Nermin Yurtoğlu
Tüm yazıları KENTLER VE TRENDLER Nermin Yurtoğlu nerminyurtoglu@gecce.com
16.11.2018 14:37

London calling!

Londra çağırdı, geldik.


Kentler ve Trendler köşemiz için bu hafta bizi, dünya'nın en ünlü kraliyet başkentlerinden, finanstan, sanat'a kadar dünya'nın en önemli merkezlerinden biri olan Londra 'çağırdı'.

Elbette gittik. Lakin, Londra öyle birkaç kelimeye, 3 paragraflık yazıya sığacak bir kent değil, en iyisi mi siz, bu kentin ruhunu yansıtan ve Rolling Stone Dergisi tarafından ''Tüm zamanların en iyi 500 albümü listesi''nde yer alan efsanevi Punk Rock Grubu The Clash grubunun London Calling şarkısını dinlerken ben biraz Londra'dan bahsedeyim.

Ünlü edebiyatçı Samuel Johnson '' Eğer bir insan eğer Londra'dan bıkarsa, hayattan bıkmış demektir' demiş. Biraz iddialı gelebilir ama gerçekten öyledir Londra, yaşayan bilir.

İlk kez 90'ların başında gelmişim bu kente. Zaman ne çabuk geçmiş!


O zamanlar ablamın romantik londra hayalinin gerçeğe dönüşüp, LSE (London School of Economics) 'de doktora'ya kabul edilmesi ile başlayan, lise yıllarımızda hayran olduğumuz müzik grupları ve sanatçıların yaşadığı kenti sonunda görebilecek olmanın heyecanı ile sisli puslu yağmurlu havası bir tarafa bir o kadarda farklı güzellikler barındıran bu kente , dil öğrenmek ve iş hayatımın önemli bir parçası olan yurtdışı seyahatlerim nedeniyle pek çok defa gelip gittim, her gelişimde heyecan duyduğum içinde kaybolmayı çok sevdiğim bir kent oldu Londra benim için.

Tutuculukları ve tuhaflıkları ile ün salan İngilizlerin, böylesine özgür, yenilikçi ve hemen hemen her konuda öncü bir şehir yaratmaları biraz abes görünse de aslında burada yaşarken 'Londra' nın diğer şehirlerden farkının da tam bu özelliklerden geçtiğini farkediyorsunuz.

Aslında ilk kez gelen biri için Londra oldukça karmaşık bir şehir olarak karşınıza çıkıyor - ilk başta bu kent hoşunuza gitmiyor ama zamanla içinize işlemeye başlıyor. Hatta bir süre sonra vazgeçilmeziniz olabiliyor.

Eğer buraya dil öğrenmek için gelenlerden iseniz, müthiş aksanlarını duymak için sabırsızlandığınız gerçek 'İngilizleri, turistik bölgelerde görmeyi fazla beklemeyin. Çoğu Londra dışında yaşamayı tercih ettiklerinden siz sadece bu kentte yaşadıkları için İngilizce konuşan insanlarla karşılaşacaksınız. Londra'da yaşayanlar çoğunlukla dışarıdan gelen öğrenciler veya ofis çalışanlarıdır. 'Posh' ingiliz gençleri ile belli merkezler dışında tanışabilmeniz oldukça zordur.

Londra'daki yaşam şaşırtıcı derecede hızlıdır. Burada insanlar sanki bir yerlere gitmek için her zaman acele ediyor ve bu acele sona ermiyor gibi görünür.

Londra'da ilk kez gittiğimde fark ettiğim ilk şeylerden biri, insanların sokaklarda ne kadar hızlı yürüdüğü olmuştu. Öyle ki, burada yürüyen merdivenlerin hızı bile dünya'nın başka bir metropolündekinden çok daha hızlı gelebilir.Dünya'nın yürüyerek en rahat gezilebilen kenti olan Londra'da genelde koşturan insanları görürsünüz.

Bununla birlikte, Londra gerçekten çok kültürlülüğün olduğu bir kenttir. Burada dünyanın her yerinden her yaştan insanla tanışırsınız.Bu insanların Londralı kimliği ile kendi gelenek, görenek örf ve adetlerini özgürce yaşattıklarına şahid olursunuz. Örneğin çoğunlukla Türklerin yaşadığı Wood Green, Newington Green gibi bölgeler de kendinizi Türkiye'de hissedebilirsiniz.

