ŞİZOFRENİ HASTALARINI ELE ALDI

Bundan 10 yıl önce 'Mum Kokulu Kadınlar Filmi'yle 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülünü alan Yasemin Alkaya, ikinci belgeseli 'Yaşam Arsızı'yla Türkiye'deki şizofreni gerçeğine ışık tutuyor. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Film Festivali'nde büyük ilgi gören ve iki kez gösterilen belgesel, Alkaya'nın çocukluk arkadaşı Elif ile şizofren kardeşlerinin yaşadığı dramı anlatıyor. Alkaya bu belgeseliyle toplumu duyarlı olmaya çağırıyor ve şizofrenler için bir vakıf kurulmasına da önayak olmaya çalışıyor.

Magazin - 06.05.2008 11:29
ŞİZOFRENİ HASTALARINI ELE ALDI
* Belgesele konu alan Elif aslında sizin çocukluk arkadaşınızmış...
Çocukluk yıllarımızda bir yıl aynı apartmanda oturmuştuk. 20 yıl hiç görüşmedik. Elif yanlış kararları nedeniyle hem kendisinin hem de kardeşlerinin hayatını mahvettiğini düşünerek büyük acılar çekmiş...

* Neler yaşamış?
16 yaşındayken anne ve babası bir kazada hayatını kaybediyor. Kardeşlerine bakması ve evi geçindirmesi bekleniyor. Üstelik alkolik bir adamla evleniyor ve iki çocuğu oluyor. Şizofreni hastası olan kardeşleri 10 yıl boyunca sokakta yaşıyor. Defalarca tecavüze uğruyor, çöplerden yemek topluyorlar.

ÇOCUKLARI BANA EMANET ETTİ

* Sizi Elif mi buldu?
Evet, 10 yıl önce 'Mum Kokulu Kadınlar'la üst üste ödül aldığım bir dönem vardı. Her gazetede haberim çıkıyordu. Beni ilk bulduğunda ondan süratle kaçtım. Çünkü hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi düşündüm. Fakat aradan dört yıl geçti ve Elif beni yeniden buldu. Bana, 'Yakın bir zamanda öleceğimi düşünüyorum. Çocuklarımı sadece sana emanet edebilirim' dedi. O noktadan sonra kaçamadım.

* Bu hikayeden neden belgesel yapmaya karar verdiniz?
Elif'in en çok rahatsız olduğu şey parasızlık, kötü koşullarda yaşamak filan değil; insanların anlayışsızlığıydı. Bu acı hikayeye benim gözümle birileri daha tanık olsun istedim. Tanıklar çoğaldıkçe benim gibi sevgi ve anlayışla bakabilecek insanlar artacaktır. İkinci amaç da kendimize ayna olmak. Türk halkı olarak ne olduğumuzu ve toplum olarak bazen ne kadar zalimleşebileceğimizi göstermek istedim. Biz ne yazık ki işimize geldiği sürece yardımseveriz.

* Belgesel değil de bir sinema filmi olarak çekmek istemez miydiniz?
Aslında yazdıklarından önce bir drama çıktı. Ama ben belgesel tarzında çekilmesi taraftarıydım. Bu hikayeyi Elif'in anlatması gerektiğini düşündüm. Aslında bir oyuncu olarak bu rolü oynamayı çok isterdim...

AĞLIYOR VE UNUTUYORUZ

* Kendi imkanlarınızla çektiniz değil mi bu filmi?
Evet. Çünkü yapımcılar normal film gibi yapmak istediler. Fakat çocuklar büyüyordu ve benim de hemen çekmem gerekiyordu.

* Film İstanbul Film Festivali'nde gösterildiğinde nasıl tepkiler aldınız?
İnsanlar çok etkilendi ve ağladı. Ama biz tabii ki çok çabuk ağlayan bir toplumuz. Ne yazık ki, ağlıyor ve unutuyoruz. O yüzden bunlardan çok fazla etkilenmiyorum.

* Peki film vizyona girecek mi?
Türkiye'de belgeseller vizyona girmiyor. Ama 'Yaşam Arsızı'na talep bu kadar çok olup, ek gösterim konulunca halkımızın gerçekleri daha fazla görmeye ihtiyaç duyduğunu anladık. Yakın zamanda vizyona girebilir.

* Filmde devletin, şizofreni hastalarına destek olmadığının altı çiziliyor...
Hastaneler şizofreni almıyor, 'Evde bakacaksın' diyor. Bazıları evde bakılamayacak durumda. Ama diyorlar ki, 'Senin kendinin bakamadığı çocuğa devlet nasıl baksın!' Bu bakış açısı değişmediği sürece sosyal devlet olma ihtimalimiz mümkün değil. Devlet bizim yetişemediğimiz noktada bizim yerimize hareket için vardır.

* Şizofrenler için bir vakıf kurulmasına aracılık ettiğiniz doğru mu?
Evet, çalışıyorum. Festivalden iki ay önce görüşmelere başladım. İnsanları harekete geçirmek istiyorum. Hem Kadından Sorumlu Devlet Bakanımız hem de Sağlık Bakanımız çok ilgilendi. Ama bunlar vaat olarak kalmamalı.

TANINMAYI HİÇ SEVMİYORUM

* 'Mum Kokulu Kadınlar' filmiyle tanındınız hatta ödül aldınız. Sonra ne oldu, bir kopuş mu başladı oyunculuktan?
Birkaç TV filminin dışında sinema filmi yapmadım ama tiyatro yaptım. Bu süre içinde çekmek istediğim film projelerimin üstüne yoğunlaştım. Projelerim eğlendirici olmadığı için yapımcı bulamadım. Kendi filmlerimi kendim çekiyorum.

* Popüler kültürden kaçıyor musunuz?
Çok yıpratıcı, o başka bir profesyonellik istiyor. Onla uğraşmak ve tanınmayı sevmek şart. Bense hiç sevmiyorum. Sokakta birileri sırf bir ünlüyle tanışmış olma zevkini yaşasın diye saçma sapan soruların sorulmasından çok rahatsız oluyorum. Ve birdenbire dünyanın en antipatik insanına dönüşüyorum. Zaten bizim soru soramamak gibi korkunç bir durumumuz var..

* Bir röportajınızda 'Beşinci Kat' benim için bir kaçış demiştiniz... Ucuz işler yapmaktansa, parayı bu şekilde kazanmayı tercih ettiğinizi söyleyebilir miyiz?
Evet, bir bahane tabii ki. İstediğim projeye 'evet, istemediğime 'hayır' deme lüksüm var. Eğer oradan para kazanmıyor olsaydım, istemediğim dizilerde oynamak zorunda kalırdım.

* Bu kararınızdan dolayı hiç pişman oldunuz mu?
Bazen, 'oyunculuk yaparak para kazanmayı seçseydim şu anda oyunculuktan nefret ediyor olur muydum acaba?' diye düşünüyorum. Nefret eden arkadaşlarım var çünkü. Hâlâ bir role büyük bir aşkla bir hazırlanma istediği var bende.

* Bir kere evlendiniz ayrıldınız... Yeniden düşünür müsünüz?
Bazı ihtiyaçların ya da toplumsal baskılardan doğan ilişkilerin aslında bir yalana dönüşmüş olmasına tahammül edemiyorum. Çünkü 'bir yastıkta kocayalım', insanların 40 yaşına kadar yaşadığı bir dönemde çıkmış bir laf. Artık insan ömrü çok uzun, doğal olarak bizim bir yastıkta kocayacak tahammülümüz yok.

* Neden?
Sevgi bitmeyebilir ama aşk ve cinsel çekim gerçekten bitiyor. Ya ayrılacaklar ya da birbirlerime izin verecekler başka heyecanlar yaşamak için. Özellikle bizim gibi sanatla uğraşan insanlar için iyice zor. Çünkü o heyecana ihtiyaç duyuyorsun. İşte, benim 15 yıldır hayat arkadaşım: Şimşir. (kedisi)

* Türkiye'de oyuncular hak ettikleri yeri buluyor mu sizce?
Türk Sineması'nda da tiyatrosunda da olağanüstü oyuncular var. Hatta varolan sinemayı da oyuncular taşıdı. O kalitede oyuncularımız olmasaydı Türk Sineması diye bir şey olmazdı. Bir-iki tane çok özel yönetmen sayabiliriz ama yüzlerce çok iyi oyuncu sayarız. Hatta buyurun Robert de Niro'yu, Meryl Streep'i getirin bizim koşullarımıza, 15 günde benim gösterdiğim ya da Haluk'un (Bilginer) gösterdiği performansı göstersin. İmkansız! Biz çok kötü koşullarda can havliyle inanılmaz şeyler yaratıyoruz.

* Sivri dilli olmanızdan dolayı 'sevilmeyen bir oyuncu' olduğunuzu söylüyorsunuz bir yerde...
Sevilmeyen oyuncudan ziyade, sevilmeyen insan oluyorum. Çünkü adaletsizliklere karşı savaşma isteği en büyük güdüm.

* Nelere tepki gösteriyorsunuz mesela?
Mesela 1997 yılında Haluk Bilginer'e 'Masumiyet' filmindeki o şahane rolüyle 'En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu' ödülü vermişlerdi. 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülünü ise kendi dublajını bile yapamayan biri almıştı. Ödülü ben verecektim. Sahneye çıktım, zarfı açtım ve 'Jürinin kriteri nedir, bu ödülü dakikaya bakarak mı veriyorsunuz, bu da bir başrol, yardımcı oyuncu olarak değerlendiremeyeceğimiz bir rol' dedim. Bütün salon ayağa kalkmıştı. Sonra Adana'da Bilginer'e 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülü vermişlerdi.

* Kimdi 'En İyi Erkek Oyuncu' ödülünü alan isim, hatırlıyor musunuz?
Eski Yeşilçamlılar'dan biri. (Tanju Gürsu) Seslendirmesini Müşfik Kenter yapmıştı. Müşfik Kenter bugün ağaca konuşsa zaten ağaç da oynar. Kaç tane oyuncumuz var öyle iyi oynayan. Dünya çapında bir oyunculuktu onun o filmdeki oyunculuğu...
Günaydın
YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber, sadece gecce.com’a link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

PAYLAŞ

  • Bunu Facebook'da paylaş!
  • Bunu Tweet'le!
  • Bunu Google Plus'ta paylaş!
  • Bunu Pinterest'te  paylaş!

YORUMLAR

Üye Girişi Yap

İsim

E-posta

Yorumunuz

EN ÇOK TIKLANANLAR

  • Serenay Sarıkaya'nın ilham kaynağı
  • Tolga Sarıtaş aşk iddialarına cevap verdi!
  • Demet Akalın'dan Eser Yenenler'e olay cevap!
  • Ünlü çift kural bozdu!
  • Ünlü oyuncu ölümden döndü!
  • Adli Tıp'dan Rüzgar Çetin’e kötü haber!
  • Adriana Lima: Artık soyunmayacağım!
  • Demet Şener hakkında şok iddia!
Serenay Sarıkaya'nın ilham kaynağı