Barselona, Barselona

Lüks ve Konforlu bir Devr-i Alem Gemi Seyahati

Kentler ve Trendler

Fransa kıyılarından akşam saatlerinde hareket eden gemimizde, bir taraftan günün yorgunluğunu aperatiflerimizle atmaya çalışırken diğer taraftan yemek sonrası üzerimize çöken rehavetin etkisiyle geç olmadan odalarımıza çekilip dinlenmeyi ve yarına daha dinç uyanabilmeyi planlıyoruz ki, tam da o sırada kulağımıza gelen buğulu bir ses ve etkileyici müzik bizi adeta kendimize getiriyor.

Sahnedeki İspanyol şarkıcının söylediği birbirinden güzel flamenko şarkıları dinlemeye koyuluyor, tadı damağımızda kalan fransız kentlerinin etkisinden çıkıp, yarın sabah demir atacağımız İspanya topraklarının etkisine girdiğimizi fark ediyoruz.



En son 'Barcelona, Barcelona' filmini izlerken bu hisse kapılmıştım yani hemen Barselona'yı görme hissinden bahsediyorum. Filmin çarpıcı konusunun yan ısıra izlerken aklınızın bir köşesinde bu kenti (eğer görmediyseniz) mutlaka görmek, eğer daha önce gördüyseniz tekrar gidip görme isteğiniz hasıl olur.

İşte bu buğulu ses ben de yine aynı etkiyi yaptı ve bu kez belki müzik veya film değil Barselona'nın ta kendisidir etkileyici olan diye düşünmeden edemedim.

Sabah gemimiz sireni ile İspanya'nın Madrid'den sonra ikinci büyük şehri, 17 özerk bölgeden biri ve Katalonya'nın başkenti olan Barselona'yı selamlarken, ben daha önce bir kaç kez geldiğim bu güzel kenti, günü birlikte olsa bir kez daha göreceğim için kendimi mutlu ve şanslı hissettim.

Şimdilerde dünya'nın en güzel ve en yaşanılası kentleri arasında gösterilen Barselona nın kuruluşu hakkında tam bir bilgi yok sadece birkaç iddia var , O iddialardan biri, kenti Hannibal'ın babası Cartagnalı General Hamilcar Barca nın kurduğu şeklinde. Aslında kentin adının Barca'dan geliyor olduğunu varsayarsak bu doğru olabilir gibi görünüyor, ne dersiniz?

Bugün ise Barselona demek, eşsiz eserleriyle kenti donatan mimar Gaudi, Picasso,Dali ve Mino, tadına bakmadan dönmek istemeyeceğiniz Paella, deniz ürünleri ağırlıklı ünlü gurme restoranları ile tapas barları demek. Kimileri için ise dünyanın sayılı kulüplerinden birine sahip olması nedeniyle futbol, İstiklal Caddesi'ni anımsatan La Rambla ve ince kumlu plajları ile tatil kenti demek.

Herkese hitap edecek farklı bir güzelliği bulunan dolu dolu bu kenti kısacık zamanımız nedeniyle bu kez hop on hop off otobüsleriyle dolaşmayı tercih ediyoruz..

Turistik gezi otobüsleri olan hop on hop off 'larda Barselona'yı gezmek için 3 farklı rota var; Kırmızı, Yeşil ve Mavi rotalar. Biz, Barselona'nın en fazla görülmesi gereken turistik yerlerininde dahil olduğu ( Sagrada Famillia'dan Barselona Futbol Stadyumu'na kadar) 20 farklı noktaya giden Mavi otobüsleri -rotayı seçiyoruz.

İlk durağımız elbette Barselona'nın en önemli yapıtlarından biri .Şehrin her köşesine imzasını atan Gaudi'nin tamamlayamadığı eseri Sagrada Familia (Kutsal aile katedrali).


