İstanbul’un kültür sanat sahnesinde hafızayı tetikleyen güçlü bir sergi izleyiciyle buluştu. SALT Galata’da kapılarını açan Toprakaltı sergisi, yalnızca bir sanat üretimi olarak kalmıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine kazınmış en kritik kırılmalardan birini yeniden gündeme taşıyor. Sanatçı Onur Gökmen, 1986 yılında gerçekleşen Çernobil Faciası sonrası Karadeniz bölgesinde ortaya çıkan radyoaktif kirliliği merkezine alıyor.
Ancak sergi, yalnızca bir felaketi anlatmakla yetinmiyor. Bunun yerine, toplumsal hafızada bastırılan, göz ardı edilen ve hatta inkâr edilen gerçekleri katmanlı bir anlatıyla gün yüzüne çıkarıyor. Böylece izleyici, yalnızca geçmişe bakmıyor; aynı zamanda bugünü de sorguluyor.
Belgeselden Kurguya: Çok Katmanlı Bir Anlatı
Sergi, farklı bölümler üzerinden ilerleyen güçlü bir kurguya sahip. İlk bölümde izleyici, İnci ve Ali Gökmen’in anlatılarına dayanan belgesel bir çalışmayla karşılaşıyor. Bu bölüm, bireysel hafızayı kolektif gerçeklikle buluşturuyor.
Ardından gelen ikinci bölüm ise anlatının yönünü keskin bir şekilde değiştiriyor. Bu kez bir televizyon stüdyosu kurgusu üzerinden medya, bürokrasi ve devlet ilişkileri mercek altına alınıyor. Özellikle çaydaki radyoaktif madde oranını küçümseyen ve kamuoyunu yanıltan söylemler, burada sanatın diliyle yeniden üretiliyor.
Bu noktada sergide yer alan kısa film, yalnızca bir sanat işi olarak değil, aynı zamanda güçlü bir eleştiri aracı olarak öne çıkıyor. İzleyici, gerçekle kurgu arasındaki ince çizgide ilerlerken, geçmişte duyduğu söylemleri yeniden sorgulama fırsatı buluyor.
Karadeniz, Çay ve Görmezden Gelinen Gerçekler
Serginin en çarpıcı tarafı, Türkiye’de uzun yıllar boyunca tartışmalı şekilde ele alınan bir konuyu merkezine alması. Çernobil sonrası Karadeniz’de yetişen çayda tespit edilen radyasyon, dönemin politik ve medyatik söylemleriyle çoğu zaman gölgede kaldı.
Nitekim o yıllarda kamuoyuna sunulan açıklamalar ile bilim insanlarının uyarıları arasında ciddi bir uçurum oluştu. Hatta bazı açıklamalar, bugün bakıldığında kara mizah olarak anılacak kadar çarpıcı bir gerçeklik taşıyor .
İşte Toprakaltı, tam da bu noktada devreye giriyor. Sanat, burada yalnızca estetik bir ifade biçimi değil; aynı zamanda hafızayı diri tutan, sorgulayan ve yüzleşmeye çağıran güçlü bir araç haline geliyor. Bu nedenle sergi, izleyiciyi pasif bir konumda bırakmıyor; aksine aktif bir düşünme sürecine davet ediyor.
3 Mayıs’a Kadar Kaçırılmaması Gereken Bir Deneyim
Sergi, 3 Mayıs’a kadar ziyaret edilebiliyor. Ancak bu deneyimi yalnızca gezilecek bir sergi olarak tanımlamak yetersiz kalıyor. Çünkü Toprakaltı, her bölümde yeni sorular sorduruyor ve geçmişle bugün arasında güçlü bir bağ kuruyor.
Bu nedenle İstanbul’da sanatın dönüştürücü gücünü deneyimlemek isteyenler için bu sergi önemli bir durak olarak öne çıkıyor. Özellikle güncel sanatın toplumsal meselelerle kurduğu ilişkiyi görmek isteyenler için güçlü bir referans noktası sunuyor.