Fransa'nın Bahriyelisi : TOULON

Pırıl pırıl bir Ağustos sabahının erken saatlerinde dev gemimiz Toulon limanına demir attığında, gezimizin Fransa kıyılarındaki son noktası burası olduğundan gemide kahvaltı yapmayı aklımızdan bile geçirmedik ve kendimizi limandaki şık brasserie'lerden birine attık.

Kentler ve Trendler

Şanslıyız, tipik bir fransız kahvaltısı olan kruvasan, marmelat ve tereyağ üçlüsünün sanırım en lezzetlisine denk geldik. (Sıcacık ve lezzetli kruvasanların ve el yapımı marmelatların tadı hala damağımda, neden bizde doğru dürüst kruvasan yapılamaz?)

Toulon'a ilk baktığımda şirin ancak komşuları Cannes, Nice , Monaco gibi çekici bir cazibeye sahip olmayan ufacık bir liman kenti gibi göründü gözüme. Fakat biraz merak edip araştırdığımda bu ufacık liman kentinin tarihten günümüze nelere tanık olduğunu görüp hayret içinde kaldım.

Toulon'un tarihi, olağanüstü coğrafyası nedeniyle üç bin yıl öncesine dayanıyormuş. Doğal stratejik konumu nedeniyle tam bir askeri üst durumunda olan Toulon'un Tepesi Faron (yaklaşık 542 metre yüksekliğinde) şehrin uzun bir mesafeden gelen gemilerini görmelerini sağlamış. Faron adı bu nedenle Yunan “pharos” dan (deniz feneri) geliyormuş.

Toulon bugün üstün doğal özelliği nedeniyle tüm Akdeniz için Fransız Donanması'nın savaş limanı durumunda öyle ki bugün hala Faron'un tepesinde bir askeri kamp varmış.Kentin 12. yüzyıldan kalma katedralinin de biz Türkler açısından özel bir önemi var. Kanuni’yle I.François arasında imzalanan ittifak anlaşması gereğince Barbaros Hayrettin Paşa ve ordusu tarafından cami olarak kullanılmış. Bu bağlamda kentin önemli caddelerinin birine de, Çanakkale Savaşı’na atfen, “Çanakkale Boğazı” adının verildiğini belirteyim. Osmanlı deniz donanmasının Avrupa liman kentlerinde mutlaka bir izi var. Bu nedenle Toulon deniz müzesi ve askeri liman meraklısı için görülmeye değer.

Özgürlük Alanı’ndaki anıt çeşmeyi görmenizi de öneririm. Bugün kent yaşayanlarının en gözde buluşma noktası olan Özgürlük Alanı, adı üstünde, elinde meşale tutan Özgürlük Heykeli’nin Toulon’dan New York’a dek götürülmesinin anısına düzenlenip, bugünkü görünümünü almış.


Seyahat etmek o kadar büyülü bir şey ki , bir gezgin için baktığı , gördüğü hiçbirşey artık eskisi gibi olmuyor. Ancak seyahat etmekten daha da etkileyici başka bir şey daha var; Seyahat ettiğiniz yeni dünyaları yazmak, gördüklerinizi hissettiklerinizi yazıya dökebilmek..

Çünkü yazmak aslında daha çok okumak, daha çok araştırmak demek. Seyahat ettiğiniz yerlere sizden daha önce gelip yaşamış olanları daha iyi anlayabilmek , buraların değerini bilmek, bir değişime tanıklık etmek ve sonrasında bunları dilinin döndüğünce aktarabilmeke demek.

Bunları gemi seyahatimizin son günlerine yaklaştığımız bu günlerde Côte D'Azur'un başlangıç noktası olan Toulon limanına demir attığımızda bir kez daha anladım.


Roma kayıtlarındaki ismi Bahar Tanrıçası veya Tepenin etekleri ( Tol) ile Savaş Tanrısının (Martious) dan alan Toulon bizim için, güney fransa'nın Paris'i Marseille (Marsilya) ve Aix en Provence için bir geçiş noktası oluyor.

Haftaya bu iki güzel kenti anlatacağım.
YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: