Birikmiş konular!

Naber? Sevgili okurlarım görüşmeyeli nasılsınız? Biliyorum yazı yazmaya ara verdiğim zaman bana kırılıyorsunuz. Bir sürü mail alıyorum. Söz bundan sonra bu kadar ara vermeyeceğim. Geçen sürede benim hayatımda neler oldu neler…

Sedef'in Pembe Kafası

Bildiğiniz manken oldum☺ Unutmayın geçen sene obezdim! Kastım, oldum. Dermoskin krem firmas için kampanya yüzü oldum. Üstelik sürdüğünüz zaman Sedef gibi parlıyorsunuz. Benim gibi yani sedefli olmak isteyen varsa alsın sürsün☺ Bu arada birisi bana bu kadar arkadaş kaybım olacağını söyleseydi, belki şişman kalmayı tercih ederdim. 3-5 çift arkadaşım dışında kocasını, sevgilisini kaçırmayan kalmadı… Şimdi bu kadınlar kıskanıyoruz da diyemiyor. O kadarı yemiyor. Alttan alttan vuruyorlar. Ne şımarıklığım kaldı, ne bipolarlığım, ne de eğitimsizliğim☺ Her gün hayatımın şokunu yaşadım! İyi de güzelim bana hinlik yapacağınıza kendinize baksanız, özen gösterseniz… Ben ne yapacağım sizin kel, göbekli kocalarınızı? Bana sorarsanız kendinize ikinci bir şans tanıyın, spor yapın, güzelleşin ve sizde bunları terk edin☺))… Neyse kalan arkadaşlarım şimdilik bana yeter.


O kadar çok birikmiş konu var ki… En önemlisinden başlayalım.

KISA FİLM, UZUN ETKİ:


Sabancı Vakfı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen kısa film yarışması atmosferi her şeye burun kıvıran beni etkisi altına almayı başardı. Yarışmanın konusu “Çocuk İşçiler”. Hatta yarışmada 3.lük ödülü alan yönetmenliğini Ramazan Akkuş ve Mehmet İsmail Çeçen’in yaptığı “Mij” filminde gözyaşlarımı tutamadım...


Ödülünü projenin sanat yönetmeni Zeynep Atakan’ın elinden alan ve mansiyon ödülüne laik görülen film ikinci en beğendiğim kısa film oldu. Filmin adı “El” ve yönetmeni Bakü doğumlu “Nahid Abbaszade” … Ödül töreni Sabancı Vakfı’na yakışır bir organizasyondu. Ancak artık öğrenmemiz gereken bir şey var. Black tie (Koyu renk takım elbise) yazan bir davete cool olacağım diye saçma sapan kıyafetlerle gelmenin “cool” hissetme durumu ve modası çoktan geçti. O bavul gibi çantalar, bakımsız görüntüler. Yapmayın. İnanın kötü duruyor. Umurumda değil diyorsanız o zaman törende umurunuzda olmasın. Oturun evinizde...


Lütfen emeğe ve törene biraz saygı! Bu arada Yekta Kopan’ın sunuculuğu gerçekten muhteşemdi. Geçen hafta Babylon’da da kendisini izleme fırsatı buldum. Aklımda ne varsa onu izlerken uçup gidiyor ve sadece kendisine odaklanıyorum. Benim algımı bir noktada tutmak da zordur. Bunu bende başarabilen başka kimse yok. Bu arada jüri de beni etkileyen isim Pekin’de doğan günümüz dünyasında güncel jeopolitik olgulara temas eden güçlü estetik ifadeleriyle tanınan dünyaca ünlü sanatçı Ai Weiwei vardı. Onu dinlemekten büyük bir haz duydum. Tabii ki yarışmanın dev isimleri bununla sınırlı değil. Yarışmanın Kanaat önderi Oscarlı yönetmen Danis Tanovic’de geceye damgasını vuran isimlerden birisiydi. Daha sonra sevgili Zeynep ve Selim Atakan’ın evinde düzenlenen After Party’de kendisini daha yakından tanıma fırsatı buldum. Havamı da atarım☺

Zeynep&Selim Atakan After Party


Bu sene de geçen sene olduğu gibi organizasyonun sanat yönetmeni Zeynep Atakan’ın evinde çok eğlendik. Çok sınırlı sayıda davetlinin katıldığı bu partiye davet edilmek insanı biraz havaya sokmuyor desem yalan olur☺

Biz Türkler havayı hiç sevmeyiz ya☺ Valla ben sevdim. Biraz özel hissettim. Etrafta o kadar sakil davetler ve işler var ki. Eğitimli güzel insanları, kaliteli müziği ve eğlenmeyi o kadar özlemişim ki.


Davette Danis Tanovic’le fotoğraf çektirmek için ben şekilden şekle girerken kapı çaldı ve o da ne! Türkiye’nin en başarılı fotoğraf sanatçısı Tamer Yılmaz karşımda duruyor. “Tamerrrr” dedim. “Hemen gel” dedim. Eline tutuşturdum i-phone’u yakala şimdi dedim. Sağolsun beni kırmadı. Yakaladı bir şeyler.


Bu arada Danis Tanovic muhteşem piyano çalıyor. Selim Atakan kadar olmasa da iyi diyelim. Unutmadan bir tasarımcı olarak ödül töreninin ödülleri dikkatimi çekti. O kadar güzel tasarlanmıştı ki…


Zeynep’e “Kim tasarladı?” diye biraz kıskançlıkla sordum☺ O da Gökay Gündoğdu deyince bir rahatladım. Çünkü çok sevdiğim tasarımcı bir dostumdur. Koşa koşa yanına gidip, öpüp tebrik ettim. Seneye ben ya… )))


The Sound of Alibaba:


Adını anmak istemediğim o kötü hastalık maalesef ünlü ses mühendisi Ali Baba’ya da uğramış! Hepimiz ona moral vermek için bir mekanın yolunu tuttuk. Ona hastanede canlı bağlandığımız an yanında refakatçisi Tarkan vardı.


Sanırım vefa böyle bir şey. Ben coşkudan çok daha başka şeyler düşünüyordum. Hayattan kopmaya hazırlanmak nasıl bir duygu? Nereye gittiğini bilmeden… Volkan Öktem davul çalarken benim gözümden yaşlar süzülüyordu. O enerjide ağlayan ilk insan olabilirim.


Manyak demesinler diye gözümden akan yaşları saklamaya çalıştım. Çünkü aslında ortada büyük bir acı vardı. Gülüp, eğlenilecek hiçbir durum yoktu. Kendimi düşündüm böyle bir durumda kalsam yanımda kimleri isterim diye… Aklıma “O” geldi. Sanırım önce onun elini tutmak isterdim. Kalabalıkla moral bulmak istemezdim. Sevdiğim dostlarımla teker teker yalnız vedalaşmak isterdim. Durum bana hüzün verdi. Bir sürü sanatçı 2-3 şarkı söyleyip indi.


Sonra Nil çıktı. Bu da nereden çıktı diye söylenirken bütün enerjisiyle sahneyi ve herkesi ele geçirdi… İtiraf etmeliyim ki ağzım açık bakakaldım. Şu sabit fikirli olmaktan bir kurtulsam neler olacak ama kurtulamıyorum… Kısmet!


Lesli Karavil:


Son zamanların parlayan stan-up insanı Lesli. 2 saat hiç durmadan güldüm. Bir Cem Yılmaz olmasa da inanın bu gidişle yakalar. Tam benim kafa. Hayata baktığımız açı aynı. Eğri bir açı ama güzel! Normal olmayan insanlar bana çok iyi geliyor. En büyük dileğim Yıldız Tilbe’yle kanka olmak. O da çok iyi kafa. Şurada kalmış 5-10 senemiz. Gülmek dururken neden dram? İstemiyorum dram.

Moda:


Bel çantaları geri geldi. Maalesef moda dünyası estetik yaptıra yaptıra narkozdan kuş beyinli bir hale geldiği için, yeni bir şey bulamıyor ve bel çantaları moda oldu. Yersen! ve yediniz görünüyor…


Hepiniz belinde bir çanta ☺ Valla belinizin ince olması gerekir. Göbek ve kalça varsa sıkıntı! Dikkat edin. Moda kurbanı olmayın.


Zamansız Öneriler:

Film: David Bowie-The Last Five Years / Gösterim zamanı IF-12 Şubat

Kitap: Madde 22-Joseph Heller

İkon: Stacy Martin

Müzik: Muse- The Time is Running Out

Seyahat: Fairy Pools-İskoçya

Mekan: Clove Club-London
YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: