Erol Babaoğlu: Kendimi Kararsız Zanneden Bir Gençtim!

Caner Ural
Caner Ural
Yayın Tarihi : 16-12-2025 11:49

Ekranların ve tiyatronun başarılı ismi rol aldığı her projeye değer katan, son dönemde tüm platformlarda başarılı işler ile dikkat çeken Erol Babaoğlu bu hafta röportaj konuğum.

Şu sıralar ATV ekranında ‘Gözlerin Karadeniz’ dizisinde ki ‘Sado' karakateri için Rize’de olan Erol Babaoğlu ile İstanbul’a gelişinde hafta içinde Harbiye’de buluştuk, kahvelerimizi yudumlarken Kasım ayında vizyona giren yeni filmi 'Yeni Şafak Solarken' başta olmak üzere rol aldığı yeni dizilerini, tiyatro hayatını ve yeni projelerini konuştuk.

1- Rol aldığınız “Yeni Şafak Solarken” filmi geçtiğimiz günlerde vizyona girdi, filmi biraz anlatabilirmisiniz, nasıl bir hikaye anlatıyor, sizi bu projeye çeken ne oldu?

Yeni Şafak Solarken’i Gürcan Keltek yönetti. Film Locarno Film Festivali’nde Eleştirmenler Birliği Ödülü’nü, İstanbul Film Festivali ‘nde en iyi yönetmen, Adana Altın Koza Film Festivali'nde en iyi görüntü yönetmeni ve en iyi müzik ödüllerini aldı.

Film akıl hastanesinden yeni çıkmış, ailesi eski Yugoslavya göçmeni, tiyatro yaşamı çok iyi gitmeyen Akın’ın üç gün içinde İstanbul’un ezoterik ve arkaik yapısıyla kurduğu ilişkiyi, hastalığının seyrini konu alıyor diyebiliriz. Filmin temel derdi ve konusu, oynayacağım roller, her biri alanında çok iyi olan bir ekiple çalışma düşüncesi, filmin içeriksel ve biçimsel olarak sınırları zorlayacak olan yapısı beni projeye çeken şeylerdi.

2- Bu filmde canlandırdığınız karakteri anlatabilir misiniz? Nasıl bir karakter?

Bu filmde aslında birden çok rolde zuhur ediyorum, görünüyorum. Bazıları etkili ve akılda kalıcı, bazıları sadece dikkatli bakınca farkedilecek görüntüler. Başrol karakterin şehrin içinde rastladığı, gözgöze geldiği, yolunun kesiştiği, hayatın içinde sadece ona görünen, ona seslenen ve giderek kendi yarattığı roller... Akın’ın psikiyatristi, bir kağıt toplayıcı, parfümerideki kadın, Eyüp Sultan’da bir Hoca ve onunla telekinetik bir ilişki kurup, onu İstanbul’un ezoterik dünyasından geçirerek son şafağına doğru götüren “Camgöz”.

3- Yönetmenle bu projede yollarınız nasıl kesişti? İlk okuduğunuzda senaryoda sizi en çok etkileyen sahne hangisiydi?

İlk önce tiyatro oyunlarım vasıtasıyla tanışmıştık. Pera Palace Otel’in havuzunda oynadığımız “Red Speedo” oyunumuza gelmişlerdi filmin yönetmeni Gürcan Keltek ve diğer bir yönetmen Ömür Atay. Daha sonra bizim bir diğer projemiz olan “Monologlar Müzesi”ni izlemeye geldiler. O tanışıklık projeler konuşmaya ve sonunda Yeni Şafak Solarken’e kadar devam etti. Bu arada ben de Gürcan’ın filmlerini izledim.
Set hatta senaryo öncesinde, Gürcan Izmir’ de ben İstanbul’da olduğum için pek çok telefon konuşması yaptık. Aslında daha çok anlattığı atmosfer, görüntü ve ses tasarımına dair fikirler, normal dışı diyebileceğimiz sahneler, telekinetik güçleri olan ve tam olarak kaç yaşında olduğunu anlayamadığımız ama çok uzun bir yaşamın temsilcisi diyebileceğimiz “Camgöz” karakteri bu projede ilk etkilendiğim noktalar oldu.

4- Rolünüze hazırlanırken nasıl bir süreç izlediniz? Karakterin geçmişini ya da iç dünyasını kurarken nelerden beslendiniz? Yönetmeniniz Gürcan Keltek sizlere alan tanımak için diyaloglar konusunda serbest bırakmış. Nasıl bir deneyimdi bu?

