İzzet Çapa
Tüm yazıları İZZET ÇAPA izzet@gecce.com
31.07.2011 14:44

BÜLENT ERSOY RÖPORTAJININ HİÇBİR YERDE YAYINLANMAMIŞ BÖLÜMLERİ!

Yersiz yurtsuz olmak kötü şey… Çat burada, çat kapı arkasında çıkıyoruz işte karşınıza… Bugün Günaydın’ın paşası Şirin Hanım'ın size yaptığı bir kıyak sonucu, Bülent Ersoy röportajının hiçbir yerde yayınlanmamış bölümlerini burada okuyacaksınız…

Çok sevgili Şirin Sever, benim gibi bir vatandaş gazeteciye destek olup Sabah gibi büyük bir gazetenin ekinde yazmanın yolunu açtı, bana hakketmediğim kadar yer ayırdı, üstelik bu yeni hevesime noktalı virgül koyma şansını da verdi… Allah'tan benim için yaptığı fedakarlıkları bir yatırım olarak görmüyor… ‘Meslekten’ uçmama da bu nedenle üzülmez herhalde…

Tam bu satırları yazarken Şirin’in mesajı geldi. “Sen noktalı virgülü koymadan ben sana noktayı koyuyorum” diyor sanki arkadaşım. Kibarca beni Günaydın’dan şutluyor… “Röportajlara biraz ara verecekmişiz…” Patladı mı yine hevesimiz kursağımızda… Tam ben elveda diyecekken, o bana güle güle deyiverdi… Duayen dediğin böyle olur, tam zamanında verir kararı…

Ama her ne kadar yersiz yurtsuzuz dediysek, yine de kafamızı bir yerlerden uzatıyoruz işte… Mesleğin duayeni Şirin Hanım’ın röportajın, ‘yersizlik’ nedeniyle yayınlayamadığı ve gün ışığına çıkmamış bölümlerini yüzsüzlük edip burada yayınlıyorum…. İlk kez okumak da böylece sizlere nasip oluyor… Teşekkürleriniz Şirin Hanım'a lütfen…

Önce çocukluğunuza bir yolculuk yapalım isterseniz… Yanılmıyorsam Bursa’da doğdunuz…

Aslında ben İstanbul doğumluyum efendim… Babam rahmetli Bursalı, annem Trabzonlu… Çok saygılı, çok terbiyeli bir çocuktum… Ama çocukluk işte, olur da küçücük bir yaramazlık bile yapsam anneciğimi babacığımı üzdüm mü, günaha mı girdim diye üzülürdüm. Hissi kabl el vuku gibi bir şey bu… O yaştaki çocuk okuma bilmiyor, Allah nedir bilmiyor ama günahı hissedebiliyor…

Sofu bir aileniz mi vardı?

Hayır… Annem de babam da dindar değildi. İçlerinde bir tek ben ürkerdim acaba bir hata mı yaptım diye… Sonra tabii ki o yüce Allahın kudretini, kainata, taşa toprağa nasıl can verdiğini öğrendim. O zaman daha büyük korkularım başladı. “Allahım beni affet yarabbi, aciz ve günahkar kulunum bağışla” diye içim yanarak hep dualar etmişimdir.

Kaç yaşındasınız o zaman?

Daha yeni yeni kendimi tanıyorum. Düşünün 5 yaşında ki bir çocuğun masanın altına girip de ezan okumasını

Neden masa altı? Ona takıldım

Belki camii gibi olduğunu düşünüyordum oranın. Kubbe altında gibi. Çocuk aklı, öyle hayal etmiş demek ki. Dediğim gibi, çok terbiyeliydim bir kere. Nazik, kırmamaya gayret eden, alıngan ve hatta cam gibi kırılgan bir çocuktum…

(Derin derin içini çekiyor Bülent Ersoy… O günler yeniden aklına gelmiş gibi… Benim aklımda ise hayatının en güzel yıllarını çalan sahne yasağı olayı var… Bu konuda bazı şeyler söylemişti ama detaylı olarak hiç anlatmamıştı… Bodoslama girip soruyorum…)

Daldan dala atlıyoruz ama yaşamınızı en çok etkileyen olaylardan birine geçmek istiyorum hemen… Kenan Evren’e ve onun size koydurduğu sahne yasağına… Nasıl başlamıştı o olay?