Şöyle düşünün; Mısır'daki piramitler söylendiğine göre antik aletlerle yirmi yılda inşa edilmiş. Sagrada Familia ise tam 135 yıldır tamamlanamayan bir katedral! Yapımına 1882 yılında başlanan katedral ,Gaudi'nin karışık mimari projesinin çözümlenme zorluğu ve halktan gelen sembolik yardımlar nedeniyle bitirilemediği ve Gaudinin ölümünün 100. yılına denk gelen 20126 yılında tamamlanacağı söyleniyor. Katedral ile ilgili diğer ilginç bilgi ise,ünlü mimar bu devasa katedrali planlarken iki şeyden esinlenmiş bunlardan biri Rus Mimari tarzının kubbeleri diğeri ise Kapadokya'nın Peri bacaları imiş..

Otobüsümüzden iniyoruz, Sagrada Familia yine tüm ihtişamıyla karşımızda duruyor ve yine önünde metrelerce uzanan ziyaretçi kuyruğu var. Bu kez o uzun kuyrukta bekleyecek zamanımız belki biraz da sabrımız yok. Zaten bir önce gördüğümüzden farklı birşey olmadığını düşünerek, bir diğer Gaudi şahaserini yani Park Guell 'i görmek için yola devam ediyoruz.

Gaudi'nin Barselona denilince akla ilk gelen isimlerden biri olması bu şehirdeki eserlerini gördüğünüzde hiç şaşırtıcı gelmiyor. Nitekim kendisinin Sagrada Familia dışında ParkGuell, Mila (La Pedrera-yaşayan ev), Casa Baltlo isimli şahaser eserleri de şehrin her köşesine serpilmiş durumda ..

Park Guell

Burası tam bir masal dünyası gibi. Hansel&Gratel masalında anlatılan şekerleme evlere benzeyen binalar, yemyeşil bitkiler ve rengarenk mozaikler arasında masalsı bir görünüm sergiliyor Park Guell..

Her gelişimde seyretmeye doyamadığım Gaudi'nin renkli ve tuhaf dünyası Park Guell 'in aslında ilk toplu konut örneklerinden biri olduğunu duyduğumda oldukça şaşırmıştım.

Evet yanlış duymadınız burası ilk olarak bahçe-şehir olarak tasarlanmış sonrasında şehir parkına dönüşmüş. İçinde 2 ev, meydan,3 viyadük ,sütunlu salon, Gaudi'nin Sagrada Familia 'ya geçene kadar kullandığı kendi evi bulunuyor.Giriş Gaudi'nin evi hariç ücretsiz. (Evi gezmek 6 Euro civarındaydı yanılmıyorsam)


Giriş pavyonlarının arasında yer alan çifte merdivenin en önemli özelliği üzerindeki ejderha heykeli.Parktaki herşey gibi üzeri kırık seramiklerle kaplanmış olan ejderha aynı zamanda parkın simgesi.


Hypostyle salonu ve viyadükler burada dikkat çeken diğer bölümler arasında yer alıyor. Meydana çıkıp Barselona'yı tepeden izlemek ayrı bir keyif hele birde canlı müzik olursa..



Casa Mila ve Casa Batllo

Yine Gaudi'nin başyapıtlarından biri olan Casa Mila, havalandırma işlevi gören heykellere sahip.Eğimli, kıvrımlı iç mimarisi ile bu yapıt canlı bir organizasmaya benzetildiği için halk arasında 'yaşayan ev' (La Pedrera) olarak anılıyor.

Casa Batllo 'nun tepesindeki dört kollu haç Majorca 'dan getirilmiş seramiklerle kaplı Gaudi'nin Mudejar'dan etkilenip şehrin merkezine o dönemin en zengin sanayicisi için yaptığı 'Kemik ev' veya 'kocaağızlı ev' gibi Barselonalıların farklı isimlerle adlandırdığı ilginç eserlerden.