Ama en önemlisi, yetişkin bir insan olmak isteyenler, burada güçlü ve zayıf yanlarını keşfedebilir, her gün daha fazla şey öğrenebilir ve sürekli kendinize meydan okuyabilirsiniz - ve belki de bu çoğumuzun olmak istediği yerdir. Çünkü Londra sürekli olarak kendinizin daha iyi bir versiyonu olmanızı ister, dünyanın neler sunabileceğini görmenizi sağlar ve bazen de size sahip olmak ister. Bu nedenlerden dolayı, Londra'nın 20 ve 30'lu yaşlarda, 5-10 yıl arasında yaşamak için mükemmel olduğunu söyleyebilirim.

KEEP CALM and GO TO LONDON

Tüm bu anlattıklarım Londra konusunda sizi biraz düşündürmeye başladıysa, hadi gelin şimdi işin en keyifli kısmına yani Londra'yı turist olarak tarihinden, sanatına, gastronomisinden, moda anlayışına kadar ' turistik bir şehir olarak tanımaya geçelim.

Londra, İngiltere Birleşik Krallığının başkenti. İsmini MÖ.43' de Romalılardan almış. Roma İmparatorluğu şehre 'akan nehir' anlamına gelen Londonium ismini vermişler.O zamandan günümüze Londonium, Londra olmuş.

Bugün Londra içinde aslında üç tane şehir statüsünde birim barındırmakta, City of London, Westminister City ve Greater London.



Öncelikle belirteyim Londra’da ulaşımda diğer pek çok şey gibi ucuz değil. Ancak şanslısınız,dünyanın yürüyüş için en uygun kentindesiniz.Tatil için geldi iseniz ve aceleniz yoksa yürüyün..yürüyerek her yeri gezebilirsiniz. Ancak zamanınız kısıtlı ise büyük bir para tasarrufu sağladığından, yalnızca birkaç günlüğüne kalsanız bile seyahat için bir Oyster kart aldığınızdan emin olun.Şehirde metro ve otobüs ağı çok büyük ve son derece rahat gözleri görmeyen yolcular tren, otobüs ve havaalanı personelinden önceden bildirmek kaydıyla refakat hizmeti talep edebiliyorlar. Otobüslerin tekerlekli sandalyeliler için özel donanımları da var. Metro istasyonlarında biraz yorulabilir ve başlangıçta karışıklık yaşayabilirsiniz. O nedenle mutlaka girişte istasyon personeline sormadan 'line'a girmeyin, anonsları mutlaka dinleyin.Girişte ve çıkışta kartınızı okutmayı unutmayın. Ciddi cezalar söz konusu.

Ayrıca bol miktarda siyah kabin ve minicab var. Kült, 1958 model siyah Austin FX4 taksilerinin yerini bugün farklı model arabalar almış. Hepsi eskisi gibi siyah değil (minicab). Ancak hep ağırbaşlı ve yuvarlak hatlılar.Black Cab taksilerin yanısıra minicab’ler de var demiştim. Aralarındaki fark taksiye sokaktan binilebiliyor, minicab’i ise ancak telefonla çağırabiliyorsunuz. Özellikle yağmurlu havalarda sokakta taksi kalmadığında.

150 yılı aşkın süredir, Londra'da geleneksel bir siyah taksi (aynı zamanda Hackney arabası olarak bilinir) sürmek için bir lisans almak için, taksi sürücüleri ciddi bir sınav'ı geçmek zorundalar. 25.000 sokak ve 20.000 yer işareti içeren kenti bisikletle başlayarak detaylı bir şekilde öğrenmeleri isteniyormuş taksi şoförlerinden. Bu, iki ile dört yıl arasında şehri dolaşmak demek. Dolayısı ile taksiler Istanbul'dakilerle kıyaslanmayacak kadar konforlu, sürücüler profesyonel, kibar ve işlerini ciddiyetle yapıyorlar. Londra'ya gelen herkesin mutlaka deneyimlemesini öneriyorum.

