili Hande Altaylı'nın kitabı Maraz'ı Bodrum-İstanbul dönüşü uçakta bitirdim ve de elime kalemi alıp kitabın ön sayfasına ''Ben bu kitabı şu anda burada bitirdim ve bırakıyorum. Hangi sevgili okurun eline geçerse ve de okumak isterse okuyabilir romanınızı nerede bitirdiyseniz sizde bitirdiğiniz yerde bırakarak bir başka okurla buluşmasını sağlayabilirsiniz" diye not yazıp önümdeki koltuğun arkasına severek ve heyecanla okuduğum Maraz'ı bıraktım. Ben yıllardır okuduğum kitaplarımı nerede bitirdiysem başkaları da bulup okusun diye bıraktım, umarım benim gibi severek okuyan birilerine bu kitapları ulaştırmışımdır. MARAZ... Sevgili Hande Altaylı'nın ikinci kitabı olan Maraz'ın hikayesine açıkçası bayıldım. Kendimden ya da çevremdeki birçok insandan parçalar, yaşanmışlıklar buldum. Bu da beni kitaba daha çok bağladı ve sürükledi Maraz'ın içeriğinden bahsetmek istemiyorum, yalnızca alın ve okuyun diyorum. Gerçekten mutlaka herkes kendinden bir şeyler bulacaktır. Hande Altaylı'yı bir kadın okuyucusu olarak buradan tebrik ediyorum ve bizleri okunası kitaplarla daha sık buluşturmasını diliyorum. Yolun açık olsun sevgili Hande Altaylı... DEMET AKALIN Sevgili Demet Akalın'la bir gecce, Ship A Hoy'da karşılaştık. Yanında iki dansçı kızı ile birlikte o gecce Demet Akalın öyle enerjikti ki bir an olsun yerinde durmadı. Bir ara sohbet ettik ve projelerinden bahsetti. Bu yaz sizlere oldukça fazla sürprizleri olacak Demet Akalın'ın benden söylemesi. Ben Demet Akalın'ı seviyorum ve destekliyorum, o deli dolu duruşunun ardında aslında öyle yumuşak, öyle romantik bir kadın var ki ancak onunla yaşayan bunu bilir. O yüzden başarı ve mutluluk onun yakasını hiç bırakmaz inşallah. O gecce Ship A Hoy yine ünlüler geçidi gibiydi, kimi ararsanız vardı sosyetesi, sanatçısı açıkçası yine herkesler oradaydı o gecce. Bir de eski manken sevgili Esra Eron Aşık ve eşi Murat Aşık'ı her zamanki gibi gecce boyu el ele göz göze gördüm. Allah nazardan saklasın onları, ne kadar birbirlerine yakıştılar. Tabi bu arada Esra'nın Kayınvalidesi Hülya Aşık'ı da o gecce epey bir değişiklik gördüm. Geçen yıllara nazaran daha zayıf, daha hoş ve güzeldi. Zayıflık deyince şu aralar zayıflama haplarının piyasa savaşı var ülkemizde. Hatta geçtiğimiz günlerde şarkıcı Nadide Sultan'ın tanıtımını yaptığı lahana hapları ve Seda Sayan'ın tanıttığı elma hapları birbirine girdi... BENİM LAHANAM SENİN ELMANI DÖVER... Yukarıdaki sözleri geçtiğimiz gün Nadide Sultan söylemiş. Kime mi? En doğrucu sanatçımız Seda Sayan'ın tanıtımını yaptığı Elma Krom zayıflatıcı haplarına, ha ha ha. Vallahi okuduktan sonra gün boyu güldüm, gözümün önüne lahana ve elma'nın saç saça baş başa girdiği görüntüsü geldi. Nadide Sultan epey sıkı bir laf etmiş. Sultanımız Seda Sayan'ı zayıflatan elma için yanlış da etmemiş bu lafı. Çevremde kim kullandıysa Elma Krom adlı zayıflık hapını, hiçbir faydasını görmemişler. Üstelik nasılsa elma hapını içiyorum diye üstüne bir iki kilo da almışılar ama lahana hapı için söylenenler mucize gibi. Kullananlar daha ilk haftada hızla kilo vermeye başlamış. Tabi ben bunu duyduktan sonra yakın bir arkadaşıma, bu meşhur Nadide Sultan'ın lahanasından alıp hediye ettim. Buradan söyleyebilirim