Türk sinemasının en sevilen oyuncularından Şener Şen, Yeşilçam'ın tanınan oyuncularından Ali Şen'in oğluydu ve babasının yönlendirmesiyle genç yaşta kamera karşısına geçti. Ancak sonrasında yaşananlar, klasik bir "Ünlü babanın çocuğu sektöre kolayca girdi." hikâyesinden oldukça farklıydı. Şener Şen, yıllarca küçük roller üstlendi, tiyatro yaptı, seslendirmeyle geçindi ve hatta oyunculuk kariyerinden önce öğretmenlik yaptı. Sonundaysa babasının şöhretini bile aşarak Türk sinemasının en güçlü oyuncularından biri oldu.
Babası Ali Şen de Oyuncuydu
Şener Şen'in babası Ali Şen, Yeşilçam'ın tanınan karakter oyuncularından biriydi. Fakat onun hikâyesi de hazır bir şöhretin üzerine kurulmuş değildi. Ali Şen gençliğinde marangozluk yaptı, tiyatroyla ilgilenmeye başladı ve zaman içinde oyunculuğa yöneldi. Şener Şen de bir röportajında babasının tiyatroya dekor yaparken ilgi duyduğunu ve daha sonra oyunculuğa geçtiğini anlatmıştı.
Dolayısıyla Şener Şen'in sanat dünyasının içinde büyümesi elbette önemli bir avantajdı. Nitekim babasının ısrarıyla 1964'te Yaşasın Hayat filminde kamera karşısına geçti. Ancak bu ilk deneyim, onu bir anda yıldız yapmadı.
Önce Öğretmen Oldu
Şener Şen'in kariyer hikâyesindeki en şaşırtıcı ayrıntılardan biri oyunculuktan önce öğretmenlik yapması. Lise eğitimini tamamladıktan sonra Kepirtepe İlköğretmen Okulu'nda eğitim aldı ve 1963-1964 döneminde öğretmen olarak mezun oldu.
Ardından Muş'un Malazgirt ilçesine bağlı Fenek köyüne atandı. Şen, 1964-1966 yılları arasında burada sınıf öğretmenliği yaptı. Yani bugün Türk sinemasının usta oyuncusu olarak tanıdığımız Şener Şen, kariyerinin başında Anadolu'nun uzak bir köyünde çocuklara ders veriyordu.
Babasının İzinden Gitti Ama Aynı Yoldan Yürümedi
Şener Şen, öğretmenliğin ardından İstanbul'a döndüğünde oyunculuğa daha ciddi biçimde yöneldi. Ancak babası gibi doğrudan sinemaya ağırlık vermek yerine tiyatroyu tercih etti.
İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahneye çıkan Şen, uzun süre küçük rollerle yetinmek zorunda kaldı. Sinemada da kariyerinin ilk döneminde figüranlık ve yardımcı roller üstlendi. Bazı filmlerde yalnızca birkaç saniyelik sahnelerde görüldü. Geçimini sağlamak için seslendirme de yaptı.
Badi Ekrem Her Şeyi Değiştirdi
Şener Şen'in geniş kitlelerce tanınması için yaklaşık on yıl daha geçmesi gerekti. Kariyerinin dönüm noktası 1975 yapımı Hababam Sınıfı oldu.
Filmdeki Badi Ekrem karakteri, Şen'in komedi yeteneğini geniş bir izleyici kitlesine gösterdi. Ardından Tosun Paşa, Süt Kardeşler, Şabanoğlu Şaban, Çöpçüler Kralı, Kibar Feyzo ve Davaro gibi Yeşilçam klasikleri geldi.
Fakat Şen'in kariyeri komedi karakterleriyle sınırlı kalmadı. Namuslu, Züğürt Ağa, Muhsin Bey ve Eşkıya gibi filmlerle oyunculuğunun bambaşka taraflarını ortaya koydu. Özellikle Eşkıya ile başlayan dönem, onun sinemadaki konumunu iyice pekiştirdi.
Babasını Geride Bıraktı mı?
Burada "geride bırakmak" ifadesini bir rekabet olarak okumamak gerekiyor. Ali Şen de Yeşilçam'ın önemli karakter oyuncularından biriydi ve oğlunun kariyerinin ilk adımında doğrudan etkisi oldu. Ancak Şener Şen'in ulaştığı oyunculuk seviyesi ve başrol kariyeri, babasınınkinden farklı ve çok daha geniş bir alana yayıldı.
Üstelik Şener Şen, yıllar sonra verdiği bir röportajda babasının hayatını anlatırken onun da büyük emek verdiğini özellikle vurguladı. Ali Şen'in önce marangozluk, ardından tiyatro ve sinemayla ilerleyen hayatı, aslında oğluna da hazır bir servet ya da hazır bir kariyer değil, bir sanat mesleği mirası bıraktı.
Bu yüzden Şener Şen'in hikâyesi, "Nepo baby miydi?" sorusuna basit bir "Evet" ya da "Hayır" yanıtı vermekten biraz daha fazlasını gerektiriyor. Evet, sektöre tanınmış bir oyuncunun oğlu olarak avantajlı bir noktadan bakıyordu. Ancak o noktadan Türk sinemasının zirvesine çıkmasını sağlayan kariyeri, yıllar süren küçük rollerin, tiyatro deneyiminin ve kendi oyunculuk çizgisinin üzerine kuruldu.