Fahri Bey’in Maksim Gazinosu'ndan, Papel Osman’ın (Osman Kavran) Luna Park Gazinosu'na transfer olmuştum…

Bir dakika kızmadı mı Fahri Bey?

Kızmaz mı? Zaten ne olduysa bu transferden dolayı oldu. Londra’dayım o günlerde… “Avansı Londra’ya yolla” dedim Papel’e. Çuvalla para geldi. Bir lira kalmamacasına cayır cayır harcadım avansı. Şimdi ‘çakma çanta filan kullanıyor’ diyor ya bazı geri zekalılar… Siz daha bu markayı tanımazken ben Louis Vuitton’un değil çantasını, bavullarını kullanıyordum. Siz kiminle dans ediyorsunuz a evladım? 1980 senesinde Louis Vuitton bavulları böyle dizmiştim, ben öyle karıyım…

Sonra kader nasıl ördü ağlarını?

Kader değil. Kader örse iyi… Neyse kraliçeler gibi kırmızı halılar falan uçaktan aldılar beni… Dior’dan beyaz bir tayyör giymiştim. Puantiye eldivenlerim, puantiye şapkam, siyah çantam, siyah rugan ayakkabı. İnceciğim, şimdiki gibi montofon ineği değilim…

(Bu son cümle üzerine bir kahkaha atıyor Bülent Ersoy. Az önce gözlerinde gördüğüm hüzün birden neşeye dönüşüyor. Her zaman gel- git’lerin kadını işte… )

Estağfurullah… Şimdi de çok güzelsiniz.

Bir de o günlerde görecektiniz… Uçaktan inip doğru Çeşme’ye gittim. Birkaç gün dinlenip programa başlayacağım. İşte orada geldi yasak kararı…

Fahri Bey'in bir parmağı olabilir mi?

Bana göre öyle… Fahri Bey kraldı. İstanbul Valisi Nevzat Ayaz ve Emniyet Müdürü Şükrü Balcı ile çok samimi… Kenan Evren’i de tanıyorlar. Luna Park’a çıkacağım ya! Al sana yasak!

Osman Kavran’ın elinden bir şey gelmedi mi?

Onun da tanıdıkları var ama hadise öyle büyüdü ki kimse elini taşın altına sokmaya cesaret edemedi. Sorarlar adama sonra ‘kaç trilyon yediniz de kaldırdınız yasağı’ diye…

Çok güç günler geçirdiniz herhalde…

Bir insanın hürriyetinden önemli ne olabilir? Benim hakkımı kim arayacak? Ömrümden giden 8 senemi geri verebilecekler mi? Gençliğimin en güzel yılları öyle gitti. Oturduğum koltuk çöktü, daha ne olsun kardeşim daha ne olsun? Bak sinirlendim şimdi…

(Sesi yükseliyor bunları söylerken… Bu arada garsonlardan biri yanımıza yaklaşıyor… Bülent Hanıma bir isteği olup olmadığını soruyor… Yiyecek içecek bir şeyler alır mı acaba?)

Sert kavunla karpuzun var mı? Ama sertse çocuğum, yoksa istemem. Çok gerildim şu anda…

Ben germiyorum di mi ?

Yok ben anlatırken gerildim .

İsterseniz başka şeylerden söz edelim…

Yok yok, devam edelim…

Peki Kenan Evren adı geçince şimdi ne hissediyorsunuz?

Ona hakkımı helal etmiyorum! Bir şeyin hesabını vereceksem onu ben yukarıdaki en büyük yönetmene vereceğim . Sen kim oluyorsun da hiçbir kanun hükmünde varolmayan bir cezaya bana kesiyorsun? Yok böyle bir şey. Allah geçinden versin, öldüğü zaman bile hakkımı helal etmeyeceğim…

Geçenlerde televizyonda gördüm, şu yargılanma sürecinde. Bitkin bir hali vardı…

Ben de gördüm… Önce üzüldüm. Sonra dedim ki içimden, “Sekiz sene oturduğun koltuk çöktü, aynı yere oturmaktan. O sana acıdı mı?” Yukarıdaki büyük yönetmenin terazisi hiç şaşmaz İzzet Beyciğim. Şuna inanıyorum ‘cennet ve cehennemden önce burada yargılayacaklar!’ Bu hesap verilecek, ya verecek, ya verecek !

(Bunları söylerken masaya üç kez hırsla vuruyor Bülent Ersoy, sanki o günleri tekrar yaşıyormuş gibi… Sonra derin bir soluk alıyor;)

Kralı gelse artık bu konuda bir daha konuşmam. Geçmiş ola…

Gelelim Zeki Müren’e… Rahmetlinin sizin için “Allah’ım ahir ömrümde bana bu acıyı niye verdin? Bu Japon’un canını al yarabbi” diye beddua ettiğini söylüyorsunuz ama geçirdiğiniz kazada ilk o sizi aradı! Vicdan muhasebesi mi yaptı acaba?

Bilemiyorum ama aradı. Bu nezakete ne denir, saygı duyulur ancak. Konuştuk falan… Hastalıktan sonra ben rahmetli Turgut Özal’ın Kanal 6 televizyonuna program yapıyorum… Bir gün Safiye Ayla’yı çıkardım. Ertesi gün aradı, “Ben seyretmedim ama bu Çingeneyi çıkarmışsın, neden çıkarıyorsun” dedi…

Şimdi Safiye Ayla da Çingene mi oldu?

Ayrıca olsa ne olacak? “Aman Zeki bey, Safiye Hanım Araptır” dedim. “Yok, yok Çingene” dedi. Karşınızdaki koskoca Zeki Müren. Didişmenin anlamı yok. Ben de salağa yattım.

Bu japon meselesini Zeki Müren’in yardımcısı Berrin Hanım'dan duymuşsunuz o nasıl oldu?

Allah rahmet eylesin Mami (Terzi Mualla) kürklerimi İtalya’daki Sophia Loren’in kürkçüsüne yaptırıyor. O akşam adam gelip çinçilyamın provasını yapacak. O günlerde bankalardan para transfer edemediğimiz için paraları çuvallara koyduk ayağımızla bastık çuvalları kapattık. O zaman mor binlikler var. Milano’dan gelecek adamı bekliyoruz…

Şimdi bunun Japonlukla ne alakası var…

Geleceğim efendim…O arada evde çok ünlü bir organizatörün oğlu var. İş görüşmeye gelmişler benle. Paraları kasadan çıkarırken mücevherler de orada ya, bunlar görmüşler. Ertesi gün kendilerine polis süsü vererek eve girmiş bütün kasayı boşaltmışlar.

Mücevherlerin arasında imitasyon var mı?

Olur mu? Öyle çakma çukma şeyler bilmem ben. Onun için hep diyorum ya, hep pahalı yaşadım ve pahalı öleceğim.

Ama bu çok iyi oldu bu çakma konusunu açtığımız. Herkes merak ediyordu…

Ben konuşmaya başladıktan sonra el Fatiha… Mühim olan başlatabilmekti siz onu yaptınız, sabaha kadar konuşuruz artık. Neyse efendim… Ne diyordum ben?

Nasıl bulundu mücevherler sonra?

O zaman Ahmet Ateşli vardı Emniyetin başında. Hatta çalışmayı hızlandırmak için bir araba istemişlerdi… Ben de kırmızı bir araba almıştım onlara.

Nasıl yani, Emniyet Müdürlüğü hırsızları bulmak için sizden araba mı istiyor?

O zaman şimdiki gibi değildi işler… Neyse polisler hırsızları yakaladı, cicilerime kavuştum… Mücevherlerimi almak için emniyete gittiğimde orada Zeki Bey'in hizmetkarı, aynı zamanda çok yakını Berrin Hanım'la karşılaştık. Zeki Bey ona bir halı hediye etmiş, sonra halım çalındı diye şikayet etmiş! Kadını onun için oraya getirmişler… Oracıkta anlatmıştı bu Japon meselesini… Her gecce size beddua ediyor demişti… Ahı tutmadı ki hala yaşıyoruz işte…

Allah uzun ömür versin… Mücevherler de helal parayla alınmış olmalı ki hemen bulunmuş…

Alın teriyle… Sadece alın teriyle. Hiç unutmuyorum, bir kadınlar matinesine kuyumcu Sait Koç ısmarladığım tek taşı getirdi… Aynı gün Alman konsolosluğunun binası satılıyor. Ya onu satın alacağım ya tek taşı. Alman konsolosluğu başkasına kaldı…

Bütün bu efsaneyi, Bebek Maksim’deki o ilk sahneye çıktığınız gecce başlatmış… Kimler vardı salonda?

Salon kapılara kadar dolu… Erol Simavi, Melih Caculi, Terzi Mualla, (Canan Yaka’nın annesi) Mete Has, Sabriye Nacar, bir de erkek terzisi vardı kırmızı saçlı… Sahneden indiğimde başta Fahri bey herkes hüngür hüngür ağlıyor…

Erol Simavi ne yaptı?

Erol Bey dondu kaldı. Ben de ağlamaya başladım. Herkes ağlıyor sanki cenaze çıkmış gibi… …

Mutluluktan ağladıklarını anlamıyor musunuz?

Anlamaz mıyım? Anlamamak için geri zekalı olmak lazım… Erol bey cebinden bembeyaz bir mendil çıkardı. Mendili aldım gözümü sildim. “Efendim” dedim “ayıp eder miyim acaba, mendil ayrılık demektir, yıkattırmadan nasıl geri veririm”

Koca Erol Simavi yıkatamaz mı bir mendili canım…

Yıkatmadı işte… “Hayır, ben bunu böyle saklayacağım.” dedi. Seneler sonra bir yılbaşı gecesi Simavi’lerin evindeyiz. Belma hanım getirip bir mendil uzattı bana. Baktım o mendil. Tabii bunlar çok önemli yaşanmışlıklar…

Sizden önceki röportajımı Gürsel Tekin ile yapmıştım. Sizinle Deniz Baykal ile aranızdaki davada aracı olmaya çalışmış… “Bülent Hanım olağanüstü bir hanımefendidir” dedi. Kulaklarınızı çok çınlattık…

Gürsel bey çok başka bir insandır.

Baykal ile aranızdaki sorunu çözmek için aracı olmak istemiş. Kızgın mısınız Deniz Bey'e?

Hayır, bir kırgınlık kalmadı ama Gürsel Beyefendiyi çok severim. Değerli biridir benim için.

İlk kez karşılaşmamıza rağmen ben de sizin duygularınızı taşıyorum… Eski eşiniz Birol Bey'in oğlu Barış ile de aranızda neredeyse ana oğul ilişkisi vardı…

Bana analık duygusunu ilk defa Barış bebek tattırdı… O zaman yeni doğmuştu. Birol da karısından yeni ayrılmıştı. Barış beni annesi olarak bildi. Sonra bir ara kafamdaki şalterler attı demek ki!

Birol Bey ile ayrılınca Barış’ın da gidişine üzüldünüz mü?

Üzülmez miyim ayol? Ayrılınca Birol’a dedim ki, “Çocuk beni zaten annesi olarak biliyor. Onu bende bırak. Tertemiz, olması gereken bir anne gibi kalacağım, hayatıma kimseyi sokmayacağım, çocuğumla son nefesime kadar yaşayacağım!”

Neden kabul etmedi sizce?

Birol çok klas bir insandı… “Seninle yaşarken bana çantacı bile dediler. Şimdi kaça sattın çocuğunu derler ben de bunu hazmedemem” dedi…

Bülent Ersoy bu gün mutlu bir insan mı?

