Son zamanlarda dünya medyasında Victoria Beckham, Katie Holmes ve Kate Moss gibi ünlü ve zengin kadınlar "Stil Ikonları“ olarak lanse ediliyorlar. Bence bu kelimiyi biraz sorgulmak gerekiyor: "Stil Ikonu“ nedir ve kim olabilir?
Bana göre “Stil İkonu” sadece en son moda tasarımlarını giyinip, en yeni trendleri takip etmekle olunmuyor. “Stil İkonu” dediğin kendi tarzını yaratmalı, sadece giysileriyle değil, kişiliğiylede o duruşu sergilemeli. Örneğin Victoria Beckham´a bakınca, ünlü modacıların kıyafetlerini giyinebilmek için ultra sıfır beden haline gelmesi, adeta yemeden içmeden kesilmesi, her zaman yapay, samimiyetsiz ve mutsuz bir havada olması bence onu “Stil İkonu”ndan daha çok "fashion victim“ yani moda kurbanı haline getirmiş. O modaya değil moda ona hakim oluyor sanki..
Victoria´nin sergilediği styling´i severek, hayatından zevk alarak taşıdıgını hiç düşünmüyorum. Beni hiçbir zaman tarzını taklit etmeye teşvik etmedi, cünkü Victoria´ya bakınca her zaman pahalı giysiler içinde mutsuz bir kadını görüyorum!!
Bir "Stil İkonu” ise giysilerini kişiliğiyle öyle bir harmoni ve uyum içinde taşımalı ki, herkes evet bu samimi ve hemen ben de aynısını almak istiyorum demeli. Gerçek bir “Stil İkonu”´nun outfitleri bütün dünyada milyonlarca kez taklit edilir ve hergün heyecanla bugün nasıl çıkacak acaba karşımıza diye beklenir.
Bu özellikleri ne Kate Moss´da, ne Katie Holmes´da ne de Victoria Beckham´da görebiliyorum, çünkü bu 3 bayan zaten yeterince problemli özel hayatlarıyla meşgul olmaktan, bize o moda feelingini yansıtamıyorlar malesef.
Bunu zamanında erkeklerde Michael Jackson ve kadınlarda Madonna çok iyi başarıyorlardı. Kişilikler ve seçilen kiyafetler o derecede iyi uyum sağlıyordu ki, herkes hayranlık duymaktan ve onları taklit etmekten alamıyordu kendini. O yüzden dünyada hala binlerce Michael Jackson ve Madonna taklitçileri var.
Daha eskilere gidersek Grace Kelly, Audrey Hepburn, Coco Chanel ve Marylin Monroe.
Yeni nesillerden ise bana göre Beyonce, Jennifer Lopez, Megan Fox ve Eva Mendes gibi kıvrımlarını ve yüzlerindeki gülümsemeyi kaybetmemiş bayanlar “Stil İkonları” olabiliyorlar, çünkü en yeni kıyafetleri bu insanların üzerinde görünce daha gerçek ve inandırıcı buluyoruz…En azından muhtemelen açlık çekiyorlar diye onlara acımıyoruz….
Türkiye´de daha çok “İkoncan” kelimesi kullanılıyor ve bana göre en ünlü “İkoncanlar”´dan Eda Taşpınar ve Süreyya Yalçın gerçekten bu ünvanın hakkını veriyorlar. İkiside günlük, beach veya gecce kıyafetleriyle Türkiye´de yeni trendler yarattılar ve fizikleri “İkoncan” olmaya cok müsait. Bir Victoria Beckham gibi sağlıksız görüntü vermiyorlar ve kıyafetleriyle adeta bir bütün sergiliyorlar. Hatta yüzlerinde bir gülümseme yakalamak bile mümkün..
Cenazesini bile kendisi ödedi
Evet, nihayet Michael Jackson´un cenazesi, aile ve arkadaşlarının katıldığı sade bir törenle defnedildi. Aylardır son huzuruna kavuşamayan Michael, sonunda Los Angeles´e yakın Glendale´de bulunan “Forrest Lawn Memorial Park”´ta toprağa verildi.
Çocuk yaştan beri ailesinin yükünü omuzunda taşıyan Michael, bu geleneği malesef öldükten sonra da bozamadi. Yabancı bir internet sitesinin haberine göre, Jackson ailesi oğullarının cenaze masraflarını ödeyemediği için, borçlarını kapatmak amacıyla Michael´den annesi Katherine Jackson ve üç çocuklarına kalan milyonlar değerindeki mirastan yararlanmiş.
Bunu anlamak gerçekten zor, çünkü Michael hayatı boyunca ailesine milyonlarca, belkide milyar dolar değerinde bir servet kazandırdı ve bu yetmemiş gibi ölümünden sonra patlayan albüm, dvd ve merchandise satışlarıyla bu servetin üstüne servet ekledi.
Biri yeni birseyler bulsun artik
Bu hafta herkesin dilinde dizilerin yeni sezonu vardı. Özellikle "Yaprak Dökümü“ ve "Aşk- ı Memnu“ muhteşem bir sezon finalinden sonra yakın mercek altına alınan prodüksiyonlar oldular.
Genelde dizileri pek seyretmeme rağmen şöyle bir yakın incelemeye geçtim ve bir coğunun daha önce de çekilmiş olduklarını öğrendim. "Yaprak Dökümü“, "Aşk- ı Memnu“ ve Kanal D´nin yeni gösteriye sunduğu "Hanım´ın Çiftligi“. Bunların hepsi malesef bilindik ve tekrarlanan senaryolar. Artık yeni fikirler kalmadı mı ki hep eskiler ısıtıp ısıtıp çıkartıliyor karşımıza??
Aynı hikayeleri kaç kez daha izlemek zorundayız? Fakir erkek zengin kız veya zengın kız fakır erkek, aynı insana aşık olan iki arkadaş ya da aile içinde çarpık ilişkiler. "Yaprak Dökümü“nde Necla ablasının kocasıyla kaçmıştı, "Aski Memnu“ da Behlül amcasının karısıyla beraber oluyor.
Hep bilindik hikayeler, mesela geçen sezon "Asi“ dizisinde: büyük bir aşk yaşandı, sonra yanlış anlaşılmalardan dolayı ayrıldılar ama kadın erkekten hamile kaldi. Erkeğin haberi yoktu tabiki ve sonra tesadüfen cocuğuyla tanıştı, arkadaş oldular ama kendi çocugu olduğunuda bilmedi tabiki ve sonunda aile birleşip mutlu son yaşandı.
Bunları kaç kez daha izlememiz gerekiyor? Ne izlediğimiz şeyleri ne de kendimizi yenileyemiyoruz artik. Bir diziyi seyrederken sonunu biliyoruz zaten ve sadece zaman geçsin diye izler olduk.
Bir de Amerika´da veya Avrupa´da çekilen dizilere bakiyorum ve hayran kalıyorum. İnanılmaz yeni hikayeler, karekterler, hayatın içinden ve yepyeni durumlar, mesela "Desperate Housewifes“, "Nip/ Tuck“, "CSI“ "King of Queens“ gibi birbirinden farklı yapımlar. Onları seyrederken bizim Türk dizilerin haline üzülüyorum.
Ey genç senaristler nerelerdesiniz? Bize artık yeni birşeyler sununda kendimizi tekrarlamaktan kurtulalım..