Ben genel olarak bir role hazırlanırken her şeyden etkilenmeye açığımdır. Çünkü neyin ilham vereceğini ve benim işlemcimde iyi bir sonuca yol açacağını ancak deneyerek anlayabilirim. Bilgi toplama ve araştırma belli bir zaman alır bu yavaş yavaş hayallerin oluşmasını sağlar. Bundan sonra kendimce karışık teknik diyebileceğim pek çok tekniği içe içe geçirerek rolü tasarlamaya çalışırım. Tasarımları uyguladıkça ve yönetmenle fikir alışverişinde bulundukça fazlalıklar gider, geriye ekranda görünene yakın bir hal çıkar. Burada temel, senaryoya ve rejiye doğru hizmet etmek, diğer öğelerle yaratıcı iş birliğine girmek, doğru ve kendine özgü bir tasarım hazırlamak ve sonunda oynarken tüm bunların görünmemesini, sadece o anda orada gerçekleşebilecek bir performansı, aleladeliği, işçiliğin gözükmediği bir sahiciliği, inandırıcılığı yakalamaktır.

Yeni Şafak Solarken’de de böyle çalıştım. Önce yönetmenin dünyasını ve ne yapmak istediğini anlamaya çalıştım. Gürcan bazı sahneleri yazdığı şekliyle çekti ama genel olarak oyuncuya fazlasıyla özgürlük tanıyan bir çalışma yöntemi izledi.

İstanbul’u çok seven biri olarak İstanbul’dan, onun her taşından, görünen görünmeyen simgelerinden ve enerjisinden yeniden etkilenmeye bıraktım kendimi. Bazı yaşamış ve yaşayan figürleri inceledim. Akın’ın hastalığını anlamaya çalıştım. Değişik beden merkezleri ve yürüyüşler buldum. Enerji, atmosfer ve dış güçler çalışmalarıyla karakterlerin varoluşlarını kendimden değişik noktalara çektim. Fimin ayrıksı havasını ve mekanların enerjisini rolün içinde, bedenimde taşımaya gayret gösterdim. Avrupa’nın önemli görüntü yönetmenlerinden; Werner Herzog, Abel Ferrera gibi yönetmenlerle çalışmış Peter Zeitlinger görüntü yönetmenimizdi. Onunla özellikle akışkan sahnelerde “birlikte dans etmek” üzere anlaştık.

Peter, Locarno Film Festivali'ndeki söyleşide, “Erol’un teklifi üzerine birlikte dans ettik. Harika bir deneyimdi” demişti. Mesela finale yakın zor bir cinnet sahnesi vardır. Bu sahnede ne olursa olsun sonuna kadar kesilmemesi konusunda bir isteğim oldu ve anlaştık. Çekim sırasında çok ağır antika bir kürsü üzerime düştü. O sahnedeki çığlıklar giderek gerçeğe dönüştü ama kesmeyip performansa dakikalar boyunca devam ettik. Peter, doğaçlama performansa doğaçlama kamera performansıyla karşılık verdi. Tek plan ve tek çekimde bitti sahne. Bittiğinde hastaneye kaldırıldım ama hayatım boyunca unutamayacağım, eşsiz bir deneyimdi.


5- Bu filmde rol aldığınız sanatçılardan birisi de 4 Ocak 2024 tarihinde kaybettiğimiz eski kayınvalideniz Ayla Algan’dı. Birlikte birçok tiyatro projeniz olmuştur ama sinema filminde birlikte rol almak nasıl bir duygu idi?

Evet biz Ayla Algan’la 1999 yılından itibaren birlikte çalışmaya başladık. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir tiyatrolarında Kenan Işık‘ın Aşk Hastası oyunundan başlayarak birlikte oynadık. Tiyatro Araştırma Laboratuvarında yıllarca birlikte çalıştık. Birlikte atölyeler, eğitimler ve yöneticilik yaptık.

2011 yılında da eski eşim Sevi Algan ile evlenince akraba olduk. Ama her zaman iş, projeler, atölyeler ve oyunculuk konuşarak geçti 25 yılımız. Ustam, oyun arkadaşım, kayınvalidem, en son kızımın anneannesi oldu.

2008 yılında “Pars Narkoterör” dizisi bitince orada oynadığım Barudi Kasım rolü için Türkiye’nin sanırım ilk spin-off projelerinden biri olan “Alayına İsyan” dizisini yapmak istedi Osman Sınav. Ben oyuncu olarak Salih Kalyon ve ninemi oynaması için Ayla Algan’ı önerdim. Çekimlere başladık ama çok kısa zamanda çok fazla ezber olduğunu söyleyerek üçüncü gün ayrıldı Ayla Abla ve o fırsatı kaçırdık. Daha sonra ninemi bir başka usta Bilge Şen oynadı.

Daha sonra oyunlarda, eğitimlerde yine birlikteydik. Üçümüzün yer aldığı bir kısa filmimiz oldu.

Yeni Şafak Solarken; Ayla Abla, eski eşim Sevi Algan ve benim; içinde birlikte yer aldığımız son proje oldu. Bu anlamda belki de kızımız Alya ‘ya da birlikte bıraktığımız, gelecekte açıp bakabileceği son hediyemizdi diyebiliriz.



6- Şu sıralar Sado karakteri ile ekranlardasınız, biraz Sado'dan bahseder misiniz?

‘Gözleri Karadeniz’ dizisinde oynadığım Sado karakteri romantik, vicdanlı, karısına deli gibi aşık, hayvanları çok seven, topraktan çiçekten anlayan, sazı sözü seven biri. Hem çok yumuşak hem çok sert olabilen, stratejist, içinde bulunduğu dünyaya göre hareket eden; etrafındaki insanlar gibi tehlikeli işlerin ve büyük paraların peşinde bir adam. Geçmişte yaptığı hataların vicdan azabını hala yaşayan biri. Sert dünyanın içinde “erkekler ağlamaz” kalıbını yıkan bir romantik aşık.

7- HBO Max’de yayınlanan Kaosun Anatomisi dizisinde de rol aldınız, dizinin konusunu ve sizin oynadığınız karakteri anlatabilir misiniz?

Kaosun Anatomisi Sıfır Bir Yapım’ın; HBO Max’in Türkiye’deki lansman projesi olarak tasarladığı, 8 bölümlük bir yapım. Ekin Pandur yönetti.
Dizi sokaklara hükmeden bir mafya grubunun “Sistem” ile ters düştükten sonraki dağılmasını; karakterlerin ayrı cephelere bölünmesini, aynı zamanda ablası öldürülen bir acil servis doktorunun bu yapı ile mücadelesini anlatıyor. Hiçbir karakter tam olarak siyah ya da beyaz değil ve tüm karakterlerin değişimini, dönüşümünü izliyoruz bölümler boyunca.

Benim oynadığım Kenan Görüklü karakteri; sokaklardan yetişmiş, mafyalaşmış, gözü kara, doğru bildiklerine ve geleneklerine bağlı, muhafazakar, zamanında eline çok kan bulaşmış biri. Babası gibi sevdiği Mehmet Abi’si ölünce tüm kökleri sarsılan Kenan, karşısındaki büyük güçlere karşı kendi değerleriyle savaşa giriyor ve bu savaşta en yakınlarını da aynı adalet ve vicdan süzgecinden geçiriyor. Vicdanı aynı zamanda zaaf gibi görünen eylemlere yol açıyor.

Değerleri konusundaki inatçılığı, o yıkılmaz imajının altındaki kırılgan tarafı gösteriyor bize.


8- Dijital platformların yükselişi sinema oyunculuğunu nasıl etkiledi sizce?

Dijital platformlar ana akım televizyonla sinemanın arasında alternatif olarak çıktı. İki yönlü bakmak mümkün. Tüm sektör için yeni bir kanal açıldı. Ana akım ve sinema dışında da insanların istihdam edilmesi sağlandı, bu bir yandan herkesin daha antrenmanlı olmasını sağladı. Sinema oyunculuğuna en büyük katkısının bu noktada olduğunu düşünüyorum. Yeni senaryo biçimleri ortaya çıktı. Hem üretenler hem seyredenler için yeni bir deneyim alanı oluştu. Yapılan üretimlerin uluslararası arenada görünürlüğü arttı. Daha global bir üretim mekanizmasından bahseder olduk. Bu anlamda çok pozitif bakıyorum.

Ancak diğer taraftan bakınca, ana akımın kodlarına ve ticari bakış açısına alışkın insanların elinde dijital platformlar ana akımlaştı, benzer kodlarla işler yapılmaya başlandı, aynı oyuncular üzerinden yazılan senaryolar işleme kondu. Bu da beklentinin altında bir kalite ve kalıcılık ortaya çıkardı.

Öte yandan dijital platformların sadece televizyon dünyasında değil sinema dünyasında da gitgide daha fazla etki etmeleri sonucu, sinema seyircisinin düşüşüyle de birlikte, sinema salonlarının sonunu hazırlayan etkenlerden olduğunu söyleyebiliriz.

9- İletişim Fakültesi’ni bitirmişsiniz. Ama şu an hem oyuncusunuz hem de tiyatro yönetmenliği yapıyorsunuz. Bu geçiş nasıl oldu?

Cağaloğlu Anadolu Lisesi’ndeyken tiyatro kulübünde sahneye çıkarak, oyunculuğun tadını almaya başladım diyebilirim. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde okurken, okulda çekilen kısa filmlerde oynamaya başladım. 1996 ‘da 2. sınıftan itibaren başlayarak, Stüdyo Oyuncuları’ nda Şahika Tekand,Esat Tekand gibi isimlerden üç yıl eğitim aldım.

Üniversitedeyken bir yandan radyoculukla ilgilendim. Bahçeşehir FM ve Hür FM’de staj yaptım. Sektörün zirvesindeki isimlerin jürisinde olduğu “Medyada Yeni Yetenekler” yarışmasında radyo dalında iki ödül kazandım. Alem FM’ de Kaptan’ın Gece Partisi adlı bir gece şovu yapmaya başladım. Buradan kazandığım parayla tiyatro eğitimimi karşıladım.

Aslında yaşadığım hayal kırıklıkları, aşk acısı gibi şeyleri çalışarak yenmeye çalıştığım bir dönemdi.

Bir yandan, kıyısından reklamcılığı denedim. Kendini kararsız zanneden bir gençtim ama mesleki kararlarımın çoğunu bu birkaç yıl içinde vermişim şimdi bakınca.

1999 yılında Şehir Tiyatroları bünyesindeki Tiyatro Araştırma Laboratuvarı’nın seçmelerini kazanarak, 22 yaşında profesyonel oyunculuğa başladım. Hem Şehir Tiyatroları oyuncusu olarak sahneye çıktım, hem de dünyadaki sayılı merkezlerden olan Tiyatro Araştırma Laboratuvarı’ nın laborant oyuncusu oldum. Burada geçirdiğim üç yıl hem mesleki temelleri sağladı, hem de ikinci bir eğitim oldu benim için diyebilirim. Beklan Algan, Ayla Algan, Erol Keskin, Mehmet Ulusoy, Kenan Işık, Mustafa Kaplan gibi isimlerle çalıştım.Ayrıca çok fazla atölye çalışmasına da katıldım.

İletişim ve sanatın buluştuğu bir meslek olarak gördüğüm tiyatro ve oyunculuk; belki denedikten sonra bırakıp yoluma devam edeceğim bir meslek olabilirdi, ama bir kez girdikten sonra başka bir iş yapmak istemedim. Merak ettim, öğrenme iştahım kabardı. Öğrencilik hayatım boyunca yapmakta zorlandığım  pek çok şeyi yapar oldum ve büyük zevk aldım. Oynayarak, yöneterek, eğitim vererek ve hep öğrenerek hala da devam ediyor…

10-Sanatçı olmak istediğinizde ailenizin yaklaşımı ne oldu?

Ailem ilk defa beni lise zamanında okul kulübünün gösterilerinde izledi.

Sonra normal diyebileceğimiz bir bölüm okuyup hobi olarak yine oyunculuk yapacağımı düşündüler. Fakat gitgide diğer işler geride kalıp sadece oyunculuk kalınca işin ciddiye bindiğini anladılar.

Ama öğrencilerime de söylediğim  bir şey var; aileler önce emek, inat ve çalışkanlık, sonra da sonuç görerek ikna olurlar. Çünkü temel olarak çocuklarının ileride işsiz ya da aç kalmasından korkarlar. Kafalarında her zaman parklarda soğuktan ya da otel odalarında açlıktan ölen oyuncuların hikayeleri vardır. Haklı olarak çocuklarının böyle bir riske girmesini istemezler. Benim ailem de beni sahnede ekranda, sinemada izledikçe daha da ikna oldu, bir yandan da ikna olmak dışında bir çareleri kalmadı.

11-55. SİYAD Ödülleri’nde “Kurak Günler” performansınızla “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülünü aldınız, yakın zamanda da “Tavuk Suyuna Çorba” kısa filmi ile Kocaeli Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü,  en son da Dengeler filmi ile Sadri Alışık Ödüllerinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü2ni aldınız,  bu başarıların sizde bıraktığı his nasıl, sizi yeni roller için nasıl motive ediyor?

Ödül mekanizması aslında daha çok aday olanlar ve sektörle ilgilenenlerin baktığı bir alan.

Aday olduğunuzda ya da ödülü aldığınızda verdiğiniz emeğin görüldüğünü, takdir edildiğini düşünüyorsunuz. Sizi, ekip arkadaşlarınızı ve ailenizi mutlu eden bir şey tabii ki.

Ama bu demek değil ki siz o yılın en iyisisiniz ya da en iyi performans gösteren üç ya da beş kişiden birisiniz. Siz o yıl o jürinin dikkatini çeken ve beğendiği işlerden birini yapmışsınız demek. Başka isimlerden kurulu bir jüri olsa sonuç değişebilir. Ödül mekanizmasına giremeyen ya da yeterince takdir edilmemiş başka emekler olduğunu da bilmek lazım her zaman.

12-Filmler, diziler, tiyatro ve dijital projeler… Klasik bir soru vardır ya, hangisini tercih ediyorsunuz diye? Hangi platform size daha çok güven veriyor, hangi projeyi öncelikle kabul ediyorsunuz?

Hani bir klişe vardır ya; “hepsi benim bebeğim gibi, hiçbirini birbirinden ayıramam” diye. Hangi işi yaparsam yapayım, aynı araştırma süreci, aynı heyecan oluyor. Aynı kalite ve emeği vermeye çalışıyorum. Tabii ki tiyatrodaki heyecan, adrenalin ve canlı seyirci ile karşılaşma hissi tarif edilemez. Ama kamera önü oyunculuğunda da, bilhassa sinemada; sahne sahne, nakış gibi bir tasarım örmeye çalışıyorsunuz, bunun düşüncesi her zaman heyecan vermiştir bana.

13-Yeni projeler var mı?

Ferit Karahan‘ın yönettiği Cinlerin Düğünü filmi şu anda post-prodüksiyon aşamasında. Onun festival yolculuğu başlayacak.
Oynadığım üç kısa film festivallerde gösterimlerde şu anda. Yeni bir kısa film seti bitirdik, o da yolda. Şubat da bir kısa film daha çekeceğiz. Bir yandan da iki uzun metraj sinema projesi netleşmeyi bekliyor.

Kaosun Anatomisi’nin ikinci sezonu olması muhtemel ama Warner Bros’un satılması meselesinden dolayı HBO ile ilgili her şey biraz beklemede kalabilir gibi.

Uzun zamandır üzerinde çalışılan bir dijital proje var. Her şey yolunda giderse bir yıl içinde onun setine çıkacağız. Beni çok heyecanlandıran, çok zor ve evrensel arenada karşılık bulabilecek bir proje.

“Düğün Günü” adlı tek kişilik oyunumu oynuyorum düzenli olmasa da.

Tiyatro Araştırma Laboratuvarı ile Kadir Has Üniversitesi Tiyatro bölümünün ortaklaşa yürüttüğü bir TÜBİTAK projemiz var. 22 Aralık 2025 ten itibaren o projenin panelleri, atölyeleri başlıyor. Bir yandan onu yürütüyoruz. Bu hafta Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi tiyatro bölümü öğrencileri ile atölyeler, seminer ve söyleşi yapacağım. Bir yandan devraldığımız bilgi ve birikimi genç kuşaklara, yeni meslektaşlarımıza aktarmak için çalışıyoruz.

14-Uzun yıllardır sektörde olan biri olarak genç oyunculara nasıl bir tavsiyeniz olurdu?

Ben yaklaşık 25 yıldır edindiğim bilgi birikimini başkalarıyla paylaşmak için çeşitli yollar deneyen biriyim. Atölyeler, dersler, seminerler gibi. Bu yüzden mesleğe yeni başlayan pek çok insanla yıllar içinde bir araya gelme fırsatım oldu. Jenerasyonların değişimini izleyebildim. Bence son yıllardaki en büyük sorun dikkat eksikliği, çabuk sonuca ulaşma isteği, sosyal medyadaki ışıltılı hayatların yarattığı özenti ve depresyon. Buna bir de ekonomik sıkıntıları ve genel karamsarlık halini eklemeliyiz. Bu anlamda bazı imkanlar daha fazla, umut ve kararlılık daha az gibi görünüyor bana.

O yüzden merak, tutku, inat, mesleği ve kendini keşfetme isteği, adanmışlık ve hikayeler anlatma ihtiyacı başta gelmeli. Yolda karşılaşılacak olan zorluklara karşı dayanıklılığı bunlar sağlayabilir. Bunun dışında kendini geliştirmek için gereken şeyleri yeni oyuncular bizden çok daha iyi biliyorlar eminim ki.

Filmler, oyunlar, kitaplar, videolar, bedeni ve zihni geliştiren yeni teknikler, hepsini takip edebiliyorlar imkanları ve vizyonları ölçüsünde.
Özü kaybetmemek en önemlisi tabi ki. İnsanın kendisiyle, insanlarla, hayvanlarla, doğayla, tüm evrenle kurduğu ilişkinin araştırılması aslında özünde bizim işimiz.

15- Bir de zor olmuyor mu İstanbul Rize arasında olmak?

Ben gittiği yeri merak eden, sevmeye çalışan biriyim ve Karadeniz’in doğası harika gerçekten. Gittiğimiz bölgeyi ve insanını seviyoruz ve bu bazı şeyleri daha çekilir kılıyor. Ama zorlukları var tabii, kurulu düzenimin İstanbul’da olması, kızımın, ailemin İstanbul’da olması işin zor tarafı. Ama sevdiğiniz işi yapınca çekiliyor her şey.

16- Son bir sorum da Ferit Karahan’ ın yönettiği 'Cinlerin Düğünü' ne zaman geliyor, biraz spoiler alalım mı ?

Ferit Karahan’ın yazıp yönettiği Cinlerin Düğünü filmini 2024 sonbaharında Erzincan’ da çektik . Film geniş ve ilgi çekici bir oyuncu kadrosuna sahip. 4 kardeşin odağında, bir köyün ,bir evin hikayesini üç farklı dönemi içeren üç epizotta izleyeceğiz. Ben İmam Yakup karakterini, giderek yaşlandığım üç epizotta oynadım.

2026’da festival yolculuğunun başlayacağını düşünüyorum. Sanırım 2027 de vizyonda olabilir.

 

 

Hümay Güldağ ile ‘Birdenbire’!

Şehir Tiyatrolarının başarılı sanatçılarından Hümay Güldağ , Orhan Veli şiirlerinden yola çıkarak düzenleyip yönettiği “Birdenbire” etkinliğini geçtiğimiz hafta Müze Gazhane Meydan Sahne’de gerçekleştirdi.

Repertuvar oyunları yanında şair-şiir eşleşmesi üzerinden geliştirilen yeni ve farklı bir etkinlik konsepti olan  ‘Birdenbire’ . seyirci, yönetmen ve oyuncular eşliğinde, dekor, kostüm, müzik ve görsel tasarımla birlikte sahne imkânları kullanılarak, Orhan Veli’nin şiirlerinden kesitler sunuluyor. Etkinlik 21 Aralık  tarihinde  yeniden Müze Gazhane’de. Ve sezon boyunca da devam edecek.

Hümay Güldağ’ın oyuncu olarak da yer aldığı etkinliğin müziğini Cihan Kurtaran, dekor tasarımını Cihan Aşar, kostüm tasarımını Ahsen Nur Yaman, ışık tasarımını Gökhan Davulcu, efekt tasarımını Özgür Yaşar İşler gerçekleştirmiş. Etkinliğin  fotoğraflarını ise  Tuğçe Keçeci’nin çektiği etkinlikte Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun resimleri kullanılmış.

Etkinlikte söz alan Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever:

“Bugün burada olmayı tercih ettiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum. İstanbul Şehir Tiyatrosu olarak “İstanbul Şiirle Buluşuyor” projesini gerçekleştirdiğimizde hedef kitlesi olarak gençleri düşündük. Gençlerin bu kadar barışmaya ihtiyacımız olduğu, bütün dünyanın kaynadığı, savaşla yoğrulduğumuz bir dönemde bu kadar güzel bir etkinlikle karşılaşmalarını çok arzu ettik. Sağ olsun, onlar bu verdiğimize çok güzel karşılık verdiler. Bundan önceki projelerimize bir yenisini ekledik. Bu projede emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Bizim için sezon ortasında yeni bir proje gerçekleştirmek gerçekten çok zor. Çünkü 24 saat çalışan canlı bir organizma İstanbul Şehir Tiyatrosu. Saat 4’e kadar prova yapıp koşa koşa oyunlarına gidiyorlar. Bu zaman diliminde ekstra çalışmak zorunda kaldılar. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Hümay’cığım sana çok teşekkür ediyorum. Gerçekten İstanbul’un keşmekeşinde sihirli bir zaman aralığı sundunuz bize. Çok teşekkür ediyorum, eksik olmayın” dedi.

 

 

Ankara’da 2. Uluslararası Afet Film Festivali!

 18-21 Aralık tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek 2. Uluslararası Afet Film Festivali ‘İklim Değişikliğinin Küresel Boyutu’ temasıyla düzenleniyor.

114 ülkeden gelen filmler ile sinemanın dünden bugüne iklim değişikliği konusuna bakışını ve sinema sanatının iklim değişikliğini nasıl bir kadraj içine aldığını sunalacak.

Sinemanın çeşitli alanlarından değerli profesyonellerin yer alacağı jüri kadrosundaki isimler arasında  uzun metraj kategorisinde Derviş Zaim, Süleyman Civliz, Mehmet Ali Karga ve Feza Çaldıran, kısa film kategorisinde Prof. Dr. Recep Yılmaz, Dr. Öğr. Üyesi Muhammed Safa Karataş ve Müge Uğurlar, belgesel kategorisinde Koray Demir, Prof. Dr. Nihan G. Işıkman, Hacer Koç Yıldız, Muhammed Sabit Yakar ve Kadir Uluç, animasyon kategorisinde ise İsmail Fidan, Prof. Dr. Hacı Mustafa Akkaya, ve Doç. Dr. İclal Alev Değim bulunuyor.

Film gösterimlerinin Kült Kavaklıdere’de yapılacağı festivalde, gerçekleştirilecek paneller arasında Derviş Zaim, Serpil Altın ve Mehmet Ali Karga’nın konuşmacı olarak katılacağı “Sinema ve İklim” ile Nurten Bayraktar, Prof. Dr. Nihan G. Işıkman ve Tuna Cantek’in katılımıyla “İklim Krizi Çağında Sinema: Anlatı, Üretim ve Eğitim Yoluyla Dönüştürücü Etki” yer alacak. Açılış gecesi ise yönetmen Tayfun Belet’in son filmi “Gölün Şarkısı” seyirci ile buluşacak. 

Festival direktörlüğünü Mehmet Serhat Bıçak’ın üstlendiği festivalde , farklı kültürlerden ve coğrafyalardan gelen filmleri bir araya getirerek, afetler karşısında küresel dayanışmayı ve ortak anlayışı teşvik etmeye çalışan UAFF’nin bu yılki teması iklim değişikliği. ANDA Derneği ve Uluslararası Dijital Medya ve Enformasyon Derneği (DİMAK) iş birliğiyle düzenlenen 2. Uluslararası Afet Film Festivali ile ilgili güncel gelişmeler ve program festivalin resmi internet sitesinden takip edilebilir.

 

‘İkinci Yeni Şarkılar ‘ muhakkak dinlenmeli!

“İkinci Yeni Şarkılar”, orkestra şefi ve besteci Murat Cem Orhan’ın modern Türk şiirini müzik, tiyatro ve edebiyatın ortak diliyle sahneye taşıyan özgün bir yapıtı.

Kurgusunu edebiyat araştırmacısı Sevengül Sönmez’in kaleme aldığı eser, Edip Cansever, Turgut Uyar ve Cemal Süreya’nın şiirlerinden yola çıkarak Tomris Uyar ile hayali diyaloglar kuruyor ve şairlerin hayallerini, özlemlerini ve sözlerini sahnede yeni bir biçimde yaşatıyor. “İkinci Yeni Şarkılar”, Türk edebiyatının en güçlü şairleriyle bir kadının iz bırakan hikâyesini; müzik, şiir ve tiyatral anlatımın birleşiminde izleyiciye benzersiz, çok katmanlı bir deneyim olarak sunuyor.

Projede şairleri Mert Fırat canlandırıp  ve şarkıları seslendirirken  Evrim Özkaynak ise Tomris Uyar’ı yorumluyor. Fakat  Evrim Özkaynak’ın çarpıcı ses rengi ile ‘’İkinci Yeni Şarkılar’’ bir başka güzel boyuta geçiyor adeta.  Murat Cem Orhan’a sahnede Özcan Yılmaz (keman), Burak Kayan (viyola) ve Burak Ayrancı (viyolonsel)  eşlik ediyor. “İkinci Yeni Şarkılar”, Türk edebiyatının en güçlü şairleriyle bir kadının iz bırakan hikâyesini; müzik, şiir ve tiyatral anlatımın birleşiminde izleyiciye benzersiz, çok katmanlı bir deneyim olarak sunuyor.

 

‘Birlikte  İyileşelim’ etkinliklerinde buluşalım!
Yazdığı ‘Kanserin Psikolojisi’  kitabı ile  ‘Birlikte İyileşelim Derneği’nin temellerini kuran Klinik Psikolog Melikşah Çakın geçtiğimiz günlerde katılımcıların yoğun ilgisiyle gerçekleşen yepyeni bir Birlikte İyileşelim etkinliği daha gerçekleştirdi. Çakın  psikoloji, tıp, sağlık, iş dünyası ve kişisel gelişim alanlarında Türkiye’nin önde gelen isimlerini bir araya getirdi.

Birlikte İyileşelim Derneği’ Kurucu Başkanı Klinik Psikolog Melikşah Çakın yaptığı açıklamada, ruh sağlığı, fiziksel iyilik hali, dayanıklılık, lonjevite, yaşam kalitesi ve ilham veren yaşam öykülerinin ele alındığı etkinlikte; bilimsel bilgi ile insani deneyim aynı çatı altında buluşturduk. “Birlikte İyileşelim çatısı altında amacımız; bilimi, empatiyi ve insani teması aynı zeminde buluşturmak. İyi oluş yalnızca sağlıklı olmak değil, zor zamanlarda birlikte ayakta kalabilmektir. Bu etkinlikte bunu hep birlikte yaşadık.”   derken

Program kapsamında;
Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur,  Prof. Dr. Mehmet Müderrisoğlu,  Prof. Dr. Nazan Yılmaz,  Prof. Dr. Dilek Ünal ,  Dr. Selin Erel , Dr. Aydın Duygu,  Orçun Kürüm ve  Betül Çetin
alanlarındaki güncel bilimsel yaklaşımları ve klinik deneyimlerini katılımcılarla paylaştı.

İş dünyası ve kişisel gelişim perspektifini ise;
Gazeteci ve  Yazar Funda Karayel , İş kadını Neslihan Canpolat ,  Elif Elkin , İş kadını Özlem Kalkan ,  Süha Aksoy Sen Naturen Kurucusu,  Kombucha 2200 Kurucusu Esra Özcan
başarı hikâyeleri, yaşam deneyimleri ve iyi oluşa dair kişisel yaklaşımlarıyla sahneye taşıdı.

Etkinlik boyunca; iyi oluşun yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olduğu vurgulanırken, özellikle kanser hastaları ve hasta yakınlarına yönelik psikolojik destek çalışmalarının önemi ön plana çıktı.

