Onur Aktaş
Tüm yazıları ÖZEL HABER Onur Aktaş onur@gecce.com 15.12.2018 12:54

Mesut Yar: Kendimi her yeni patrona izah aşamasını geride bırakalı çok oldu!

Televizyon dünyasına dair kaleme aldığı yazılar hep ses getirdi ve çok okundu. Bu yazıların sektöre önemli katkıları da oldu. İyi olan işlerin hakkını teslim ederken, başarısız olan işlerin ise yol göstericisi oldu. Mesut Yar yıllarca yaptığı köşe yazarlığına bir süre ara verse de televizyonun güler yüzlü adamı olarak ekrandaki şovlarına devam ediyor. Hem de dur durak bilmeden. Hem Star TV'de hafta içi her gün yayınlanan "Mesut Yar'la Bugün" isimli sabah programını sunuyor, hem de 360 TV'de "Mesut Yar'la Laf Çok" isimli gecce şovuna devam ediyor. Sözü daha fazla uzatmadan Mesut Yar'a bırakıyorum.

Hem sabah programına hem de gecce şovuna aynı anda devam ediyorsunuz. Zor olmuyor mu?

Biraz alışkanlıklarla ilgili bir şey sanırım. Meslek hayatım boyunca ortayı bir türlü tutturamadım. Hep böyle marjinal saatlerde oldum ya da talep hep bu yönde geldi. Ya sabah erken ya da gecce çok geç. Şimdi her iki deneyimin de alabildiğine özgürce kullanıldığı bir çalışma alanı var önümde. Açıkçası hazırlık süreçlerine takvim yönetimi anlamında çok hakim olduğum için birbiriyle çarpışmayan iki bağısız iş gibi yürüyorlar kendi yollarında. Birbirlerini beslediklerini de görüyorum kimi zaman. İnsan daha ne isteyebilir ki, çok şükür bir nevi zenginlik işte…

İkisi arasında bir seçim yapmanızı istesek sabah programını mı yoksa gecce şovunu mu tercih edersiniz?

Her iki formatı da Türkiye’de ilk uygulayanlardanım. Gecce şovuna ilk 1993 yılında başlamıştım. Bugün ikon derecesinde ünlü olan birçok isim ilk benim programımda ağırlanmıştı. Cem Yılmaz’dan başlayarak sayarsam çok acayip bir takım çıkıyor ortaya. Bir talk şovdan ziyade hasbihal programı oldu hep formatını üstlendiğim sohbet işleri. Sabah’a gelince güler yüzlü ciddiyet kavramı habere ilk benimle girdi. İlk yıllarda övgü kadar sövgü de aldı ama ısrar edince o da ekran kültlerinden biri oldu. Ha, en iyi hangisini kotarıyorsun derseniz; Haber şovu daha popüler, günle birlikte değişen ve sürekli bir güncelleme isteyen bir emek yoğun iş. Diğerinde zaten her türlü bilgiyi depolamış oluyorsun misafirlerin hakkında. Gündemde olan ve düşmeyen malzeme fabrikası gibiler. İlle de bir seçim yap derseniz, Taş Gaste gibi bir efsane belgeselle yoluma devam etmek isterim. Ama her sorduğunuzda belgesel izleyen Türk izleyicisinin çok teveccühü yok şimdilik o kısmen marjinal duran hata…


Uzun yıllardır ekranlardasınız. Ekran önünde olmaktan sıkıldığınız anlar oluyor mu hiç?

Pek ara vermediğim için bu tespitte bulunacak zamanım olmadı. Ama yorulduğum oluyor elbette. İşin kendisi değil, zamanın ruhu ya da iklimi yoruyor daha çok sizi. Kendinizi bir yazılım olarak düşünüp güncelleme çabasında oluyorsunuz hep. Teslim edersiniz ki çekilir şey değil sürekli bir “durun şu an güncelliyorum arkadaşlar” demek kendinize ya da yakın çevrenize…

Peki geçmiş dönemle şimdiyi karşılaştırmanızı istesek ilk başladığınız dönemlerden bugüne televizyon programlarının yaşadığı değişimle alakalı neler söylemek istersiniz?

Programlar değil daha çok TV felsefesi değişti. Eskiden dramaların yani dizilerin bu sarsılmaz monarşisi yoktu beyazcamda. Şimdi ise içerik üretmeyen, ürettiği içeriğe pazar bulamayan, neresinden tutsan bir tarafı eksik kalan bir kaos hakim ekranlara. Talk Şov yok, içerik anlamında doyurucu magazin işleri, gecce şovları, müzik/ eğlence ve yarışma formatları yok. Kuşaklar birbirinin tıpkı kopyası ya da sunucular aynı dilin yolcusu. Hal böyle olunca bir geccede birden fazla duyguyu yaşatacak bir ekran görmüyorsunuz karşınızda. İşte o zaman bu yeknesaklığın içinde kaybolmaktan korkuyorsunuz. Tematik kanallarda da tek düzelik hakim. Yeni bir söz zamanı geldi bence!


Çok uzun süredir televizyon yazarlığı yapıyorsunuz ve yıllardır Posta Gazetesi’nde yazıyordunuz. Fakat geçtiğimiz aylarda gazeteyle yollarınız ayrıldı. Bu ayrılık nasıl gerçekleşti? Sizin için zor oldu mu?

Çok zor olduğunu söyleyemem. Bir tercih meselesiydi. Ben aslen televizyon kökenli olduğum için, sektörün dertlerini de, işin sosyolojisini de içine alan bir köşe hazırlıyordum. Bu köşenin bana ekran açması hali yoktu kısacası. En iyi bildiğim iki şeyden biri yazmak, biri de izah etmekti. İzah ederek kazandığım parayla geçiniyor, yazarak kazandığım parayla da bir şekilde emeğimin karşılığını alıyordum. İş ekmek olunca tercih de fırından yana oluyor tabi. Yıllar sonra bir tercih yapmak zorunda bırakılmak da çok matah bir şey değil doğrusu. Kendimi her yeni patrona izah aşamasını geride bırakalı çok oldu, kimse kusura bakmasın. Ha, okurlarım bu işe çok kırıldı ama adres takip eden bir kitleden bahsediyoruz. Yazıyı ve gözlemciliği nadasa bırakarak olgunlaşma avantajından yararlanıyorum şu sıralar. Bana bu yolu açanlara teşekkür etmeliyim belki de!

TV eleştirmenliği zordur. Bütün TV programlarını, dizileri izleyip de analiz etmek çok güç olsa gerek. Anlaşılan böyle bir vaktiniz de yok. Ama bakıldığında çok ses getiren yüzlerce yazınız var. Bunu nasıl başardınız?

Şu zaman planlaması meselesine geri dönelim o zaman. Türkiye’de bir şey vaat eden ve sözü olan yapım sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Onların da kendini izah ettikleri ana çekirdekleri vardır. Onları basit bir şekilde, sürdürülebilir bir takvimde takip etmek yeterli. Bir de teslim edersiniz ki 30 küsur yıllık endüstriyel ilişkiler bazı haberlerin muhataplarından önce gelmesine neden oluyor size. Kırıp dökmeden olup biteni yazıya dökmede mesele. Bunu oturttuktan sonra “Bugün ne yazmış, hangi fitili ateşlemiş?” merakının odağına oturuyorsunuz. Belki treni raydan çıkarmıyor ama rayın mühendisliğini yapıyorsunuz ki bu itibar meslek ve kişi birikimiyle geliyor ekrana. Yazıda kullandığınız samimi lisan bir süre sonra okurla aranızdaki köprü de oluyor. O köprüyü yıkacak dinamit de daha bulunmadı bizde!


İzlemekten en keyif aldığınız programı sorsak?

Hiç evirip çevirmeye gerek yok. Yemekteyiz isimli formatın müptelasıyım. Türkiye’nin aynası gibi. Ne fazla lakayt ne de aşırı nazik. Toplumun her kesiminden insanların sıradan dertlerini ve sıra dışı egolarını yalın bir dille anlatıyor.
Kimi zaman mutfağın içinde kimi zaman kaşığın kenarında kiminde de Onur’un tebessümünde buluyorum kendimi. Bunun dışında tematik kanallarda “Ağır Yaşamlar” gibi ekstrem işler dikkatimi çekiyor. Meselesini kısaca ve ustalıkla anlatan her işten keyif alıyorum. Yarışmalarda “Kelime Oyunu” basitliğinde yani anlaşılır olarak kurulmuş işlerden aldığım gibi!

Peki asla izlemem dediğiniz programlar var mı?

Meslek gereği öyle bir lüksüm yok. Ama bir kez izleyip içinde distile edebilecek mesele bulamadığım için hızla vazgeçtiğim işler var. Bunların hepsi sabun köpüğü türünden şeyler. Öyle uzun uzadıya da anlatmayayım; kast kokuyor hepsi. Ego kokuyor. Hırs ve hüsran kokuyor! Her türden bir program tercih ediyorum ben. Gerisini izlemek zaman kaybı zaten!

Sizce bu yılın dizi çifti kimler olur?

Oldu bile. Görsel bir şölenden bahsetmiyor, sadece içerik mükemmelliğini arıyorsanız Çukur dizisinin çiftleri benim için çok ideal. Yılın iki çifti ise işte tam o adreste duruyor; Çeto ile Mahsun ve Vartolu ile Sadiş!

Burak Özçivit, Diriliş Osman’da rol alacak. Ne diyorsunuz üstesinden gelir mi, yakışır mı o role?

Elbette. Gördüğüm en mütevazı adamlardan biri. Yaptığı her işte çapını ortaya koyuyor. Bir sürü çapsız meteor arasında parlaklığını hiç yitirmeyecek bir yıldız gibi. Diziyi birkaç adım ileriye de taşır diyeceğim ama Diriliş hakikaten kolektif bir iş. Adil dağıtılmış bir karakter sistemi var. Burak kendi rengini koyar oraya da. Dönem dizilerine yakışmışlığını çok gördük hem!

Peki siz dizilere ya da sinemaya dönmeyi düşünüyor musun?

Ahahaha. Harika bir fikir aslında. Birkaç dizi ve filmde oynadım. Ama açık söyleyeyim yaptığım eleştirmenlik işinin şantiyesini merak ettiğim için. Ancak belli ki çavuşluktan kalfalığa çıkmış olmalıyım ki birkaç kez “gel babacğım rolün hazır” hali oldu. Hazır olduğumda her türlü girerim sete. Sonuç itibarıyla kariyerimde sahne deneyimi, kariyerinde sahne olmayanlara oranla ciddi bir makas yaratır başlı başına!

Farklı projeleriniz var mı?

Önce farkı anlamam lazım. Her gün “fark” içeriği değişiyor çünkü. Hiç kısa süren bir işim olmadı açıkçası. Bu yaştan sonra da hüsran yaratacak bir projeyle zaman öldürmek benim için çok lüks. Ama şunu kıskanıyorum, iyi bir gurmeyle yol arkadaşı olarak topraklarımı, topraklarını, dünyayı ve mümkünse galaksiyi turlamayı. Ben işin tarihini anlatırım o da kültürünü. Renkli şeyler çıkar Vallahi. Dur ben bunu bir formatlayayım da, ekran mı var böylesi cesur ya da cüretkar?
YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

PAYLAŞ

  • Bunu Facebook'da paylaş!
  • Bunu Tweet'le!
  • Bunu Google Plus'ta paylaş!
  • Bunu Pinterest'te  paylaş!

YORUMLAR

Üye Girişi Yap

İsim

E-posta

Yorumunuz