Çok! Daha ne olabilir ki?

Bir bebek mesela?

Keşke… Ama hayatta başka şeyler de var… İnsanlar bana saygı ile yaklaşıyorlar. Bu saygıyı elde edebilmek çok önemli. Kimse kimseden korkmaz. Ben ne yapabilirim ki onlara? Kocaman bir hiç. Ama bu onların saygısını gösterir. Demek ki o saygınlığı yaratabilmişim. Bu en büyük zenginlik!
Bülent Ersoy tarihte kimin yerine koyardı kendini?

Hayal denizinde yüzmeyi pek sevmiyorum. Ben benim, ben buyum ve kendim ile ilgili yaşadıklarımı telaffuz edebilirim, yaşayacaklarımı da ancak tahayyül edebilirim. Ama onun dışında ben şu olsaydım da bu olsaydım da demem. Ben Bülent Ersoy olmaktan zaten o kadar gururluyum ki.

Bütün bu yük sırtınızı ağrıtıyor olmalı..

Tabi ki, o yükleri taşımak kolay mı? Ama kamburum çıkmasın diye çok masaj yaptırıyorum (gülüyor)

Bu arada konserler de devam ediyor…
Sağ olsun sevenlerim sayesinde… Kıbrıs’ta Cratos’a gideceğim… Sonra İzmir’de Muaazez Abacı Hanımefendi ve Adnan Şenses Beyefendi ile bir dizi konserimiz var… Bayram da da Allah kısmet ederse yine sahnedeyim ama bilemiyorum neresi.. Konuşurlarken duydum…

Nasıl yani? Kimden duydunuz ki?

Her şeyi bana önceden söylemiyor sevgili menejerim Haluk bey… Son anda gidiyoruz diyor, bavullar toplanıyor ben de konsolos köpeği gibi peşlerinden gidiyorum…

Estağfurullah… Bir de makyajınız bir asır kadar uzun sürdüğünü duydum…

Evet uzun sürer ama temizlemesi 2 dakika. Hemen şöyle bir yıkarım, anında geçmiş olsun Fatiha. Ama yaparken 3.5 saat. Hülya Avşar da söylüyor bunu, ‘3.5 saat oturuyor tıngır mıngır o suratını boyuyor’ demiş. Doğru söze ne denir haklı kız.

Her zaman dua ediyorsunuz değil mi?
Ah tabii. Ama bunlar söylenmez. Her sabah ezanında ayaktayımdır ben. Günü hiç uyuyarak karşılamam, istisnasız. Ne olursa olsun, eve kaçta gidersem gideyim. Sahnede hani daha rahat olmak için 2 duble içkimi içerim ya, orada efelik yapıp bardak kırmalar falan... Bütün onlara karşın, o içkili halimle bile Allah'ın huzuruna dururum. Çünkü bilirim, Allah şekilci değildir. Allah insanın ruhunu görür, bilir. O Allah her şeyi biliyor zaten. Ben içkimi içmişim içmemişim. O benim Allah'ım, beni her halimle biliyor. Yüreğimi biliyor en önemlisi
YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece gecce.com’a link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

PAYLAŞ

  • Bunu Facebook'da paylaş!
  • Bunu Tweet'le!
  • Bunu Google Plus'ta paylaş!
  • Bunu Pinterest'te  paylaş!

YORUMLAR

(2 Yorum Yapıldı)

Misafir(Nur Kuvvet) bu röportajda beni en çok etkileyen bölüm en sondaki dua bölümü oldu,her ne olursa olsun kimde ne olduğunu Allah'tan başka kimse bilemez.Bülent Ersoy sesiyle ve müzik bilgisiyle hakikaten tam bir müzik duayeni,Allah uzun ömürler versin kendisine ve gerçek bütün sanatçılarımıza....

03.10.2012 14:51:46

Misafir(özgür) harbi insan.helal olsun

13.09.2013 22:40:02
Üye Girişi Yap

İsim

E-posta

Yorumunuz