Diğer bir önerim ise çok zorunlu olmadıkça araba kullanmamanız. Zaten belli saatlerde şehir merkezine özel araç ile girişler yasak, park etmek kabus ve de pahalı. Neyse ki toplu taşıma araçlarının konforu ve ulaşımı oldukça kolay olduğundan özel araç kullanmanın bir külfet olduğunu anlayacak pek ihtiyaç duymayacaksınız.

Mutlaka Görülmesi Gereken Turistik Yerler

O kadar fazla ki! Londra'ya gittiğim ilk zamanlarda sürekli gezip gördüğüm turistik yerleri birbirlerine yakın olanları biraraya getirerek kısa başlıklarla paylaşayım.

Merkezde bulunan Big Ben ve London Eye zaten karşılıklı. Westminster Abbey de öyle. Buralardan Southbank, National Gallery ve Trafalgar Square, Buckhingam Palace, St James’s Park ve Green Park’a yürüyerek ulaşabilirsiniz.


Parklar ; St James’s Park ya da Green Park (Ya da neden ikisi de olmasın)-National Gallery (Trafalgar Meydanı)

Natural History Museum-Victoria and Albert Museum-Science Museum-Hyde Park-Piccadilly Circus-Oxford Street

Piccadilly Circus (Buradan Soho sokaklarını gezebilirsiniz.)-Regent Street-Carnaby Street


Doğu Londra/Güney Londra ve vintage dükkanlar, pazarlar.Bu semtler biraz daha alternatif gezmek isteyenler için. Buraları erken bitirirseniz daha sonra Tower Hill tarafına metroyla geçebilirsiniz

Bu bölgede uzun kalmak isterseniz : Tower of London ve Tower Bridge taraflarını ilk güne alabilirsiniz. Tamamen zevklerinize kalmış.


Brixton-Brick Lane-Shoreditch (Müzikle aranız iyiyse Rough Trade mutlaka gezilmeli.)-Barbican Centre-Tower of London-Tower Bridge

Regent’s Park & Primrose Hill-Camden Town civarını gezebilirsiniz.

Detaylar derseniz internette oldukça fazla bilgi bulabiliyorsunuz o nedenle tekrar yazmak istemedim. Ancak Londra bence bu turistik mekanlarla birlikte çok daha farklı bir ruhu olan bir şehir.

Ben artık sadece birlikte Londra'yı gezdiğim ve Londra'yı daha iyi tanımak isteyen arkadaşlarıma göstermek veya anlatmak için buraları geziyorum diyebilirim.

Londra'nın turistik yerleri ile birlikte belirttiğim müzeleri,sanat galerileri, cool semt pazarları, gastronomisini yakından tanımak için turlar düzenliyorum dilerseniz bu turlar hakkında bilgi almak için bana yazabilirsiniz.

Gastronomi
Bundan herhalde bir 20- 25 yıl önce İngiliz mutfağı yabancı ziyaretçiler için tam bir şaka konusuydu. Bugün ise artık bir güçlü bir sektör durumunda.

Her kıtada toprakları olduğu için 'üzerinde güneş batmayan' ülke olarak bilinen Britanya İmparatorluğu'nun başkenti Londra oldukça göç alan bir başkent. Bu sayade kozmopolit yapısına bürünen Londra bu kozmopolitlikten müthiş dev bir sektör yaratmayı başarmış.


Bugün Londra'da Güney Amerika'dan Japonya'ya kadar dünyadaki yiyeceklerin en güzel örneklerini burada bulmak mümkün.Hatta bazı yemekleri kendi ülkelerinde bile bu kadar lezzetlisini bulamayabilirsiniz. Öylesine lezzetli ve iştah açıcı sunabilir. LaGavroche'deki Michelin yıldızlı haute mutfağından klasik rustik İtalyan mutfağına ve otantik Hint restoranlarından ucuz ve neşeli yemek mekanlarına kadar herşeyi Londra'da bulabilirsiniz.