Las Ramblas

Şehirdeki Gaudi eserlerini gezdikten sonra, hızlı adımlarla önce şehrin en önemli meydanı olan Katolanya'dan geçip şehrin ana caddesi, Las Ramblas'a geldik.

Las Ramblas iskelede başlayıp ,şehrin merkezine kadar ulaşan en popüler caddelerden biri.Bu cadde 5 farklı Rambla' nın (caddenin) birleşmesinden oluşuyor.Caddenin sonunda bulunan Kristof Kolomb Anıtına doğru yürürken canlı heykeller, çiçek ve turistik eşya satan dükkanlardan,restoranlardan geçiyorsunuz.Caddenin hareketliliği İstiklal caddesini hatırlatıyor.


Cadde'nin renkliliği, canlılığı bir yana öncelikle güzeller güzeli yeğenime buradan istediği özel bir hediyeyi almak için cadde üzerindeki hediyelik eşya dükkanlarından birine giriyoruz. Sahibi ve çalışanlar hintli .Ürünlere bakarken nereden geldiğimiz soruluyor, Türkiye'den dediğimizde önce futbol sonrasında İstanbul hakkında sorular soruluyor bize. Ancak ilginç olan şu ki çalışan ekibin hepsi gayet anlaşılır şekilde türkçe konuşuyor! Şaşkınlığımı gizleyemediğimi görünce gülümseyerek mağaza sahibinin bir türk kızı ile evli olduğunu öğreniyoruz.Türkiye'yi ve Türkleri çok seviyorlar ,İstanbul'a hayran kaldıklarını dinliyoruz. İstanbul'un Barselona'dan çok daha güzel olduğunu ama Barselona'da yaşamın çok daha rahat olduğunu ekliyorlar.. (Kesinlikle katılıyorum) kısıtlı zamanımıza rağmen güzel sohbetler ederek, tabiki pazarlık yaparak hediyeler alıp Barselona'nın orta yerinde Hintlilerle Türkçe İstanbul'u konuşup mağazadan ayrılıyoruz. Dünya gerçekten çok küçük ve çok enteresan.

Bu arada saate bakıyoruz günü çoktan yarılamışız ve gemiye dönmeden önce Barselona'da gezeceğimiz bir kaç yer daha var,acele etmeliyiz..

Kristof Kolomb Heykeli

Las Ramblas caddesi sonundaki Port Vell adlı limanı Kristof Kolomb'un kocaman heykeli süslüyor. Bu heykel aynı zamanda Barselona'nın sembollerinden biri. 1888 yılında Rafael Atche tarafından yapılan ve yaklaşık 6 metre uzunluğundaki bu heykeli tek bir karede yakından fotoğraflamak oldukça zor.

O dönemde Amerika'nın varlığı bilinmediğinden Çin'e ulaşmayı düşünen Kolomb, doğu yerine sürekli batıya giderek Çin'e ulaşmayı hayal eder.Bu nedenle çıktığı kara parçasının Marco Polo nun anılarında yer alan adalar olduğunu zanneder. Oysa farkına varmadan yeni bir kıta keşfetmiştir.

Heykel kimine göre Amerika'yı işaret etmektedir ancak rivayetlere göre asıl işaret edilen yön ise 'kusursuz ve kuşkusuz Cezayir'dir.

Heykel amerika kıtasının keşfinin şerefine yapılmış ,ancak keşiften sonra Amerikan yerlilerinin katliamları artmış ve bugün bölgede pek çok kişi artık Amerikayı ve sömürgeciliği yücelten bu heykelin kaldırılmasını istiyor. Tarihi okuyunca aslında hiç te haksız da sayılmazlar


Port Vell ( Eski Liman)

Port Vell Barselona tarihinde önemli bir yere sahip olan ve La Rambla'nın sonunda yer alan Kristof Kolomb anıtından, La Barceloneta'ya dek uzanan şehrin en eski limanı.

Limanın sağ tarafında Gümrük Binası ve diğer tarafta Liman başkanlığı binası göz dolduruyor. Limanın 'yat kulüplerinin' bulunduğu rıhtım üzerinde kalan en hareketli bölgesi Mall d'Espanya'ya gitmek için La Rambla'nın sonundan dalgalı bir biçimde tasarlanmış 'Rambla del Mar' köprüsünü geçmek istiyoruz. O sırada gerçekleşen Yelken yarışları nedeniyle köprü açılıyor ve bu da bizim için unutulmaz bir deneyim oluyor.


Ve Barselona Mutfağı..

Katalan Mutfağı dünya'nın en önde gelen mutfaklarından. Birbirinden ünlü restoranlar var ancak bizim zamanımız yok bu özel mutfağının lezzetlerini tatmak istiyoruz.

Las Ramblas 'ta gezinirken acıktığımı fark ediyoruz ve cadde üzerinde atmosferiyle ve menüsüyle gözümüze çarpan Restaurante Moka'da karar kılıyor ve içeri giriyoruz.

Fiyatları makul ve oldukça kaliteli hizmet veren bir restoran burası. Aslında Avrupa şehirlerinin en sevdiğim tarafı nerede olursanız olun, servis, hijyen, lezzet konusunda çoğu restoranların standardı İstanbul'da bulabileceklerimizden çok daha iyi.

Kendimize geleneksel Paella, Midye Tava ve İspanyol Omleti oluşan mükellef lezzetlerle dolu bir menü söylüyoruz.

Görünümü kadar lezzetleri de şahane olan menüyü tadarken özellikle Bir foodie olarak, ilerleyen günlerde sadece bu özel bölgenin lezzetlerini anlatacağım bir makale yazacağıma dair kendime söz veriyorum.


Barselona bu kadar kısa zamanda gezilecek bir yer değil. Zaten bir turizm ve seyahat profesyoneli olarak özellikle belirtmek istediğim bir detay var; Barselona bugün dünya'nın önde gelen seyahat destinasyonlarından biri durumunda. Öyleki 1 milyon küsur nüfusa sahip kent bugün 30 milyondan fazla turist ağırlıyor ve Barselona halkı bugün turistlerden bıkma noktasına gelmiş durumda. Aslında şımarıklık gibi görünse de hiç haksız sayılmazlar çünkü bu sayı İstanbul'a gelen turistin 5 - 6 katı demek. Küçücük bir Barselona için bu sayı çok fazla. Istanbul ile kıyaslandığında kesinlikle daha fazla turisti hak ediyoruz fakat buradan çıkartılması gereken dersler var ;Turizm ciddi bir büyürken planlanması gereken bir sektör . Aksi taktirde yerel halk, kültür ve doğa herşeyi ile harap olabiliyor.

Neyse Turizm öyle geniş bir konu ki, görüşlerimi farklı bir yazıya bırakmam en iyisi olacak .

Zaman ne kadar hızlı geçiyor artık gemiye dönmeliyiz. Dönüşte ahh be 'Barcelona ' yine çok keyifliydin ! diye aklımdan geçiriyorum.

Avrupa'da deniz erişimine sahip bir kaç büyük şehirden biri, gotik ve modern mimarinin harikalar kenti ve havalı atmosferiyle Barselona'nın daha gezilip görülecek pek çok yeri var.Ancak biz yine gemimize geri dönmek zorundayız. Akşam gemide Gala Gecesi var yarın ise İtalya'ya geçiyoruz .

Gün sonunda Barselona'da fazla kalamadığımız için hüzünlü ancak yarın İtalya Napoliye geçip yeni güzellikler keşfedeceğimiz için heyecanlıyız.

En iyisi yarınlara, yeni güzelliklere odaklanmak diyor ve hızlı adımlarla gemimize gidiyoruz.

Napoli'de görüşmek üzere..

YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: