Geçtiğimiz hafta -8 C soğukta Almanya’nın başkenti Berlin’de çocukluk arkadaşlarım ile dopdolu dört gün geçirdim. Berlin karla kaplı, hava buz gibiydi ama kentin büyüsü bizi ısıttı diyebilirim.

Zamanlamayı tam kestirememiş olsakta, buz gibi Berlin sokakları bizimdi. Metro ve Uber ile şehiri az da olsa gezdik.
Berlin’e ilk gidişim olsa da, arkadaşlarımın daha önceki deneyimleri ve internet sayesinde güzel bir gezi oldu diyebilirim.
Berlin caddelerini gezerken tarih ile sanki bir zaman tünelindeydik. Checkpoint Charlie ve 1700'lü yılların sonlarında yapılan, adeta Berlin’in simgesi olan Brandenburg Kapısı’ndan geçerken o günleri yaşamamış olsam da hissettim bir anda. Bu arada Berlin’in kurucusu Mark Brandenburg takma ad olarak "Bar" adını kullanması dolayısıyla halk bunu simge olarak aldığı için Berlin’in çoğu yerinde ayı heykelleri ile karşılaşabiliyorsunuz.

Avrupa’nın tarihi ve kültürel başkentlerinden biri olan Berlin sadece sanat, tarih ve mimarisiyle değil aynı zamanda zengin ve çeşitli lezzetlerle dolu mutfağıyla da dikkatleri üzerine çekmeyi çok iyi biliyor. Özellikle Köri soslu Sosisi, Türk Döneri, Şiniztzel, Elmalı Turtası, Patates Salatası, o çok sevdiğim Pfannkuchen denilen şekerli poğaças ilk etapta en beğendiklerim.
Berlin’de Kudamm bölgesinde kaldık. Booking.com'dan ayarladığımız tam şehir merkezinde oldukça mütevazi ve tertemiz Aletto Hotel'de konakladık. Zoologister Garten Tren İstasyonu’na sadece 5 dakika mesafede ki otel beni daha lobisindeki güler yüzlü personeli ile kazandı. Tarz odaları, zengin kahvaltısı; özellikle genç öğrencilerin yoğun olarak kaldığı Aletto Hotel hem fiyat hem şekil hem de trafiği açısından çok uygun konumda.

İlk gün yemek için yer ararken havanın da malum acımasız soğuğuna karşın Berlin’in en popüler AVM'lerinden KADEWE girdik. Yemek katında gerçekten görülmeye ve tadılmaya değer bir çok mekan içerisinde ‘Augustiner’ e oturduk. Tarihi işletmenin Berlin şubesinde bizim masaya Tiflisli kadın garson baktı, güler yüzü ile hızlı servisi dikkat çekti. Masamıza gelen Shinitzel ve Köri soslu sosis ve patates muhteşemdi. Euro karşılığını bilmesem birer porsiyon daha isteyebilirdim hani. Tabi ‘Augustiner’in biraları da bir başka güzeldi.

Akşam yemeğini öğlen yemeğini geç yediğimiz için biraz erteledik ama, gecce saat 23.00 sularında Aletto Hotel’e çok yakın olan bir Türk işletmesi olan Zaddy’s daydık. Taksim büfelerini andıran mekan özellikle gecce dönüşleri için ideal bir yer. Kapısı her daim kalabalık ve kuyruk var. Dürüm arası döner ve ayran söyledim. Kasaya 11 Euro ödedim, biraz sonra tabağıma gelen dürüm, gerçekten abartmıyorum İstanbul’da masanıza gelen dört dürüm dönerden belki daha fazlaydı... Menünün muhteşemliğine inanamadım. Uzun zamandır böyle güzel döner tadımlamamıştım. Zaddy’s de çalışan tüm ekibe ve özellikle döner kesen Menderes Ağa’ya teşekkür ederim.

İnsanlar Almanya’ya gelince genelde hep bira tüketir ama biz Berlin’de ki ilk geccemizde Schlüterstr 15in 10625 adresinde bulunan viski pub olarak bilinen Berlin Viski Pubı "Union Jack"i tercih ettik.
Burada yaklaşık 120 çeşit viski, İngiliz, İrlanda ve Alman biraları ile muslukta elma şarabı tadımlanıyor. Ayrıca, popüler uisce beatha çevresinde tadımlar burada düzenli rezervasyon ile gerçekleşiyor.
Berlin'deki az sayıdaki geleneksel İngiliz publarından olan Union Jack’te benzersiz malt viskisi, karışık İskoç viskisi, İrlanda, Kanada ve Japon viskileri ile Amerikan burbonu bulunuyor.
Mekanda ayrıca Berlin'de, orijinal Newcastle Brown Ale, Murphy's Irish Stout ve Irish Red ile Guinness ve Kilkenny gibi tanınmış markalar ile Heineken ve Strongbow Cider gibi markalar yanında Pitcher ve hatta rustik Yard-of-Ale'de mevcut.
Union Jack’a girişinizde eskitilmiş dekorasyon yanında sizi yormayan müzik ile Berlin'in gecce hayatının özel yerlerinden biri burası.
Soğuk Berlin sokaklarında dolaşırken Mitte Bölgesinde epey popüler olan, güne kahvaltı ile başlayan EINSTEIN’a geldik. Sabah mahmurluğumuza rağmen öğlen saat 12.00'ye doğru EINSTEIN'ın güler yüzlü elemanları bizleri kapıda karşıladı. Ortaya karışık bir kahvaltı tabağı söyledik, tabii masada zeytin ve beyaz peynir olmayınca pek kahvaltı olmuyor ama sosisli yumurta tabakları çok doyurucuydu. Burada daha ziyade tatlı çeşitleri daha meşhur.
Akşam yemeği için Damaschkestrasse 17 Berlin’de 8 yıldır faaliyet gösteren Türk restaurantı THE MEAT deydik. Almanlarında rağbet ettiği mekanda çalışan personel güler yüzü ile karşıladı bizi. ‘Kendir pişir kendin ye’ donanımlı masalarına rağmen biz etimizi ahçıya emanet ettik, pek mükemmedi, masamız salata ve dört adet meze söyledik. Lezzetleri, her şeyi pek iyiydi ama bana fiyat fazla pahalı geldi.
Berlin gecceleri meğersem erken başlıyormuş. Biz yemek sonrası Bavul Cafe Berlin’de çok sevdiğim Nuri Harun Ateş’i Berlin’de dinleriz heyecanını yaşarken program saat 20.00'de başladığı için Nuri Harun’u dinleyemedik. Sahnede konukları arasında şu sıralar Kanlı Kabare’de rol alan Sema Morizt’de varmış. Kaçırdım bu özel gecceyi diye çok üzüldüm.
Cafe Kalwill Berlin yine internet üzerinden bulduğumuz oldukça şık bir mekan oldu, sabah kahvaltısı için Motzstrasse 30 10777 Berlin’de bulunan mekana girince kırmızının hakim olduğu eskitilmiş Viyana tarzı mobilyaları dikkat eden çeken mekan da kahvaltı menüsü oldukça zengin. Verdiğiniz parayı fazlası ile görüyorsunuz burada. Titiz ve güler yüzlü personeli yanında duvarlardaki tabloların güzelliği iç kısımlara geçtiğinizde daha erotik tabloların bulunduğu Cafe Kalwill akşamları saat 19.00'da kapanıyor. Özellikle sunumlar o kadar hoş ki, iki katlı tabaktan peynirinizi itina ile alıyorsunuz, ürünler çok ve kaliteli.
Berlin’de gerçekten tavsiye edebileceğim Vietnam Muftağının en iyilerinden BAMBOO LEAF, Nürnberger Str 17 de çok küçük bir dükkan olmasına karşın çok lezzetli spesiyaleri yanında uygun fiyata ödeme yapmanız da artısı. Suşiler o kadar güzeldi ki; bir de özellikle kış için ideal sığır eti çorbası mükemmeldi. Hiçbir mekanda internet sorunu yaşamadık ama burada sadece kendi çalışanlara wifi veriliyor oluşu biraz tuhaf geldi bana.

Kısa zaman diliminde soğuk havaya rağmen çok güzel bir tatil oldu benim için. Hayatınızda hep arkadaşlarınız olsun size yön veren. Bu nedenle çocukluğumun ilk günlerinden beri arkadaşlarım olan ve bana Berlin tatilini yaşatan Uğur Turhan ve Burak Acarbay’a çok teşekkür ederim.
Bu arada ulaşımı Pegasus ile yaptık, hava şartlarına rağmen rötarsız bir ulaşım oldu. Bunun yanında uçuş personelinin güler yüzlü ve dinamik oluşu muhteşemdi. Bir de servis için ödeme almasalar...
“TÖZ” Sergisi Galata Rum Okulu’nda!
17.01.2026 tarihinde Galata Rum Okulu’nda başlayan 08.02.2026 tarihine kadar devam edecek ‘TÖZ’ sergisinde Türkiye’de çağdaş sanatın örgütlenmesi, kurumsallaşması, müze ve mimarlık üzerine kapsamlı çalışmalar yapmış, sanat kuramcısı, yazar ve küratör olarak bilinen Ali Artun ve çağdaş Türk sanatında özgün disiplinler arası çalışmaları, heykel ve kavramsal eserleriyle tanınan Ahmet Yiğider, bir araya geliyor.

“TÖZ” sergisi, mimarlığın akılcılığın ötesindeki diline işaret eden bir alana vurgu yaparak, mimarlığın cevherine bir bakış sunuyor.
Ali Artun, “TÖZ”ü bir mimarlık sergisi olarak tanımlıyor, Ahmet Yiğider ise düşüncesini , insanın varoluşla kurduğu ilişki üzerinden şu sözlerle ifade ediyor: “Sanat ve tüm varoluş deneyimlerinde bize bakan, bizi besleyen üç olgu var: İnsan, Tabiat ve Evren. Birincisi ancak içe dönerek anlayabileceğimiz bir derinlikte, diğer ikisi ise tüm yüklerimizden kurtulup özgür bir sonsuzluk arayışına girdiğimizde kendini sezdiriyor. Sanırım insan yaratıcılığını, on binlerce yıl boyunca ve bugün hala canlı tutan şey, bu arayışın kendisi.”
Kurtuluş Kuş ve ‘Mest of AranesQ’!
Peş peşe yayınladığı hit şarkılarla müzik dünyasının en popüler isimlerinden biri haline gelen Kurtuluş Kuş, geçtiğimiz hafta 8 şarkılık konsept albümü “Mest of ArabesQ*un ilk şarkısını müzikseverlerle buluşturdu.

Yayınlandığı ilk andan itibaren aldığı olumlu geri dönüşlerle dikkat çeken şarkı, sanatçının arabesk tarzındaki iddiasını bir kez daha kanıtladı.
Kurtuluş Kuş, albümünü “Arabesk müziği tek bir konsept altında toplayan, ne yaptığından emin olduğum özel bir çalışma” sözleriyle tanımlarken, “Mest of ArabesQ” albümünü lansman konserleriyle dinleyicisiyle buluşturmaya hazırlanıyor.
“Mest of ArabesQ” konser serisinin ilk lansmanı, 29 Ocak Perşembe gecesi İstanbul Vadi Jolly Joker sahnesinde gerçekleşecek. Kurtuluş Kuş, bu özel gecede yeni şarkılarının yanı sıra arabesk ruhunu yansıtan özel repertuvarıyla sahnede olacak.
İstanbul’daki lansmanın ardından konser serisi hemen 30 Ocak’ta Ankara Yeni Mahalle Kültür Merkezi, 31 Ocak’ta Eskişehir Vehbi Koç Kültür Merkezi duraklarıyla devam edecek. Sanatçı, her şehirde “Mest of ArabesQ” konseptine özel hazırlanan sahne performanslarıyla müzikseverlerle buluşacak.
2. Yalçın Gökçebağ Resim Yarışması Sonuçlandı!
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri kapsamında “resim” alanında ödüle layık görülen ressam Yalçın Gökçebağ adına düzenlenen, 18-40 yaş arası amatör ve profesyonel sanatçıların katıldığı serbest temalı resim yarışması geçtiğimiz günlerde sonuçlandı.

Doç. Dr. Fırat Sayıcı tarafından organize edilen yarışmada Türkiye’nin dünyaca tanınan isimleri jüri üyeliği yaptı. Resim sanatına ve güzel sanatlara ilgi çekmek, geleceğin önemli ressamlarını ortaya çıkarmak amacıyla düzenlenen yarışmada jüri başkanlığını Yalçın Gökçebağ üstlenirken, Prof. Dr. Kıymet Giray, Prof. Fevzi Karakoç, Prof. Veysel Günay, Prof. Zahit Büyükişleyen, Prof. Özlem Üner, Dr. Öğr. Üyesi Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Resul Aytemür ve Mahir Güven gibi önde gelen sanatçılar jüri üyesi olarak yarışmaya değer kattı.
Fenerbahçe’de bulunan Kaş Sanat Galerisi’nde gerçekleşen ödül töreninde büyük ödülü kazanan üç kişiye 100’er bin TL para ödülünün verildiği törende ön elemeyi geçen eserler de bir hafta sürecek sergileme hakkı kazandı. Duru Bozkurt, İkram Meviş ve Salih Çakar’ın büyük ödüle layık görüldüğü yarışmada söz alan Gökçebağ şunları belirtti: “Genç sanatçıların bu tarz yarışmalarda kendi yollarını nasıl bulduklarına yakından şahidim. Bu yıl yarışmamıza beş yüz küsur resim katıldı. Jüri üyelerimiz Türkiye'nin yaşayan en iyi ressamlarıdır. O yüzden buradaki isimler arasında ödül almak tabii ki önemli ancak sergileme almak bile büyük bir olaydır. Kazanamayan arkadaşlar da kesinlikle vazgeçmesinler. Seneye ödüllerimizi daha da arttırarak yarışmamıza devam edeceğiz.”