Londra'daki yiyecek pazarları ilgisi olanlar için başlı başına bile bu kente bir seyahat nedeni iken benim en sevdiğim ve olan ve 11. yüzyıla kadar uzanan bir geçmişe sahip, Borough Market tek tam bağımsız pazardır. Mavi plak burada asılı kalır ve “Londra'nın en eski meyve ve sebze pazarı” olarak Southwark ilçesinin “halkın oyu” olarak adlandırılır Borough Market pazar günleri kapalı oluyor. Southwark metro istasyonundan yürüyerek ulaşabilirsiniz. Meyveler, kekler, hamur işleri, kokteyller gibi bir sürü yiyecek içecek bulabilirsiniz. Hem de uygun fiyatlı!


Portobello Road Market: Cumartesileri buraya gidilir derim. Sadece yiyecek değil giyim, süs eşyası gibi birçok şey satılıyor. Kalabalık oluyor genelde. Notting Hill Gate metro istasyonundan çıkıp kalabalığı takip ederseniz pazarın olduğu yere ulaşırsınız. Julia Roberts ile Hugh Grant filmini izleyenler burayı çok iyi anımsayacaklardır.

Camden Market: Benin en favori pazarım .Camden Town istasyonundan çıkıp, dükkanların olduğu yerleri gezdikten sonra, nehrin ve köprünün bulunduğu bölgeye doğru ilerleyin, bayılacaksınız.

Benim Londra'daki lezzetlerim ise kesinlikle kahvaltıda “Pancakes & Berries”,China Town da çin lokantaları, Fish&Chips, Sainsburry'de Donut's ve BBQ soslu tavuk ve pek çok dünya mutfağı.nerede yerseniz yiyin herşey çok lezzetli Diğer önerilerim,Hummingbird Bakery: Hayatımda yediğim en iyi cupcakele Ben’s Cookies: Burada ise, bu zamana kadar yediğim en iyi cookieleri yedim.

Tam da sırası gelmişken Londra'nın tabiri caizse geleneksel yemeği olan Fish& Chips'in ( İngilizlerin deyimi ile Crisps'in) hikayesinden bahsetmek ilginç olabilir;

1860'lı yıllarda henüz 13 yaşında olan Joseph Malin, East End'de fish& chips'i icat etmiş. Oldukça fakir olan ve kilim dokuyarak para kazanan ailesine bakmak için bodrumlarında patates kızartması yapmaya başlamış Yakındaki bir dükkandan kızarmış balıkla birlikte bu lezzetin oldukça iyi biraraya geldiğini farketmiş ve bu işi yapmaya koyulmuş ta ki 1970'lere kadar. 1871'de açılan dükkanı Covent Garden'daki Rock and Sole Plaice şu an hala hizmet veriyor.

Diğer bir ailesinin dokuma işinden ayrılan bir başka genç adam: Thomas Twining, aromalı üretimi yasaklanmadan önce benim Londra'dan paket paket getirdiğim Twining Çaylarının sahibi; 300 yıldan daha uzun bir süre önce Londra çay işinin Twining'i kurmuş. 1706 yılında satın aldığı dükkanda, aynı zamanda çay servis ederek rekabetin dışında kalan Tom's Coffee Shop, 216 Strand'da hala açık .Mutlaka ziyaret edin

Müzeler

Londra’ya gelip buradaki müzeleri gezmediyseniz Londra'yı görmüş sayılmazsınız. Çoğunun girişi ücretsiz olduğu için ayrıca keyif alacağınız müzelerde sadece tarih ve sanat yok, modernizm, yaratıcılık,doğa,bilim herşey bir arada.

Natural Museum,Science Museum ve V&A ( Victoria & Albert Museum)Bu üç müzeyi bir arada anlatacağım. Çünkü birbirlerine çok yakınlar. Üçüne de giriş ücretsiz ancak bazen geçici sergiler olabiliyor, onlar paralı.

Ücret ödemeden gezdiğiniz bölümler zaten sizi yeterince tatmin edecektir diye düşünüyorum. Güney Kensington'da bulunan bu müzeler dünyanın en eski, koleksiyonlarındaki milyonlarca eserin yer aldığı İngiliz müzesine kadar uzanan, dünyaca ünlü bazı müzeleri barındırmakta.

British Museum ise dünyanın gelmiş geçmiş tüm uygarlıklarının, ülkelerinin tarihi eserlerinin sergilendiği inanılmaz bir müze. Hakkıyla gezmek saatlerinizi alır, çünkü çok büyük.Afrika’dan, Ortadoğu’dan, Uzakdoğu’dan yüzlerce eser bu muhteşem yapıda güvenle saklanıyor. Ülkemizden de birçok eseri görebilirsiniz.

National Gallery Trafalgar Square’deki devasa binada yer alıyor. Londra’daki tüm muhteşem müzelerde olduğu gibi burası da ücretsiz.

İçeride dünyanın en bilindik tablolarının orijinalleri sergileniyor. Da Vinci, Michelangelo, Van Gogh gibi efsane ressamların eserleri hep burada. Hala aklımdan çıkmayan, hayran hayran tabloların içinde kaybolduğum müze…

Benim için hayran kaldığım bu 5 önemli müzenin yanı sıra; modern sanat müzesi olan Tate Modern ve çeşitli sergilere ev sahipliği yapan Tate Britain da görülesi Londra müzeleri arasında.Ayrıca Tate Modern’dan çıktıktan sonra karşıdaki köprüden geçerek Londra gezilecek yerler arasında yer alan St. Paul’s katedralini ziyaret edebilirsiniz.

Ya da buraya yakın olan Londra Müzesi (Museum of London) de ziyaret edilebilecek müzeler arasında yer alıyor. Buraya giriş de ücretsiz.

Sanat

Londra, graffiti sanatından modern sanat çalışmalarına, rönesans ustalarından klasik tabloya kadar her alanda görsel sanatlar için dünyanın en büyük merkezlerinden biridir. Mekanlar İngiliz sanat koleksiyonuyla Tate Britain gibi çağdaş galerilerden Cork Street'teki up-market ticari galerilerine, keskin Londra'daki dönüştürülmüş atölyelere ve sanat eserlerini sergilemek için dönüştürülmüş depolara kadar herşey sanat için vardır dedirtir.

Benim en büyük şansım Saatchi &Saatchi Galerisinden çıkarken meşhur The Rolling Stones 'ın gitaristi Ronnie Wood ile tanışmam oldu.

Londra'da bu süprizlere'de hazırlıklı olun.


Alışveriş

Dünya'nın moda akımlarını anında görebileceğiniz moda ikonlarının bulunduğu Bond Street butikleri, Knightsbridge’in emporia'sı Oxford Street’teki zincir mağazalarından klasik moda mağazalarına ve Londra’nın moda trendlerine kadar her şeyi bulabilirsiniz. Londra'da Oxford Street ten bahsetmişken Primark 'tan bahsetmezsek olmaz. Zaten gidenler çoktan keşfetmiştir. Portobello'da ve pek çok yerdeki Vintage pazarlara da mutlaka uğrayın.

Tiyatro ve şovlar
Londra’nın en büyük cazibe merkezlerinden biri, sunulan çeşitli gösteri ve oyunlardır. Tiyatro seyircileri, National Theatre'daki klasik drama, Globe'deki Shakespeare, West End'de bir dizi ciddi eserler ve eğlenceli müzikaller ve küçük tiyatro ve kulüplerde deneysel oyunlar arasından seçim yapabilirsiniz.


Evet, maalesef sadeleştirilmiş bir Londra yazısı bile bloğuma yetmediğini görüyorsunuzdur. Böylece Londra'yı neden farklı bir yere koyduğum daha iyi anlaşılabili umarım. Londra bence anlatılan değil gezilen, yaşanılan bir şehirdir. yaşandıkça anlaşılır farkedilir. Istanbul gibi..

Fakat Londra'yı tanımlamanın en iyi tarifi belkide burayı sevmek e kadar zor ise gün geçtikçe nefret etmek te bir o kadar zordur.

Haftaya bakalım nerede olacağız? Takibe devam..

*Samuel Johnson 1777 : '' When a man is tired of London, he is tired of life '
YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.
Bağlantılar: Nermin Yurtoğlu

PAYLAŞ

  • Bunu Facebook'da paylaş!
  • Bunu Tweet'le!
  • Bunu Google Plus'ta paylaş!
  • Bunu Pinterest'te  paylaş!