Yeni bir  ‘Birlikte İyileşelim ‘ etkinliğinde  ben de olacağım………

 

 

Selda Özkök’ten ‘Köklerden Gelen Güzellik’

Selda Özkök, Mardin'in kadim kültüründen ilham aldığı yeni kitabı "Köklerden Gelen Güzellik"i  geçtiğimiz hafta için Shangri-La Bosphorus İstanbul'da özel bir davetle tanıttı.

 Özkök, sağlıklı yaşam rehberi niteliğindeki kitabında, ışıltılı bir cilt için oluşturduğu şifa dolu tarifleri pratik bakım kürleri ve ruhu besleyen kadim ritüellerle buluşturuyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan kitap, tüm çevrimiçi kanallarda ve kitabevlerinde satışa sunuldu.

Etkinlikte satılan tüm kitapların geliri, AÇEV'in (Anne Çocuk Eğitim Vakfı) ihtiyaç sahibi çocuklar, ebeveynler ve genç kadınlara yönelik bilimsel temelli eğitim programlarına bağışlandı.

Lansmanda  Dalya Garih, Sevim Uyar, Zeynep Çarmıklı, Şebnem Çapa, Şükran Albayrak, Şükran Güzeliş, Feryal Gülman, Müge Tezman Sırmabıyık, Tülay Dölen, Filiz Bulutçu, Demet Hanif, Sedef Karamehmet, Serap Sarı, Yelda Tiftik, Buket Sarıbekir, Arzu Savgı, Begüm Özer, Didem Kurdoğlu, Songül Aşçı, Hale Güneyi ve Simfer Kurşun davette Selda Özkök'e destek verdi.

Lansmanda Özkök, Mardin'de geçen çocukluk yıllarını, aile büyüklerinden miras kalan bilgileri ve bu değerli mirasın kendisine nasıl ulaştığını samimi bir şekilde anlatırken , kitabının doğuş hikâyesini ilk kez misafirleriyle paylaşarak, bir ailenin kuşaktan kuşağa aktardığı kültürel zenginliklerin önemini şu sözlerle vurguladı: “Bu kitapla en önemli amacım, kuşaktan kuşağa aktarılan kadim bilgilerin değerini vurgulamak ve bunları gençlerle paylaşmak. Kitaptaki her bir tarifi, okuyanlara şifa olmasını yürekten dileyerek yazdım.”

“Kitap iki ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde cildimizin ve bedenimizin içten beslenmesine yönelik temel bilgiler, pratik tarifler ve tavsiyeler var. İkinci bölümde ise bu defa cildimizin dışarıdan beslenmesine odaklanıyoruz. dedi.

 

Efsane  Kamuran Akkor!

Nasıl bir  gecceydi, anlayamadım, çocukluğumdan beri şarkıları ve yorumu ile beni büyüleyen Kamuran Akkor’un Dada Salon Kabarette’ki kulisindeydim hafta sonu, kendisini daha evvel Gayrettepe de bulunan Kats Sahne de görmüş, sene başında Zorlu Psm'de Emre Altuğ’un 'Bir Pop Masalı' adlı şovun da sahnede konuk sanatçı olarak izlemiştim ama yan yana gelince gerçekten bir an ne diyeceğimi bilemedim Kamuran Hanıma. Asil ve şık duruşu kibarlığıyla beni büyüledi Efsane Kamuran Akkor.

Dada Salon Kabarette o gece yaklaşık 2.5 saat sahnede kaldı, orkestra şefi Selahattin Ellek eşliğinde adeta muhteşem bir müzik şöleni yaşadık. Kamuran Akkor gerçekten kendisi için hazırlanmış çok şık Özlem Sönmez imzalı iki kostüm ile sahne aldı.

Adeta ilk bölümde gerçek bir Türk Sanat Müziği şöleni yaşadık. Zengin repertuarından seçtiği şarkılar ile gerçek bir nostalji vardı o gecce. Sefalar Getirdiniz, Rüyalarım Olmasa, Beni Kaybettin Artık, Dalgalandım, Senede Bir Gün, Yalancı Yarim, Gözlerin, Benim İçin Üzülme, Zalimin Zülmü hepsi muhteşemdi.

Sahne hakimiyeti ve esprileri ile gençlere taş çıkartan Kamuran Akkor’un sahnesinin ikinci bölümünün ilk şarkısı Bir Teselli Ver olurken Benzemez Kimse Sana, Daha Yokluğunun İlk Akşamı, İsyan, Kemancı şarkıları aklımda kalanlar özellikle seyirciler ile bir ağızdan söylediği Bir Ateşe Attın Beni, Aşk Eski Bir Yalan geccenin tüm şarkıları gibi favorimlerimdi.

Çok keyifli çok değerli bir gecce oldu Dada Salon Kabarette, Kamuran Akkor 10 Ocak 2026 yine sahnede kaçırılmaması gerekenlerden bu arada sanatçının konukları arasında bulunan Linet de geccede şarkıları ile sahnedeydi.

  • Etiketler