Bağlılık iyi mi, kötü mü?

Bağlılık = Acı Bu formülü iyi öğrenin. Her bir bağlılık, acı demektir. Bağlılıklarınız ne kadar fazla olursa, acılarınız da o kadar fazla olacaktır. Ve tam tersi, ne kadar çok acı çekiyorsanız, biliniz ki objelere veya kişilere olan bağlılıklarınız da o kadar çoktur.

Yaşam Bilimi


Eğer on tane bağlılığınız varsa, on tane acınız var demektir. Eğer bunların sayısını beşe düşürürseniz, acılarınız da kendiliğinden beşe düşer. İkiye indirirseniz, iki acı; bir bağlılık ise, bir acı demektir. Bağlılık yoksa, acı da olmaz. Evet, bunu anlamakta güçlük çekmiyoruz; ama bu gerçeğin diğer bir yüzü de vardır. Bağlılıktan kötü bir şey olarak bahsediyoruz, peki ama acaba bağlılık aynı zamanda iyi bir kavram da olabilir mi?


Gerçek kimliği ruh olan bizler, bir zihne ve bir bedene sahibiz. Ruhun (ben’in) kaynağı Tanrıdır; zihin ve beden de bu maddi dünya’nın, maya’nın ya da yanılgının ürünüdür. Dolayısıyla zihnin efendisi de maya’dır.

Her bir parçanın, kendi kaynağına yönelme ve bağlanma eğiliminde olduğunu da biliyoruz. Yani ruh Tanrı’ya bağlıdır. Zihin de kendi efendisine, Maya’ya (yanılgı, bu dünya) bağlanma eğilimindedir. Ama zihnin bağlanabileceği başka bir alan daha mevcuttur: Tanrı. Çünkü Tanrı Maya’nın esas kaynağıdır. Dolayısıyla aslında zihnin oluşturabileceği iki tür bağlılıktan söz edebiliriz: 1. Maddi dünyaya olan bağlılık ve 2. Tanrı’ya karşı oluşturulan bağlılık. Şimdi zihnin oluşturduğu bu iki tür bağlılığın sonuçlarını tek tek inceleyelim.

Maddi dünya geçicidir, maya’dır, yanılgıdır, seraptır, hayaldir, rüyadır, gölgedir. Yani “bu değil”dir. Gelen bir gün gitmeli (tıpkı doğum ve ölüm gibi); gündüz bittiğinde yerini gece almalı; zirveye ulaştıktan sonra kişi aşağı inmeli, yaz geldiği gibi gün gelince bitmeli; kış da aynı şekilde zamanında sona ermelidir. Buna benzer sayısız örnek mevcuttur. Dünyanın neresine bakarsanız bakın (herhangi bir nesne, kişi, olgu) bir gün gelir, karşınıza çıkar ya da elinize geçer ve günün birinde mutlaka gider, yok olur ya da elinizden çıkar. Dolayısıyla ruh, bu dünyaya geldiğinde, maya’nın (yanılgını) hakimiyet kurduğu bu alanda sadece geçici olan şeylerle karşılaşır.

Ama ‘ben’ (ruh) doğası ebedi olduğundan dolayı, her şeyin sonsuza dek sürmesini, hiçbir şeyin yok olmamasını ister. Geçici bir ev değil, sonsuza kadar yaşayabileceği bir yuva arar. Sonlu bir hayatı değil, sonsuza kadar yaşamayı arzu eder. Geçici olan hiç bir şeyden hoşlanmaz. Aşkta, ilişkilerinde, dostluklarında, sevgide, yani hayatının her bir köşesinde hep o sonsuzluğu arar.

Ruh (gerçek ‘ben’), ebedi ve sonsuz olan şeylerin peşindeyken, zihin onu her şeyin geçici olduğu bu maddi dünyaya sürükler ve bağlar. İşte bundan dolayı elimize geçen şeyler için seviniyor, kaybettiğimiz şeyler için ise acı çekiyoruz çünkü onları kaybetmeyi istemiyoruz.

Azizler işte bu nedenle bağlılıklarımızı azaltmamız ve yok etmemiz gerektiğini söylüyor. Onlar bu dünyaya ve ona ait şeylere olan bağlılıklarımızdan bahsediyorlar.

Maddi dünya ile ilişkili olan tüm bağlılıklarımız -ki bunlar insanlara, olaylara ya da objelere olabilir- bize er ya da geç acı verir. Çünkü bağlı olduğumuz şeyler geçicidir. Acı da onlardan ayrılmak zorunda kaldığımızda ortaya çıkar. O zaman maddi dünya ile ilişkili bağlılıklarımızı neden yok etmemiz gerektiğini anlayabiliriz.

Burada önemli bir noktaya değinmemiz gerekir; bağlı olmamak, sorumluluklarımızı yerine getirmemek, onlardan kaçmak anlamına gelmez. Sorumluluklarınızı ihmal etmemeli ama bunu yaparken bağlanmama özelliğinizi geliştirmelisiniz.

Ama bu bağlanmama düşüncesini manevi olan şeyler için asla aklınıza getirmemelisiniz. Tam tersi, Tanrı ve azizlerle ilgili olan her şeye bağlılık geliştirmelisiniz. Neden mi? Eğer bağlılık Tanrı’ya ve O’nun ebedi dostlarına (azizlere) yönlendirilirse, o zaman kişi Onları elde edecektir. Bu tür bir bağlılık bizi daha yukarılara, acının var olmadığı manevi dünyalara çeker. Bu nedenle kişi bu çeşit bir bağlılık türünü geliştirmek üzerinde çalışmalıdır.


Bağlılık, diğer tüm özelliklerimiz gibi, Tanrı’nın bize vermiş olduğu bir armağandır. Bu özellik bizlere, sonsuz ve sınırsız mutluluğa, yani Kendisine (Tanrı’ya) ulaşmak için verildi. Bu nedenle bu özelliğimizi geliştirmeliyiz. Önemli olan bağlılıklarımızı nereye yönlendirdiğimizdir. Kendimizi maddi dünyaya ait olan şeylere değil, Tanrı’ya ve ilahi dünyaya bağlamalıyız.

Bağlılık kavramının özüne inecek olursak, bağlılığın aslında kötü olmadığını görüyoruz. İşin püf noktası bu özelliği hangi yönde geliştirmemiz gerektiğini öğrenmekte yatar. Acının, hayal kırıklığının nedeni, bu maddi dünyaya, geçici olana karşı geliştirdiğimiz yanlış türden bağlılıklardır. Buradaki her şeyin gelip geçici olduğu gerçeğini idrak edin. Elinize geçen, size verilen, sahip olduğunuz şeylerin kıymetini bilin, maksimum keyif ve zevk alın, mutlu olun, tecrübe edin, öğrenin; elinizden giden, yok olan, biten şeyler için ise ağlamayın, acı çekmeyin, üzülmeyin. Zaten gitmesi gerektiğini hatırlayın. Hatta tam tersi, mutlu olun, çünkü bu evrende her şey bir çark gibi dönmekte ve kaybedilen şeylerin yerini mutlaka başka şeyler doldurmaktadır. Geldiğinde, elinize geçtiğinde de kendinizi kaybetmeyin... bağlanmayın... Kendi öz varlığınızın (ruhun) ve bu dünyanın özelliklerini hatırlayın!
YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: