Önce Nişantaşı Beymen ile başlamak istiyorum. Geçtiğimiz gün iki arkadaşım ile Nişantaşı Beymen'e gittim. Aslında tercihim öncelikle Akmerkez Beymen... Neden mi? Ukala ve görgüsüz müşteriler Akmerkez Beymen'i terk ettiği için ve de içeriye kedi, köpek alınmadığı için...
Nişantaşı Beymen'e girerken magazinsel bir bayan köpeği ile mağazayı terk ediyordu. Ben şaşkınlıkla kapı görevlilerine 'Aaa köpek içeriye girebiliyor mu?' diye sorup, 'Elbette alıyoruz' yanıtını alınca şaşırdım. 'Nasıl yani?' kelimeleri döküldü ağzımdan... Elinde köpeği ile Beymen'e girip, kat kat her yeri arşınlayan müşterilere sınırsız müşteri memnuniyeti var. Kedi, köpeğini al gel... 'Benim alerjim var' desek de, 'Kusura bakmayın almak durumundayız' yanıtı geldi tekrar görevliden...
Sineye çekerek giriş katından üst katlara doğru yol almaya başladık. Birden arkadaşımdan bir çığlık yükseldi. Meğerse merdivene tuvaletini yapan köpeğin pisliğine basmış arkadaşım. Haydi! Görevliler geldi. Özür dileyip ayakkabıyı temizleme teklifinde bulundular. Ama nafile, olan oldu! Hani derler ya olanla ölenin çaresi yok. Onun gibi bir şey. Ama yine de Beymen'de çalışan personele bayılıyorum. Özellikle ayakkabı ve aksesuvar bölümü personeline... İnanılmaz profesyoneller! Müşterinin nabzı ellerinde, benim nabzım da dahil.
Mağaza içerisine köpek alınması hata, hem de büyük hata!!! Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok. 'Köpeğini al gel'... Köpeğin sahibi bir anlık alışveriş tutkusuna kapılıp köpeğini elinden kaçırsa o köpek herhangi bir müşteriye istemeyerek zarar verse, oraya buraya çaktırmadan çişini kakasını salıverse. (Biz yaşadık) Doğru mu soruyorum? Köpeğiyle mağazayı arşınlayıp hiç bir şey almadan dışarı çıkan müşterinin, diğer müşterilerin alışveriş zevkini sıfırlayarak sırıta sırıta dışarı çıkması tahammül edilir gibi değil, değil mi? Benden görüp yazması. Gerisini bilemem...
GELELİM GÖRGÜSÜZLÜĞÜN BİR DİĞERİNE!
Sevgili Siren Ertan; 'Sevgili' diyorum çok çok yakın olmasakda, uzun yıllara dayanan tanışıklığımız ve ara ara görüşmelerimiz vardır kendisiyle... Siren Hanım'ı anlatmama gerek yok, zaten Türkiye dâhil dünya jet-set'inde bile artık bir marka oldu. Geçtiğimiz Salı günü sevgilisi Gökhan Çarmıklı ile Ulus semtinde yeni taşındığı bahçeli villasında yaklaşık 50 kişilik arkadaş grubuna öğle yemeği vermiş. Hem yaza merhaba, hem de Miami'ye gidişini kutlamak için verilen öğle yemeğine gidenler, şaşkınlıktan kala kalmışlar. Neden mi?
Yemekler yenmiş, tatlılar ikram edilmiş, garsonlar misafirlerin arasında pervane, her şey güzel derken, birden bir müzik sesi yükselmiş ve ortaya iki manken çıkarak Siren Ertan koleksiyonunu tanıtmaya başlamış. O arada garsonlar kıyafetlerin fiyatlarının yazılı olduğu bilgisayar çıktılı kâğıtları medyatik bayanların masalarına bırakmaya başlamışlar. Ohhh... Buyurun! Almazsan olmaz. İlla alınacak bir parça... Eve davet edil, ye, iç... oh.. Bedava mı?
Sürpriz defile ile karşılaş, bir de evden eli boş dön. Vallahi tefe tutarlar. El mahkûm! Davetliler en ucuzu 100$ ile 400$ arası değişen t-shirt, etek, gömlek gibi parçaları almışlar. Siren Ertan da ertesi gün Miami'nin yolunu tutup, İstanbul'dan uçmuş. Elinde kalan mallarını arkadaşlarına satarak hem de... Bu arada aslında bu konuyu daha detaylı ilerleyen günlerde yazacağım ama yinede buradan söyleyeyim. Hiçbir ustalık belgesi olmadan, akademik kariyer edinmeden, diplomasız nasıl bu işi yapıyorlar anlamadım. Ülkemizin Houte Couture alanının Üstadı olan Yıldırım Mayruk'un bile terzi diploması iş yerinin başköşesinde asılı...
Sözde mantar gibi türeyen Houte Couture'cilerin hiçbir mesleki yasal belgeleri yok!!! Denetleyen yok mu belgesiz çalışan bu tasarımcıları? Bu da ayrı bir merak konusu...