kilo derdiniz varsa gidin eczaneye alın lahana hapını. Gerçekten gözümün önünde arkadaşımın kiloları gitmeye başladı. Anlayacağınız Nadide Sultan'ın lahanası Seda Sayan'ın elmasını dövmekle kalmadı yerle bir etti.... İLAHİ BEYMEN BLENDER VE GİTTİ AYVALIK CUNDA ADASI Geçtiğimiz iki yıldır bir etçidir bir dükkandır modası gidiyor. Şu canım sosyetede para var ya yılların mahalle kasaplarının pabuçları dama atıldı. Atılmakla kalmadı etçiler artık 'dükkan' adı altında butiklerin içine girdi. Hani şu İstanbul'un Armutlu semtinde yaklaşık iki yıl önce açılan modern kasap vardı ya, hani adı da Dükkan'dı, içinde hem et satılıp hem de yeniyordu ve hatta sosyetenin bir zamanlar yolunu bile bilmediği Armutlu semtinde akıllı sahibi sayesinde ünlenmişti.. İşte bu etçimiz işleri iyice ilerletip Beymen mağazalarının içine kadar girdi. İlahi Beymenciler, artık kıyafet satılmıyor demek ki et satılıyor. Bir şey değil orada eti yiyen kilo alıp Beymen Blender mağazasındaki o 'tek kalan' 34 beden elbisenin içine nasıl girecek? (Hani her Cumartesi Pazar gazetelerin arka sayfalarına tam boy ilan verip bir adet kalmıştır denen Beymen ilanları var ya işte o ilanlardaki elbiseye bu etleri yiyen sosyetik bayanlar nasıl girecek?) Tek kalan elbise demişken, o elbiseler, ayakkabılar hep mi tek; hiç mi bitmiyor anlamadım gitti? Hadi bunu da bir şekilde anladık diyelim; 'dünyanın en prestijli markasıyız' diye övünen Beymen mağazalarının içinin piknik alanı gibi kokmasını nasıl çözümleyecekler; işte onu çok merak ediyorum.. Güya havalandırma çok iyiymiş de, kıyafetlerin üstüne asla et kokusu sinmiyormuş.. Hadi canım siz de, bir yanda casır casır etler pişecek, diğer yanda mis gibi parfüm mü kokacak yani? Bu mudur, tabii ki değildir! Ortaya çıkan koku bizzat şöyle: biraz parfüm, bolca ızgara et kokusu.. Anlayacağınız havada aşk kokusu değil, et kokusu var eeeetttttt! Prestij bahane, etler şahane şu sıralar Beymen'de.. İşte sosyetik patron olmak böyle bir şey; sağ ve sol asla belli değil.. Gerçi onlar bu ülkede nerede ne zaman ne yapılacağını her zaman bilirler, kimi fazla paradan şarapçılığa el atar, kimi de Çeşme Alaçatı'da otel açar. Ayvalık Cunda Adası'nda almadık arsa, ev bırakmayıp yerli halkı bezdirirler. Zeytinlik alıp kendi yağlarını yaparlar. Hatta işi iyice abartan bayan patronSAlardan biri, Ayvalık'ta Cunda sit alandaki bütün köyleri satın alıp, geleceğe yatırım yapıyor, biliyor muydunuz? Sanki geleceği yokmuş gibi yine sosyetik patronların eşlerinden biri olan ve doğma büyüme Ayvalıklı olan bir bayan, bütün 'ümit'lerini Ayvalık'ta gerçekleştiriyor. Bunlar bütün eski Rum evlerini almışlar, ada almışlar, zeytinlikler oh oh hatta Kaz Dağları'ndan akan suyu bile istemişler. Ama sağolsun köylümüz doğal suyunu markalanmış şişe içinde sosyete mağazasında görmeye içi elvermemiş de vermemişler Kaz Dağları'nın suyunu. Ah ah gitti koca Cunda Adası! Anlayacağınız Türkiye'nin ilk Boğaz Köprüsü'nün yer aldığı Cunda Adası'nın girişine, bizim bu iş yaşamının önde gelen sosyetik girişimcileri bir kilit asıp, deli dumrul gibi Cunda'nın girişinde halka bilet de keserler yakın zamanda benden söylemesi. Yani kısacası sosyetenin son yağmalama bölgesi Edremit Körfezi olmuş...