Sizlere ne zamandır yazı yazmıyordum. Çünkü çok yoğundum ve beni cezbedecek hiç bir konu olmadığı için ara verdim. Eşim her gün başımın etini yiyor, ‘Hadi şu köşe yazını yaz artık. Yoksa iptal edeceğim’ diye beni uyarıp duruyordu ama nafile. Taa ki dün sabaha kadar. Günlük gazetelere göz atmaya başladım. Her gazetenin ana sayfasında İatanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı’nın oğlunu manşetlerde gördüğüm anda içimden yazı yazmak, duygularımı dile getirmek geldi.
O ne cesaret, o ne kendine güven.. Resimlerde elinde gitarla eğlendiği ortama eşlik eden bir genç, o ne mağrur duruş öyle. Bu kadar etkilendiğim genç çocuk, yaşadığımız şehrin belediye başkanının oğlu. Aferin ona.. Öyle duygulandım ve hoşuma gitti ki, eminim bir çok kişinin hoşuna gitti, gitmeyenlerin bile içten içe hoşuna gittiğine eminim. Ali Müfit Gürtuna’yı ve eşini böylesine samimi ve içten bir oğul yetiştidikleri için kutluyorum. Tam İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı’nın oğluna yakışacak mütevazilikteydi resimlerdeki görüntüsü.
Dünya şehri İstanbul’un işte böylesine kendine güvenen, yalnızca kendi olan gençlere ihtiyacı var. Daha çok içimden gelenleri yazmak istiyorum ama yazamıyorum. Çünkü içimdeki duyguları yazıya dökemeyecek kadar mutlu etti beni başkanımızın kendine güvenen oğlu...
Gelelim benim neler yaptığıma. Süper bir dergi hazırladık. Komşu kapılarını dolaşa dolaşa! 1 Şubat’ta tüm bayilerde bulabilirsiniz hazırladığımız dergiyi. Derginin adı ‘İstanbul Best Place’. İstanbul’un en iyi 250 yeri rehberinden bir tane almanızı tavsiye ediyorum. Bakalım doğru yerleri ve kişileri mi tercih ediyormuşsunuz şimdiye kadar yapmış olduğunuz seçimlerinizde.
Onun harici ise kadınlık ve annelik görevlerimi aksatmadan yerine getirmeye çalıştım. 6 Ocak’ta eşimin doğum günüydü. Her zaman ki gibi gün boyu onu sürprizlerimle bunalttım. Artık bana gülmekten başka tepki veremez hale geldiği anda en önemli sürprizimi ona sunma zamanı gelmişti. Asla red edemeyeceği küçücük bir köpek yavrusunu onun kucağının arasına bırakıverdim. Yüzündeki ifadeyi yıllar geçsede unutamayacağım. İstemek ve istememek arasındaki kararsızlığı içinde bocalarken etrafındaki arkadaşlarının sevecen tavrı sayesinde bir anda küçük köpek yavrusunı sahipleniverdi. Adını bile koydu; ŞEKER.
Yaa amma da duygusal bir yazı oldu döktürdüm de, döktürdüm. Bu ‘Gülün Dikeni’ yazısı olmaktan çıktı, bari sonunu toparlamaya çalışayım. Haah tam benlik ve ‘Gülün Dikeni’ne yakışacak bir konu menşur, ‘meşhur’ değil menşur diyor çoğu vatandaş. Pop starımız Tarkan da artık marka oldu duyduk duymadık demeyin. Çocuğun parfümü bile çıktı, artık sırtı yere gelmez!!! Zaten niye gelsin ki. 1 yıl boyunca Ritz Carlton otelde aylığı 5.500 dolar olan dairede kira-mira vermeden kal, ne o ‘gazetecilere Ritz’de kalıyorum’ demek için. Mekanlara giderken para al. Bir de gel varoş kesimin çocuklarına parfüm yap. Allah aşkına aklı başında kim alır Tarkan’ın parfümünü. Ancak bütçesi düşük ailelerin zıpır ilkokul çocukları ya da Tarkan hayranı genç kızlar alacak bu parfümü. Bir de biseksüel, gay ve lezbiyenler!!!
Şimdi şu Tarkan hiç acımıyor fakir fukaraya. Çocuk tutturacak ailesine ‘Tarkan parfümü istiyorum’ diye. Mecbur alacak memur aile ya da orta okul çağındaki genç kızlar okul harçlıklarını biriktirip kantinde üç gün yemek yemeyip sahip olacaklar Tarkan’ın parfümüne. Off off burası İstanbul!!! Türkiye’deki sanatçılar kendinize gelin. Standartları göz önünde bulundurun. Hırslarınıza, marka olma deliliğinize bir avuç kıt kanaat geçinen ailelerin cüzdanlarına dikmeyin gözlerinizi. Ya da büyük oynayıp dünya markası olmuş bir firmayı arkanıza alın, çıkartın ne çıkartırsanız creme de la creme kesim alsın sizin marka ürünlerinizi... Sonu tam oturdu ama değil mi ‘Gül’ün Dikeni’ne.
İster kabul edin ister etmeyin, Tarkan’ın yakın arkadaşlarının bile onun ismini taşıyan parfümü kullandığını sanmıyorum. Hele sevgilisi Bilge’nin ise asla. Çünkü bildiğim kadarıyla onun tarzı değilmiş. Ben Tarkan’ın yerinde olsam bulurum bir Opet firması gibi bir sponsor daha, patlatırım ilerde halk konserlerini ve dağıtırım bütün hayran ve parası olmayan gençlere bu parfümü. Bak ondan sonra çıkaracağı kaset nasıl katlaya katlaya satıyor?
Eskiler ne demiş, aza tama etmeyen çoğu hiç bulamazmış... Şunu da demeden edemeyeceğim. Nedir o Tarkan’ın bilbord ilanlarının komikliği! Sanki parfümü değil, beni al der gibi kocaman Tarkan suratlı reklamlar! Parfümlerin şişelerini seçemiyoruz. Altta köşede iki şişe kuzu kuzu duruyorlar. Onlarda anlamış bir işe yaramayacaklarını, süklüm püklüm duruyorlar küçücük bir köşede...